AiLeVaDiSi FoRuM  

Go Back   AiLeVaDiSi FoRuM > GeneL Forum > AileVadisi öğrenci Yardım

AileVadisi öğrenci Yardım Bu forum altında senelik ödevlerden üni sorularına kadar her çeşit paylaşım yapıLa biLir

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 18-11-2009, 10:47 AM   #41 (permalink)
 
mephilim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Oct 2009
Bulunduğu yer: afyon
Yaş: 25
Mesajlar: 120
mephilim is on a distinguished road
Standart

BİRİM VE BİRİM SİSTEMLERİ
Bir cismin uzunluğunu sadece sayı olarak vermek hiç bir şey ifade etmez. Sayının
yanında birimi verildiğinde, ancak o cismin uzunluğunu değerlendirebiliriz. Her
büyüklük ölçü sayısı ve birim olmak üzere iki kısımdan oluşur(vektörel büyüklüklerde
ölçü sayısı ve birimi ile birlikte doğrultu ve yönünün de bilinmesi gerekir).
Birimler çok eski zamanlardan beri uluslarca kullanılmıştır. Ulusların kullandığı
birimler çok çeşitliydi, hatta çoğu bilimsel tanımdan yoksundu. Bu durum bilimin
anlaşılmasını ve gelişmesini zorlaştırmaktaydı. Bu karışıklık uluslararası anlaşmalarla
önlenmiştir. Her bir büyüklük için diğerlerinden apayrı bir birim tanımlamaya da gerek
yoktur. Çünkü bütün büyüklükler uzunluk, kütle(veya teknikte kuvvet) ve zamanın bir
fonksiyonu olarak ortaya çıktığından, bunlara ait birimlerle ifade edilebilirler. Bu
büyüklüklere temel büyüklükler denir. Temel büyüklüklerden türetilen büyüklüklere de
türetilmiş büyüklükler denir. Birim sistemlerinden uluslararası anlaşmalarla kabul
edilmiş olan ve en çok kullanılan dört tanesi; cgs mutlak birimler sistemi, mks mutlak
birimler sistemi, gravitasyonel “mkfs“ birimler sistemi ve uluslararası birim
sistemidir(SI).
1.1.CGS MUTLAK BİRİMLER SİSTEMİ
Uzunluk, kütle ve zaman temel kavramları üzerine kurulmuştur. Bu üç temel kavram
için temel birim olarak santimetre(cm), gram(g) ve saniye(s) kabul edildiğinden
santimetre, gram, saniye veya kısaca cgs sistemi adını alır.
1.2.MKS MUTLAK BİRİMLER SİSTEMİ VEYA PRATİK BİRİMLER
SİSTEMİ
Bu sistemde temel kavramlar yine uzunluk, kütle ve zamandır. Elektrikte, akım şiddeti
de temel kavramlar arasına girer. Temel birimler olarak, uzunluk için metre(m), kütle
için kilogram(kg), zaman için saniye(s) ve akım için amper(A) kabul edildiğinden
kısaca mks veya mksA sistemi olarak bilinir.
1.3.GRAVİTASYONEL “M KF S” BİRİMLER SİSTEMİ
Kütle yerine kuvveti temel kavram kabul eden bu sistemde, temel birimler uzunluk
için metre(m), kuvvet için 1 kg kütleye Paris’te etkiyen yerçekimi olan kilofors(kf) ve
zaman için saniyedir(s). 1 kg kütleye etkiyen yerçekimi her yerde aynı olmadığı için
bu sistem mutlak bir birim sistemi değildir. Bu sistem daha çok mühendislikte ve halk
arasında kullanılmaktadır. mkfs sisteminde kütle için özel bir birim yoktur. 1 mkfs
kütle birimi 9,81 kg olup, 1 kilogram kuvvetin etkisiyle 1 m/s2 ’lik ivme kazanan cismin
kütlesi olarak tanımlanır.
ULUSLARARASI BİRİM SİSTEMİ (SI)
Uluslararası Ölçüler Konferansı’nın 1971’de yaptığı toplantıda, en temel
büyüklüklerden(zaman, kütle, zaman) başka, dört temel büyüklüğün daha birimlerini
içine alan uluslararası birim sistemi tanımlanmıştır. Uluslararası birim sistemi, mks
mutlak birimler sistemini kapsar. SI birim sistemi en önemli birim sistemidir
BİRİM ADLARI VE İŞARETLERİ KONUSUNDA ULUSLARARASI
KURAL
Birim adlarının ve sembollerinin yazılışı konusunda da birliği sağlayıcı uluslararası
kurallar vardır. Bilimin gelişmesine katkıda bulunmuş bir bilim adamını anmak için
tanımlanan birimin adı olan kelime, anılan bilimcinin adıyla karışmasını önlemek
amacıyla, küçük harfle başlayarak yazılır. Ancak bu birimin kısaltılmış işareti mutlaka
büyük harfle belirtilir. Sözgelimi; Newton’un adını anmak üzere tanımlanan kuvvet
birimi newton(N), Kelvin’in adını anmak üzere tanımlanan sıcaklık birimi kelvin(K)
.....gibi. Bir özel isme bağlı olmaksızın tanımlanan birim adları ve bunların işaretleri
küçük harfle yazılır. Sözgelimi; santimetre(cm), gram(g) .......gibi
mephilim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 02-05-2011, 08:23 PM   #42 (permalink)
ÇE-KC - uSTa
 
m@nnah_dr€m - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Feb 2011
Mesajlar: 15,425
m@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant future
Standart

HÜCRE


Hücre
, bir organizmanın en küçük yapısal ve fonksiyonel birimi. Çoğunlukla bir zar içerisindeki stoplazma ve nükleusdan meydana gelir ve ancak mikroskop yardımı ile görülebilir.
Tarihçe

Hücreyi ilk bulan ve tanımlayan İngiliz uzman Robert Hooke'tur. Hooke mikroskopla incelemekte olduğu mantar parçasının yanyana dizili bitişik bölümlerden oluştuğunu görmüş, bu yapı birimlerine "hücre" adını vermiştir (1665). Daha sonra 1671 yılında Grew ve 1672 yılında Malpighi, bitkilerde de aynı yapı birimlerinin olduğunu bulmuşlardır. 19. yüzyılın ortalarında "hücre kuramı" ortaya atılmıştır. Günümüze dek geliştirilen hücre kuramı (hücrelerin yapısını, özelliklerini, oluşumlarını vb. tanımlayan kuram) biyolojiye büyük ilerlemeler sağlamıştır.bunun yanı sıra hücrenin biyolojiye ve bize kattıkları büyüktür...


Yapısı

Atomların molekülleri, moleküllerin makromolekülleri, makromoleküllerin makromoleküler kompleksleri oluşturmasıyla, dokuların en küçük yapı taşları olan ve yaşamın tüm özelliklerini sergileyen hücreler oluşmaktadır. Genel olarak tüm hücreler temelde aynı yapıya sahiptirler. Fakat bulundukları dokuya ve dolayısıyla fonksiyonlara bağlı olarak bazı özelleşmeler gösterirler. Bitkisel ve hayvansal her organizma, bu temel yapı taşlarından oluşur. İnsan vücudunda yaklaşık olarak 1014 adet hücre bulunmaktadır.
Tüm hücreler “hücre zarı” denilen bir yapıyla çevrelenirler. Hücrelerin içinde “sitoplazma” denilen bir sıvı ve bunun içinde dağılmış “organel” denilen yapılar bulunur.


Hücre Yapısı: 1)Çekirdekçik 2) Çekirdek 3)Ribozom 4)Vezikül 5)Granüllü (Tanecikli)Endoplazmik Retikulum 6)Golgi Aygıtı 7)Sitoiskelet 8)Granülsüz (Düz)Endoplazmik Retikulum 9)Mitokondriler 10)Koful 11)Sitoplazma 12)Lizozom 13)Sentriyoller

Hücre biçimleri

Hücreler çok çeşitli biçimlerde olabilirler. Büyük bir çoğunluğu alyuvarlar gibi yumurta biçimli ya da küreseldir. Bunun yanısıra, mide hücreleri ya da meyve kabuğundaki hücreler gibi silindir biçimli; kas hücreleri gibi uzun; sinir hücreleri gibi dallı, deri ve çiçeklerin yapraklarındaki hücreler gibi yassı biçimli hücreler de vardır.Son yapılan araştırmalarda kare biçiminde hücrelerin olduğu tespit edilmiştir.
Hücrenin boyutları genellikle birkaç mikronluk büyüklüğe ulaşabilir (bir mikron milimetrenin binde birine eşittir.)

Hücre çeşitleri

Prokaryotik hücreler
Bakteriler ve mavi-yeşil alglerdeki hücre tipleri bu gruba girer. Bunların çekirdek zarı ile çevrili çekirdekleri yoktur. Sitoplazmalarında mitokondri gibi zarlı organeller yoktur. Kalıtım maddesi olan DNA sitoplazma içerisine dağılmış durumdadır. Ribozomları vardır. Bu hücrelerin hayati faaliyetleri sittoplazmada ve hücre zarında gerçekleşir.

Ökaryotik hücreler


Bir yumurta hücresi (oosit)

Ökaryotlar (Lat. Eukaryota), "organel zarı" bulunduran organizmaları, dolayısıyla çekirdek materyali hücrenin gerçek çekirdeğe sahip organizmaları kapsayan canlı âlemidir. Karyon Latince'de "çekirdek" anlamını verir -eu ön takısı da "gerçek" demektir.
Kalıtsal materyal, hücre içerisinde belirli bir zarla çevrilmiş çekirdeğin içinde bulunur. Kromozomlar DNA'dan ve proteinden oluşmuş olup, mitozla bölünürler. Ökaryotlar, sitoplazmalarında karmaşık organeller bulundururlar. Ökaryotik hücreler, Prokaryotlara göre çok gelişmişlerdir, hayvanlar, bitkiler, mantarlar ve protistler âlemlerini kapsar.

Hücre zarı

Hücre zarının Yapısı

"Sitoplazmik hücre zarı" da denir. Hücreyi dış ortamdan ayıran, seçici geçirgen canlı yapıdır. Hücreyi çevreleyen birim zar ortalama olarak 75 Angström (75x10-7 mm) kalınlığındadır. Birim zar içte ve dışta birer protein tabakası ile ortada bir lipid katından yapılmıştır. Elektron mikroskobu çalışmaları, zarların lipoproteinlerden yapılmış mozaik şeklindeki fonksiyonel birimler olarak incelenmesinin daha uygun olacağını göstermektedir. Hücre zarı hücreye şekil vermekle kalmaz, besin maddelerinin ve artık maddelerin hücreye giriş çıkışını da ayarlar. Zar aynı zamanda hücrenin koruyucusudur.
İlk bilimsel model Danielli ve Dawson tarafından ortaya atılmıştır. Bu model uzunca bir süre benimsendi ancak bu model hücre zarının işleyişini açıklayamadı. 1972 yılında Singer ve Nicolson'ın akıcı-mozayik zar modeli ortaya kondu. Bu modele göre zarın yapısında %65 protein, %33 lipit, %2 karbonhidrat bulunmaktaydı.
Hücre zarı, gözenekli ve yarı geçirgen yapıya sahiptir. Esas yapı taşları lipid ve proteinlerdir. Her hücrenin protein, yağ ve karbonhidrat oranları birbirlerinden farklı olduğu için her hücre zarı, o hücreye özgüdür. Hücreye gelen bütün kimyasal maddeler ve elektriksel iletiler hücre zarı ile alınır.Hücre zarının yapısında protein, yağ ve karbonhidrat bulunur. Hücre zarının görevleri;
  • Sitoplazmayı çevreleyerek hücreye şekil verir ve dağılmasını engeller.
  • Madde alış verişini düzenler.
  • Ozmatik dengenin düzenlenmesinde görev alır.
  • Salgı görevi vardır.
  • Enzimleri taşıyıcı görevi vardır.
  • Uyarı iletimi yapar.
  • Hücrelerin birbirlerini tanımalarını sağlar
  • Ayrıca esnek ve yumuşaktır

Sitoplazma

Mikroskopla bakıldığında hücrenin yapısı, keratin (kırmızı) ve DNA (yeşil)

Hücre zarı ile çekirdek zarı arasında kalan hücre bölümünü kaplayan, homojen nitelikte, kolloidal ve devamlı değişim halinde bulunan bir eriyiktir. Sitoplazma inorganik maddeler (çeşitli iyonlar metal tuzları, asit ve bazlar), organik maddeler, protein, yağ, karbonhidrat, nükleik asitler, hormonlar) ve % 60-95 arasında değişen sudan ibarettir. Sitoplazmanın içerisinde çeşitli canlı yapılar (organeller) ve cansız yapılar (inklüzyon cisimcikleri) bulunur. Canlı hücre maddesine “protoplazma” denir. Protoplazma, yapı bakımından sitoplazma ve çekirdekten oluşur.
Büyük oranda sudan ibaret olduğu halde ne sıvı ne de katı özellik gösterir yani kolloidal yapıdadır. Sitoplazma çözünmüş ve dağılmış tanecikler içerir. Bu çözünen taneciklerin miktarı hücre türüne göre değişiklik gösterir. İçinde bulunan genel organeller şunlardır:
  • endoplazmik retikulum
  • mitokondri
  • lizozom
  • ribozom
  • golgi aygıtı
  • plastitler
  • pronoplast
  • koful


Organeller

Vücut için organ ne ise hücre için de organel odur. Organelle sözcüğünden dilimize girmiştir. "-elle" son eki küçültme eki olup Türkçe'deki "-cık" ekinin karşılığıdır. Türkçe'deki tam karşılığıyla organcık(küçük organ)

Özellikle karmaşık yapıdaki ökaryotik hücrelerde birçok organel çeşidi bulunur. Organeller mikroskobun bulunuşundan sonra gözlemlenmeye ve tanımlanmaya başlanmıştır. Bazı hücrebilimcilerin savlarına göre birçok büyük organelin endosimbiyoz bakterisinden köklendiği öne sürülür.

Mitokondriler
2-3 mikron uzunluğunda 0,5 mikron çapında elektron mikroskobuyla kolayca görülebilen elips biçiminde parçalardır. Sosis veya çomak biçimindedir. Mitokondrinin yapısında 2 zar bulunur. Hücrenin enerji meydana getirici üniteleridir. Hücre solunumunun sitrik asit devri (Krebs döngüsü) burada gerçekleşir. Organik moleküllerden kimyasal bağların kopmasıyla açığa çıkan enerji burada ATP şekline çevrilir.


Lizozomlar
Yuvarlak, zarla çevrili, içersinde eritici (hidrolitik) enzimleri içeren organellerdir. Hücrenin sindirim görevini üstlenmiş olan yapılardır. Hücre içi fazla ve zararlı yapıları ortadan kaldırırlar.

Golgi aygıtı
Golgi aygıtı ya da kompleksi, zarımsı tüp ve keseciklerin biraraya gelmesiyle meydana gelir. Genellikle çekirdeğe yakındır. Bilhassa aktif salgı yapan bez hücrelerinde göze çarpar. [[Asıl görevinin hücrenin salgıladığı]] proteinleri depolamak olduğuna inanılmaktadır. Paketleme ve salgı görevi yapar. Salgı bezlerinin hücrelerinde sayıları daha fazladır. Örnegin; ter bezlerinden ter, bunlar gibi örnekler. Golgi aygıtı büyük çalışmalar sonucu bulunmuştur. Açığa çıkan enerji burada ATP şekline çevrilir. Enerji üretir oksijenli solunum yapar. Enerji üretmekte kullanılır.

Endoplazmik retikulum
Endoplazmik retikulum, sitoplazmada besin dolaşımını, yağ ve hormon sentezini sağlayan, hücre zarı ve çekirdek zarı arasında yer almış bir sıra karışık kanallar sistemidir. Üzerinde ribozom bulunmayanlarına “taneciksiz(granülsüz) endoplazmik retikulum” denir ki, burası steroid hormon salgılayan hücrelerde steroid yapımının, diğer hücrelerde ise zehirsizleştirme olayının gerçekleştiği yerdir.

Plastitler
Yalnızca bitki hücrelerinde bulunurlar. Plastitler; Kloroplastlar, Kromoplastlar ve Lökoplastlar olmak üzere üçe ayrılır:
  • Kloroplastlar,parlak turuncu,sarı veya kırmızı renkli,yağda çözünen pigmentleri taşıyan plastitlerdir.Kromoplastlar çiçeklerde,olgun meyvelerde,sebzelerde ve yüksek yapılı bitkilerin köklerinde bulunur.Söz gelimi;havuçta karoten,limonda ksantofil,domateste likopen pigmentleri (renk maddeleri)oluşur.Kromoplastlar,kloroplastların değişmesi ile oluşur.Sonbaharda yaprakların sararması,klorofil pigmentinin yapısının bozulup kloroplastların kromoplasta dönüşmesinden ileri gelir
  • Kromoplastlar, renkli plastitlerdir. Turuncu renkte olanlara “karoten”, sarı renkte olanlara “ksantofil”, sarımsı kırmızı olanlara da “likopen” denir. Havuç ve domates gibi meyve ve sebzelerin kendine has renklerini verirler.
  • Lökoplastlar, renksizdirler. Bitkilerin ışık görmeyen kısımlarında (kök, yumru vb.) bulunurlar. Nişasta depolarlar. Fotosentez sonucu oluşan glikoz, iletim sistemi aracılığıyla depo yeri olan lökoplastlara gelir. Burada glikoz molekülleri birleşerek nişasta molekülleri meydana gelir. Nişastanın sentezi esnasında, su açığa çıkar. “n” sayıda glikoz molekülünün birleşmesi esnasında (n-1) sayıda H2O(su) molekülü açığa çıkar. Nişasta taneciklerinin şekil ve büyüklükleri bitkinin çeşidine göre farklılık gösterir.

Ribozomlar
Ribozomlar, endoplazmik retikulum kanalcıkları boyunca sıralanmış ve sitoplazmada dağınık olarak bulunan protein sentezinin başladığı yapılardır. Yaklaşık 150 Angström çapındadırlar. Yapılarının % 65’i RNA (ribonükleik asit) ve % 35’i proteindir. Ribozom yardımı ile sentezlenen proteinler endoplazmik retikulum aracılığı ile hücre içi bölgelere veya hücre dışına iletilirler. Kısaca görevi protein sentezidir.
Bitki hücresi, hücre duvarı yeşil renkteHücre duvarı tüm bitki hücrelerinde görülen bir yapıdır. Hücre zarının dış tarafında bulunur ve selüloz yapılıdır. Bitki hücresi ni dış ve iç etkilere karşı direnç göstermesini sağlar (bitki hücrelerinde görülen turgor basıncı olayı, rüzgar v.s). Turgor haline geçen hücrenin şişip patlamasını önler. Bitki hücresinin belirli bir şekil almasını sağlar. Hücre duvarı üzerinde madde geçişini sağlamak için porlar bulundurur. Bu porlar seçici geçirgen yapı göstermez.
Fotosentez yapmamalarına rağmen çok hücreli mantarlarda da hücre duvarı görülür.

Vakuol (koful)
Kofullar, içleri kendilerine has bir özsu ile dolu yapılar olup bitki hücrelerinde hayvan hücrelerinden daha fazla bulunur. Genç hücrelerde küçük, yaşlı hücrelerde ise tek tek ve büyüktür. Kofullar plazmoliz ve deplazmoliz olaylarında rol oynarlar. Bir hücreli hayvanlarda, besinlerin sindirildiği besin kofulları ile fazla su ve zararlı maddelerin atıldığı boşaltım kofullarının hücre canlılığını koruma da önemli rolleri vardır.


Hücre çekirdeği çekirdekçik

HÜCRE ÇEKİRDEĞİ (Nukleus) : Hücre çekirdeği,ökaryotik hücrelerin iki zarla çevrili,en büyük organelidir. Herbir zar pekçok farklı prot ein içeren çift katlı bir fosfolipid tabakadan oluşur.Çoüunda dıştaki zar,ribozomal endoplazmik retikulumla devam eder.İç ve dış zar por lar ile birleştirilir. Bir memeli hücresi, herbiri yüz kadar farklı (nükleoporin de denilen) proteinden oluşan kompleksler şeklinde 4 000 kadar por içerebilmektedir. Porlardan su ve iyonlar seçilerek geçerken,daha büyük moleküller çekirdek zarından taşıyıcı (eksportin ve importin) proteinler ile enerji tüketilerek geçirilir.Çekirdekte sentezlenen tüm RNAlar ve ribozomal altbirimler sitoplazmaya, sitoplazmada sentezlenen ve çekirdekte işlevsel tüm proteinler (örneğin;histonlar,ribozomal proteinler ve transkripsiyon faktörleri) taşınması için özel sinyaller gereklidir.



Çekirdek, hücrenin kalıtsal bilgisini depolar.Hücrenin büyümesi,gelişimi,farklılaşması ve çoğalması olaylarını denetler, metabolik aktivitelerini düzenler.DNA sentezi,RNA sentezi ve RNAnın işlenmesi olayları çekirdekte gerçekleşir.
Çekirdek iç zarının hemen altında proteinlerden oluşan bir tabaka (lamina,ara flament) bulunur.Bu tabakadaki bazı proteinler,mitoz bölünme öncesi CDC2 protein kinazlar ile fosforlanarak çekirdek zarının (geçici süre) çözülmesi sağlanır.

ÇEKİRDEKÇİK (Nukleolus)
Çekirdekçik,çekirdek içinde zar içermeyen ve interfaz aşamasındaki hücrelerde D grubu (13,14,15 ) ve G grubu (21 ve 22) nolu kromozomların uç bölgelerindeki rRNA gen kümeleri nin (NOR) oluşturduğu,daha yoğun bir bölge olarak görülen bir bölümdür. Mitokondrial ribozomlar dışında ökaryotik hücrelerin tüm ribozomları,çekirdekçikte oluşturulur. Çekirdekçiğin büyüklüğü, aktivitesini gösterir.Ökaryotik ribozomların büyük altbirimi 5.8S,5S ve 28S rRNAların çeşitli proteinlerle birleşmesi sonucu,küçük altbirimi ise 18S rRNA ve proteinlerden oluşur.Bu bölgede insan hücreleri (haploid genomda) 200 kadar rRNA geni içerir.Bu genlerden RNA polimeraz I enzimiyle başlangıçta 45Slik öncül rRNAlar sentezlenir,daha sonra ribozomun yapısına katılacak olan 5.8S,18S ve 28S rRNAlara parçalanır.Ribozomun yapısına katılan ve en küçük rRNA olan 5S rRNA genleri ise çekirdekte 2000 kopya şeklinde bulunur.Bu genlerin rRNAya yazılımı yine çekirdekçikte gerçekleşir.Çekirdekçik,mitoz bölünme sırasında çekirdek zarının dağılmasıyla birlikte bütünlüğü bozularak çözülür.İnterfazda yeniden ortaya çıkar.


__________________



Bir evin güzel kızını seviyordum ben, hayalini edebileceğin her güzelliği bir kenara bıraktığında geriye kalan güzellik kadar güzeldi sevdiğim.
m@nnah_dr€m isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 02-05-2011, 08:37 PM   #43 (permalink)
ÇE-KC - uSTa
 
m@nnah_dr€m - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Feb 2011
Mesajlar: 15,425
m@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant future
Standart

BAKTERİLERİN GENEL ÖZELLİKLERİ


Monera alemini oluşturan prokaryot canlıların en yaygın ve en çok bilinen grubu bakterilerdir. O kadar yaygındır ki bugün dünyamızda bakterinin bulunmadığı yer yoktur diyebiliriz. En çok organik atıkların bol bulunduğu yerlerde ve sularda yaşarlar. Bununla beraber, -90 0C buzullar içinde ve +80 0C kaplıcalarda yaşayabilen bakteri türleri de vardır. Hava ile ve su damlacıkları ile çok uzak mesafelere taşınabilirler. Deneysel olarak ilk defa 17. yüzyılda bakterileri gözleyebilen ve onların şekillerini açıklayan Antoni Van Lövenhuk olmuştur. Bakteriler bütün hayatsal olayların gerçekleştiği en basit canlılardır. Hepsi mikroskobik ve tek hücrelidirler. Büyüklükleri normal ökaryotik hücrelerin mitokondrileri kadardır. Prokaryot hücrelerdir.Monera aleminde yer alırlar. Dünyada en çok bulunan canlılardır. Toprağın 5 metre derinliklerinden tatlı ve tuzlu sulara ölü bitki ve hayvan artıkları üzerinden, canlı hücrelere kadar çeşitli alanlarda yaşarlar. Çekirdek, çekirdek zarı ve zarlı organelleri yoktur. Yalnızca temel organel olan zarsız ribozom organelleri vardır. Bazı bakteri zarlarında solunum enzimleri mezozozm çevresinde toplanmıştır. ( Aerop bakteri). Hücre zarı dışında hücre duvarı bulunur. Yapısı bitkilerdeki gibi selüloz değil, aminoasit ve glikoz türevlerinden oluşmuş, peptidoglikondan oluşur. Haploid kromozomludurlar. Hücre çeperi dışında patojen bakterilerde kapsül bulunur. Kapsül bakteriyi fagositozdan korur. Ve yüzeye tutunmasını sağlar. Bazı bakterilerde zarın devamı olan kamçı bulunur. Böylece sulu ortamda hareket sağlanmış. (Basillus, Spirillum). Yuvarlak bakterilerde kamçı bulunmaz. Hareketleri pasiftir. Sitoplazmaları ökaryot hücre sitoplazmasına benzer. İçinde % 90 su, glikojen, yağ damlacıkları ve protein tanecikleri bulunur. DNA ve RNA sitoplazmada serbesttir.

HÜCRE YAPISI
Prokaryot olduklarından zarla çevrili çekirdek, mitokondri, kloroplast, endoplazmik retikulum, golgi gibi organelleri yoktur. Ribozom bütün bakterilerin temel organelidir. DNA, RNA, canlı hücre zarı ve sitoplazma yine bütün bakterilerin temel yapısını oluşturur. Bunlara ek olarak bütün bakterilerde hücre, cansız bir çeperle (murein) sarılıdır. Çeperin yapısı, bitki hücrelerinin çeperinden farklıdır. Selüloz ihtiva etmez.

Bazı bakterilerde hücre çeperinin dışında kapsül bulunur. Kapsül bakterinin dirençliliğini ve hastalık yapabilme (patojen olma) özelliğini artırır.

Bazı bakteriler kamçılarıyla aktif hareket edebilirken, bazıları kamçıları olmadığı için ancak bulundukları ortamla beraber pasif hareket edebilirler.
buna göre bakteriler, kamçısız, tek kamçılı, bir demet kamçılı, iki demet kamçılı ve çok kamçılı olarak gruplandırılır. Bazı bakteriler "mezozom" denilen zar kıvrımları bulundurur. Burada oksijenli solunum enzimleri (ETS enzimleri) vardır. Oksijenli solunum yapan, ancak mezozomu bulunmayan bakterilerde ise solunum zinciri enzimleri hücre zarına tutunmuş olarak bulunur. bakterilerde genel yapının % 90'ı sudur. suda çözünmüş maddeler hücre zarından giriş-çıkış yaparlar. DNA'lar sitoplazmaya serbest olarak dağılmıştır.

Bakteriler ökaryot hücrelere göre daha çok ve daha küçük ribozom içerirler. bu sayede protein sentezleri çok hızlıdır.
Bakteriler çeşitli özellikleri bakımından gruplandırılırlar. Bu özelliklerin başlıcaları ; şekilleri, kamçı durumları, beslenmeleri ve boyanmaları olarak sayılabilir.

ŞEKİLLERİ
Bakteriler ışık mikroskobunda bakıldığında başlıca şu şekillerde görülürler.
a. Çubuk şeklinde olanlar (Bacillus): Tek tek veya birbirlerine yapışmışlardır. Tifo, tüberküloz ve şarbon hastalığı bakterileri bu şekildedir.

b. Yuvarlak olanlar (Coccus)
:
Genellikle kamçısızdırlar. Zatürre ve bel soğukluğu bakterileri bunlara örnektir.

c. Spiral olanlar (Spirullum):
Kıvrımlı bakterilerdir. Frengi bakterileri ve dişlerde yerleşen Spiroketler bunlara örnektir.

d
. Virgül şeklinde olanlar (Virio): Virgül biçiminde tek kıvrımlıdırlar. Kolera bakterisi gibi.

Bakterilerin boyanmaları:
Danimarkalı Bakteriyolog Gram tarafından geliştirilen boyalarla boyanan bakterilere Gram (+), boyanmayanlara ise Gram (-) bakteriler denir.

BAKTERİLERİN BESLENMELERİ
Bazı bakteriler ototrof olup, fotosentez veya kemosentez yaparlar. Çoğunluğu ise heterotrof olup, saprofit veya parazit yaşarlar.

a. Saprofit Bakteriler:
Bakterilerin çoğunluğunu oluşturur. Besinlerini bulundukları ortamlardan hazır sıvılar olarak alırlar. Nemli, ıslak ve çürükler üzerinde yaşarlar. en çok amino asit, glikoz ve vitamin gibi besinleri ortamdan alırlar. Bu tür bakteriler dış ortama salgıladıkları enzimlerle bitki ve hayvan ölülerini daha basit organik maddelere parçalayarak onların çürümesini sağlarlar. Böylece hem toprağın humusunu artırırlar, hem de kendilerine besin sağlarlar. çürütme sonucu çeşitli kokular meydana gelir. Bu yüzden bu olaya kokuşmadenir. Bazı saprofit bakteriler, sütün yoğurt ve peynir olarak mayalanmasını sağlarlar. Saprofitler, dünyada madde devrinin tamamlanmasında önemli rol oynadıklarından hayat için mutlaka gereklidir.

b. Parazit Bakteriler:
Besinlerini cansız ortamdan değil de üzerinde yaşadıkları canlılardan temin ederler. Çünkü sindirim enzimleri yoktur. Bunların bazıları konak canlıya fazla zarar vermeden yaşayabilirler. Sadece onun besinlerine ortak olurlar. Kalın bağırsağımızdaki Escherichia coli bunun en iyi örneğidir. Bazı parazit bakteriler ise konak canlının ölümüne bile sebep olabilen hastalıklara yol açarlar. Bunlara Patojen Bakteriler denir. Patojenler ya toksin çıkararak ya da konak canlının enzim ve besinlerini kullanarak zarar verirler. toksinler ya dışarı atılır (Ekzotoksin), ya da Bakterinin içinde kalır (Endotoksin). İçinde kalan toksinler bakteriler ölünce zararlı hale geçerler. Canlıların patojen bakterilere ve toksinlerine karşı oluşturdukları savunmaya "Bağışıklık" denir. Parazit bakterilerinin üremeleri oldukça hızlıdır.
c. Fotosentetik Bateriler: Sitoplazmalarında serbest klorofil taşırlar. Fotosentezlerinde elektron kaynağı olarak H2O yerine H2S ve H2 kullanırlar.
• CO2 + H2O ------> Besin + O2 (Mavi-yeşil algler)
• CO2 + H2S ------> Besin + S + H2O (Kükürt bakterileri)
• CO2 + H2 ------> Besin + H2O (Hidrojen Bakterileri)

d. Kemosentetik Bakteriler:
Bu bakteriler de madde devrinde çok önemlidirler. Bazı inorganik maddeleri oksitleyerek onları zararsız hale getirirler. oluşan maddeler ise bitkilerce mineral tuzlar olarak kullanılır. bu oksitleme sonucunda açığa kimyasal enerji çıkar. Bu enerjiyle de CO2 indirgemesi yaparak besinlerini sentezlerler. ışık ve klorofil gerekli değildir. Oksijen kullanılır. Kemosentetik bakteriler en çok azotlu, kükürtlü, demirli maddeleri oksitlerler.
NH3 + O2 ---------> HNO2 + H2O + Kalori (Nitrosomanas)
HNO2 + O2 ---------> HNO3 + Kalori (Nitrobacter)
H2S + O2 ---------> H2O + S + Kalori (Kükürt Bakterileri
FeCO3 + O2 + H2O ---------> Fe(OH)3 + CO2 + Kalori (Demir Bakterileri)
N2 + O2 ---------> NO2 + Kalori (Azot bakterileri)
Kemosentez sonucu:
• Bazı zararlı maddeler ortadan kaldırılmış,
• Bitkilerin alabileceği tuzlar oluşturulmuş,
• Kimyasal enerji kazanılmış
• Organik besin sentezlenmiş olmaktadır.

BAKTERİLERİN SOLUNUMLARI

a. Anaerob Bakteriler

Bakteriler organik besinleri parçalayarak enerjilerini elde ederken genellikle oksijen kullanmazlar. Bunlar havasız yerlerde de yaşayarak çoğalırlar. ( Konservelerde olduğu gibi) Bunlardan bazıları oksijenin olduğu yerde hiç gelişemezler. Örnek: Clastrodium tetani (Tetanos bakterisi)

b. Aerob Bakteriler

Bazı bakteri grupları (Escherichia coli, Zatürree ve Yoğurt Bakterisi gibi) ancak oksijenli ortamda yaşayabilir. Bunlarda mitokondri olmadığı için solunum hücre zarının iç kısmındaki kıvrımlarda (mezozom) gerçekleştirilir. Örnek: Azot Bakterileri.

c. Geçici Aerob veya Geçici Anaerob Olanlar

Asıl solunumları oksijensiz olduğu halde kısa süre için aerob olanlara "Geçici Aerob" denir. Normal solunum şekli aerob olanlar ise havasız kalınca fermantasyona başvururlar. Bunlara "Geçici Anaerob" denir.

BAKTERİLERİN ÜREMELERİ
a. Bölünerek Çoğalma
Bütün bakteri türlerinin esas üreme şekli bölünmedir. bölünme eşeysiz üreme biçimidir. Su, besin maddesi ve sıcaklığın uygun olduğu ortamlarda çok hızlı bölünürler. bu bölünmeler her 20 dakikada bir gerçekleşir. Böylece geometrik olarak artmaya başlarlar. ancak bu artış sürekli değildir. Çünkü zamanla ortam sıcaklığı artar, asitler ve CO2 birikir, besin maddeleri tükenir. Bunlar bakteriler için öldürücü doza ulaşınca geometrik artış bozulur. belli değerden sonra artış yerine azalma görülür. Böylece bakteri populasyonları da dengelenmiş olur.
Bakterilerin bölünmeleri mitoza benzer. ancak çekirdek zarı ve belli bir kromozom sayısı olmadığı için tam bir mitoz değildir. Buna Amitoz Bölünme denir.

b. Sporlanma
Bazı bakteri türleri yaşadıkları ortam şartları bozulunca endospor oluşturarak kötü şartları geçirirler. Endosporlar, kalıtım materyalinin çok az bir sitoplazmayla beraber çevrilmiş halidir. ortam şartları normale dönünce çeper çatlar, endospor gelişerek normal bakteriyi meydana getirir.
Endosporlarda metabolik faaliyetler minimum seviyededir. bu şekilde uzun yıllar yaşayabilirler. olumsuz şartlar olan yüksek ısıdan, kuraklıktan, donmadan ve besinsizlikten etkilenmezler. 60 yıl canlı kalan bakteri sporları tespit edilmiştir. Normal bakteri hücrelerinin tamamı 100OC'de ölürken endosporlar ancak 120OC'de 15-20 dakika kalırsa ölürler. Soğuk ortamlarda da aynı oranda dayanıklıdırlar. Bazı türlerde bir bakteriden birden çok endospor meydana gelebilir.

c. Eşeyli Üreme (Kojugasyon)

bakteriler bölünerek çok hızlı üremelerine, olumsuz şartları da endospor oluşturarak geçirmelerine rağmen, düzensiz de olsa eşeyli üremeyi gerçekleştirirler. Çünkü bu sayede kalıtsal çeşitliliklerini artarak değişen ortamlara uyum yapma imkanı bulurlar. Bu çeşitliliğe ise Kalıtsal Varyasyon denir.
Konjugasyon (kavuşma) esnasında DNA yapısı farklı iki bakteri yan yana gelerek aralarında geçici bir zardan köprü oluştururlar. bu köprü aracılığı ile DNA parçalarını değiştirirler. Sonra ayrılarak bölünmelerine devam ederler. Dikkat edilirse çok hücreli canlılarda görülen eşeyli üremeden çok farklı bir eşeyli üreme oluşmaktadır. Bunlarda gamet oluşumu ve döllenme yoktur.
Bakteriler diğer canlılara göre daha kolay mutasyona uğrarlar. Mutasyon genellikle zararlı ve öldürücü olmakla beraber, bakterilerde bazen olumlu sonuçlar veren faydalı mutasyonlar oluşabilmektedir. Bugün bakteriler besin (kültür) ortamlarında yetiştirilerek incelenmektedir. En iyi geliştikleri kültür ortamı et suyudur.

Gram boyasına göre:
Gram boyasındaki bilim adamının bulduğu boyayla bakteriler boyanırsa ( Mor – Mavi renk )
Gram ( +), boyanmazsa Gram ( - ) olur. Boyanmadaki neden Hücre duvarlarındaki farklılık nedeniyledir. Gram negatif 2 tabakalı hücre duvarları vardır. İçte peptidoglikon, dışta Karbonhidrat + lipid’ den oluşmuştur.

Sterilizasyon: Bir ortamdaki canlının ve canlı sporların ortadan kalkmasıdır.
Pastörizasyon: Canlı bakteri ortadan kalkar. Sporları ise canlı kalır.



YARARLI VE ZARARLI BAKTERİLER

Yeryüzünde bakterilerin bulunmadığı bir tek nokta bile yoktur denebilir. Bu küçük canlılar topraktan okyanusların derinliklerine ve havaya kadar her ortamda yaşayabilir. Yiyeceklerin bozulmasının nedeni genellikle bakterilerdir. Daha da önemlisi insan ve hastalıklarının büyük bölümü ile bazı bitki hastalıkları bakterilerden ileri gelir. Buna karşılık bazıları, özellikle ölmüş bitki ve hayvanların çürümesini sağlayan bakteriler çok yaralıdır. Bunlar ölü dokuları parçalayarak canlıların yapısındaki temel maddelerin ayrılmasına yardımcı olur. Bu maddeler de yeniden toprağa, havaya ya da suya karışarak öbür canlıların beslenmesinde rol oynar. Eğer bu bakteriler olmasaydı bütün yeryüzü ölü bitki artıkları ve hayvan leşleriyle kaplanırdı.

Bakterilerin sanayi ve tarımda da çeşitli yararları vardır. Hayvan postlarının sepilenerek (tabaklanarak) ayakkabı ya da buna benzer deri eşya yapımına elverişli duruma getirilmesinde, bu postlardaki kılların gevşemesini ve kolayca temizlenmesini sağlayan bakterilere iş düşer. Keten dokumaların yapımında da, keten liflerini saran yapışkan maddeyi çözerek lifleri ayırmak için bu lifler suya bastırılır ve bakterilerin yardımıyla üstündeki yapışkan sıvıdan temizlenir. Hoş kokulu ve lezzetli peynirlerin çoğu da bu özelliklerini bakterilere borçludur. Bazı bakteriler ise çay yapraklarının olgunlaştırılarak kararmasını sağlar.Genetik mühendisleri bakterileri özel işlemlerden geçirip değişime uğratarak aşı, ilaç, hormon ve öbür kimyasal maddelerin yapımında kullanılırlar.

Soluduğunuz havanın beşte dördünü oluşturan azot gazı bitkilerin büyümesi için gerekli olan bir maddedir. Ama bitkiler bu elementi gaz halindeyken dokularına alıp yararlanmazlar. Azotu nitrat denen tuzlarına dönüştürerek bitkilerin kullanabileceği duruma getiren de gene bazı bakterilerdir.
İnsanlarda ve hayvanlarda çeşitli hastalıklara yol açan bakteriler, hasta bir insana dokunmakla, aynı havayı solumakta ya da bakterilerin üremiş olduğu yiyecek ve içeceklerle sağlıklı insanlara da bulaşır. Tifo, kolera, verem, zatürree ve cüzam bakterilerden kaynaklanan hastalıkların yalnızca birkaçıdır. Açık yaralardan vücuda giren bazı bakterilerde kangrene yol açar.
Buna karşılık vücutta bazı bakterilerin bulunması sağlık açısından zorunludur örneğin kalınbağırsakta yaşayan yararlı bakteriler besinlerin sindirilmesine yardımcı olur ve yiyeceklerin çok az bir bölümü ile kendileri yetinip geri kalanının bağırsaklardan emilmesini sağlar. Antibiyotikler bu bağırsak bakterilerinin çoğunu öldürdüğünden,bilinçsiz ve gereksiz antibiyotik kullanımı ishale ve buna benzer hafif sindirim bozukluklarına yol açabilir.

Leeuwenhoek’un 1683’te İngiltere’deki Kraliyet Derneği’ne bakterilerin çizimlerini göndermiş olmasına karşılık, bilim adamlarının bu buluştan yararlanmaları için 100 yıl geçmesi gerekti. 18. Yüzyılda bazı bilim adamları bu mikroskobik canlıların hastalıkların etkeni olabileceğini öne sürdü. Ama birçoğu da bu canlıların çürümenin nedeni değil sonucu olduğuna inanıyordu. Sonunda 1860’da Fransız mikrobiyoloji bilgini Louis Pasteur bakterilerin çürüme ürünü değil, ikiye bölünerek çoğalan canlılar olduğunu kanıtladı. Pasteur’den kısa bir süre sonra Alman bilgin Robert Koch da laboratuarındaki bir besi yerinde bakterilerin üremesini sağladı. Bakterilerin hastalık yapıcı etkisi bulunduktan sonra, vücudun zararlı bakterilere karşı savaşabilmesi için aşı ve serum gibi koruyucu yöntemler bulundu. Günümüzde, vücudun iç dokularına yerleşmiş olan bakterileri öldürmek için penisilin ve streptomisin gibi antibiyotikler, deri üzerindeki ve açık yaralardaki bakterileri öldürmek için de antiseptikler kullanılır.

ÖLÜMCÜL OLABİLİRLER

Sağlıksız koşullarda bekletilen besinler, bakteriler tarafından bozulabilir. Stafilakoklar, Streptokoklar ve Salmonellalar gibi besin bozucu bakteriler, zehirli toksinler üretirler. Bozulan besinin insanlar tarafından tüketilmesiyse ağır hastalıklara yol açar. Sağlıksız koşullarda işlenen konservelenmiş ve tütsülenmiş besinlerde üreyen Clostridium botulinum türü bakteri, bir toksin üreterek, ‘botülizm’ adı verilen ve çoğunlukla ölümle sonuçlanan bir hastalığa neden olmaktadır.

BAKTERİLERİN YOK EDİLMESİ

Yukarıda sözü edilen kimyasal maddeler, insan bedeni için oldukça zehirli sayıldıklarından ağız yoluyla alınmamaları gerekir. Ama antibiyotikler, canlı organizmalar (genellikle bakteriler ve küflerden yararlanılır) tarafından üretilmelerine karşın, ağız yoluyla alındıklarında bakterileri öldürür ya da üremelerini engellerler; mikroplara karşı etkenlerse antibiyotiklerle aynı işlevi gören doğal ya da yapay kimyasal maddelerdir.
__________________



Bir evin güzel kızını seviyordum ben, hayalini edebileceğin her güzelliği bir kenara bıraktığında geriye kalan güzellik kadar güzeldi sevdiğim.
m@nnah_dr€m isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 02-05-2011, 08:44 PM   #44 (permalink)
ÇE-KC - uSTa
 
m@nnah_dr€m - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Feb 2011
Mesajlar: 15,425
m@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant future
Standart

VİRÜSLER


Çok küçük mikroorganizmalardır. Uzun süre bilim adamlarının dikkatini çekmemiştir. Meydana getirdiği hastalıklar hep bakterilerden bilinmiştir. Elektron mikroskobunun bulunmasıyla ancak virüslerin farkına varılmıştır.

İlk olarak tütün bitkisinin yapraklarında hastalık meydana getiren virüs bulunmuştur. Daha önce tütünlerde bu hastalığın bakteriler tarafından meydana getirildiği sanılıyordu, fakat incelemelerin hiç birisinde bakteriye rastlanmıyordu. Hasta tütün yapraklarından elde edilen özütün elektron mikroskobuyla incelenmesinden sonra hastalığın bakteri dışında yeni bir mikroorganizma tarafından meydana getirildiği görüldü. Bu mikroorganizmalarda daha önce hiç rastlanılmayan ve bilinmeyen bir yapı ortaya çıktı. Normal hücre yapısına benzemeyen virüslerde sadece dış tarafında bir protein kılıf ve içerisinde nükleik asit vardı. Bunların dışında sitoplazma, organel gibi yapılar bulunmuyordu. Bu yapıda onların zorunlu parazit yaşamalarını gerektiriyordu.

Evet, bir virüsün yapısı sadece dışta bir protein kılıf ve içerisinde nükleik asitten meydana gelir. Herhangi bir organeli ve enzimleri olmadığı için normal bir hücre gibi yaşamlarını sürdürebilmeleri olanaksızdır. Yaşamsal faaliyet (üreme gibi) gösterebilmek için mutlaka canlı bir hücreye girmeleri gerekir. Hücre dışında ise kristal halde bulunurlar. Bu yüzden bilim adamları tarafından cansızlık ile canlılık arasında geçiş formu olarak kabul edilirler.

Virüsler küre, çubuk ve elips şeklinde olabilirler. Bulundurdukları nükleik asit tek çeşittir. Yani ya sadece DNA yada sadece RNA bulundururlar. Aynı zamanda çok ta spesifiktirler. Sadece belirli hücrelere girerler. Bir kuduz virüsü sadece beyin hücrelerine, uçuk virüsü sadece ağız civarındaki epitel doku hücrelerine bir bakteriyofaj sadece belirli bakteri türlerine, AIDS virüsü sadece kandaki akyuvar hücrelerine gibi.

Virüs hücreye tutunduğunda ilk önce hücrenin zarını eritir. Daha sonra bu delikten içeriye kendi nükleik asitini akıtır. Hücreye giren virüs nükleik asiti derhal yönetimi ele geçirerek hücreyi kendi hesabına çalıştırmaya başlar. İlk önce kendi nükleik asitlerinin kopyalarını arkasından da protein kılıflarını sentezlettirir. Daha sonra bunları birleştirerek yüzlerce virüs oluşmasını sağlar. Hücre içerisindeki virüsler hücreyi patlatarak dışarı çıkar ve yeni hücrelere saldırırlar. Yapılarından dolayı ve hücre içerisinde bulunduklarından antibiyotik türü ilaçlardan etkilenmezler.
Virüsün anatomisi:
Virüs, doğadaki en basit canlı türlerinden bile daha basit bir yapıya sahiptir.Bildiğiniz gibi bakterilerin vücudu yalnızca tek bir hücreden oluşan yalın bir anatomiye sahiptir.Fakat virüslerin vücudu bir hücreden bile oluşmaz.Yalnızca hücreyi oluşturan temel yapıtaşlarının çok az bir miktarının yine kompleks bir yapı oluşturmalarından meydana gelmiştir.

Bir hücre proteinlerden, nükleik asitlerden, hücre zarından, kompleks organellerden (mitokondri, endoplazmik retikulum, golgi aygıtı, ribozomlar vs.), nukleus (çekirdek) den ve daha birçok enzim ve sayamadığımız kimyasal moleküllerden oluşan oldukça karmaşık bir yapıya sahiptir.
Virüsler ise yukarıda saydığımız hücre yapıtaşlarından Yalnızca üç tanesinin kompleks oluşturmasıyla meydana gelir.Bu yapıtaşları protein, enzim ve nükleik asitlerdir.Bazı virüslerde ise yağ moleküllerine de rastlanılır.Virüs, Yalnızca bu üç yapıtaşından oluşan basit bir yapıya sahip olmasına karşın ne amaç uğuruna kendini çoğaltmaya çalıştığını ve canlı - cansız formları arasında nasıl gidip geldiği çözülememiş mühim bir problemdir.

Virüsler ancak " Elektron mikroskobu " ile görülebilirler.Işık mikroskopları ile görülmeleri imkansızdır.Öyle ki bir virüs bakteriyle kıyaslandığında, bakterinin yanında çok küçük kalan bir boyuta sahiptir ve boyu ancak " nm " (nanometre, yani metrenin milyarda biri) uzunluk birimi ile ölçülebilir. Head yani baş bölgesi, karmaşık yapılı proteinlerden oluşmaktadır.Bu protein kılıfın içerisinde ise virüse ait RNA (bazen DNA olabilir) molekül zinciri bulunmaktadır. İngilizce " Neck " adı verilen bölge ise boyun kısımıdır.Sırasıyla Collar=bilezik, Sheath=gövde, Tail Fiber=Kuyruk iplikçikleri ve son olarak Base Plate yani taban plakası görülmektedir.

Görüldüğü gibi virüslerin anatomisi Yalnızca bu moleküler yapılardan ibarettir.Fakat buradaki en büyük soru işareti ise bu moleküllerin neden kendilerini çoğaltmak istedikleridir.
Moleküller atomlardan oluşan maddelerdir.Maddenin ise şuuru ve aklı yoktur.Fakat gördüğünüz gibi Yalnızca bir molekül yığını olan virüsler doğada kendilerini çoğaltmak için sürekli bir canlı hücre arayışı içerisine girmişlerdir.Bu esrarengiz yapılar üreseler bile ne beslenebilirler nede soluk alıp verebilirler. Bir bakteri bile dışarıdan aldığı molekülleri işleyerek hayatını sürdürür, solunum yapar ve vücudunda oluşan artık maddeleri dışarı atabilir, fakat virüslerin buna benzer fonksiyonları da yoktur. Bakteriler besin ve diğer hayati moleküllerin yokluğunda h ayatlarını kaybederken virüslerin ölmesi diye birşey söz konusu değildir. Virüslerin hem cansız hemde canlı özellik gösterdiklerinden bahsetmiştik.Virüsü canlı yapan özellik üreyebilmesidir.Fakat cansız olarak görünmesinin sebebi ise, içine yerleşip onu üreme amacıyla kullanacağı bir hücre bulamadığı zaman " Kristal " bir yapıya dönüşmeleridir.Bu şekilde virüs tıpkı havada süzülen bir toz zerreciği gibi bir partikül halinde doğada serbest olarak dolanır.Ta ki canlı bir hücreye rast gelip onu üreme amacıyla kullanıncaya kadar.
Şimdi bu esrarengiz yaratıkların doğada kristal halinde cansız olarak dolanırken bir hücreye rast gelip, nasıl bir canlı gibi üremeye başladığını şekillerle inceleyelim.

Virüs kristal halinde doğada serbest olarak dolaşırken bir bakteri yada başa bir canlı hücresine rast geldiğinde (Burada bakteri hücresi örnek gösterilmiştir) kuyruk kısmı bakterinin duvarına temas edecek şekilde konumlanır. Virüs RNA'sını bakterinin sitoplazmasına zerk edebilmek için kuyruk kısmından bakteri duvarına bir tür enzim enjekte eder.Bu enzim bakterinin duvarını tıpkı bir asit gibi delmeye başlar.Bakterinin duvarı delindikten sonra virüs RNA'sını bakterinin vücudunun içerisine gönderir. Bakterinin içerisinde dolanan RNA molekülü bakteriye ait DNA molekülünün belli bir bölgesine yerleşir.Bu yerleşme belirli genler arasında konumlanarak gerçekleşir.Örneğin bakteride A geni ile B geni yan yana ise virüs RNA sı bu iki genin arasına yerleşir.Yani A geninin içerisinde yada B geninin içerisinde herhangi bir yere yerleşmez.Bakterinin virüs RNA'sını içeren şekline ise " Lizogen bakteri " adı verilir. Bakteri, üremek için DNA'sını replike ederken farkında olmadan virüsün RNA'sını da replike eder.Bakteri çoğalmaya devam ederken bir yandan da virüsün RNA sının bir kopyasını üretir.Bu kopyalanan RNA'nın içerisinde ise virüsün tüm genetik bilgileri saklıdır.Mesela virüsün üzerini örten kılıf proteinin aminoasit şifreleri bu RNA da bulunur.Bakteri replikasyonla ürettiği virüs RNA sından aynı zamanda virüsün örtüsü için gerekli proteinleri de translasyon yoluyla yani protien üretim mekanizmaları yoluyla üretir. Virüs bakteriyi tıpkı bir köle gibi çalıştırarak kendisini çoğaltmaya başlar.Bakteri öyle bir duruma gelir ki ürettiği virüsleri taşıyamaz olur ve parçalanır.Bu olaya ise " Liziz " denir. Bakteri içerisinde üretilen onlarca virüs, bakteri duvarını patlatarak serbest hale geçer.Serbest kalan bu virüslerde kendilerine yeni av bulmak için kendi başlarına dolanmaya başlarlar. İnsanın karşılaştığı mühim problem ise, Yalnızca bir RNA ve proteinden oluşan virüslerin ne amaçla üredikleri ve bu zekice tasarlanmış üreme planını nasıl uygulamaya koyduklarıdır.Bir molekül grubundan oluşan virüslerin bu planı düşünüp uygulamaya koyması mümkün değildir, ancak üstün gücün emri doğrultusunda hareket edebilirler. Virüslerin Yalnızca yukarıdaki gibi sabit bir şekli yoktur.Bunun yanında yuvarlak ve çokgen küre şeklinde olanları da vardır.Aşağıda değişik şekillerde virüs örnekleri görülmektedir.

Virüslerin ortak yönü, bir canlı grubuna rastlamasıyla kendini çoğaltmaya başlamasıdır.Bir virüsün canlı bir hücre olmaksızın kendini çoğaltması ise mümkün değildir.Yani virüs ancak ve ancak canlı bir hücre vasıtasıyla kendini çoğaltabilir.Çünkü virüsün sahip olduğu RNA'sını kopyalayıp deşifre edecek bir mekanizması yoktur. Virüsün kullandığı hücreler Yalnızca bakteri hücreleri değildir.Bunun yanında insan ve diğer birçok canlının hücrelerine girerek bu hücreleri kendi doğrultusunda çalıştırmaya başlar.Bazı virüsler vardır ki Yalnızca belirli hücreler içerisinde çoğalabilir. Buna en iyi örnek " Kuduz " virüsüdür.Kuduz virüsü bir köpek veya bir kedinin vücudunun içerisine girdiği zaman hemen ilk rastladığı hücreye girmez.Kuduz virüsünün çoğalabileceği hücre " Beyin " hücresidir.Bu yüzden bu virüsün beyine kadar ulaşması gerekmektedir.Dolayısıyla virüs bulaştığı hayvanı derhal öldürmez.Beyine ulaşan virüs beynin belirli bir bölgesindeki hücrelerin içine yerleşerek derhal kendini üretmeye başlar. Bu üreme zamanına kuluçka zamanı denir.Ve zamanı geldiğinde köpek veya kedinin beyninde ağır bir tahribat meydana gelir ki buda hayvanın ölümüne sebep olur.
Bunun yanında doğada binlerce tip virüs vardır ve her biri kendine has özelliklerde olup değişik tiplerde hastalıklara neden olurlar. Bazı virüs türleri ise insan ve hayvanlara zarar verebildiği gibi bitkilere de zarar verebilmektedir.Aşağıdaki şekilde virüslerin üzerinde hastalık yaptığı bir bitki yaprağı görülmektedir. Virüsler bunun yanında insanlar için yararlı birçok bitki türlerine de zarar verirler. Örneğin salatalık ve marul gibi bir çok ihtiyaci sebze ve meyve türleri virüsler tarafından belirli bölgelerinden tahribatlara uğratılırlar.Tabii bu virüslerin hastalık yapıcı etkilerini ortadan kaldıran kimyasalların üretimi de yapılmaktadır.

Bir virüsün bulaştığı insan ve hayvanlarda hastalık meydana gelmemesi için kullanılan biyokimyasal ilaçlar temelde virüslerin çoğalmasını engelleyecek şekilde tasarlanırlar.
Örneğin Kuduz virüsü bir insan veya hayvanın vücuduna girdiği zaman derhal beyine ulaşır.Fakat alınan ilaçlar vasıtasıyla beyine ulaşan kimyasallar, ya virüsün protein kılıfını parçalayarak virüsü yok eder, yada virüsün çoğalmasını engelleyecek mekanizmaları durdurur. Virüsler hücreyi parçalayarak dışarı çıktıktan sonra yeni kurbanlarına yöneliyorlar.

ÜLKEMİZDE GÖRÜLEN YAYGIN VİRAL HASTALIKLAR, BULAŞMA VE KORUNMA YOLLARI

KIZAMIK


Bulaşıcı bir hastalık olan kızamığın etkeni kızamık virüsüdür. Kuluçka süresi yaklaşık olarak 7-14 gün kadar olup genellikle ilkbahar ve sonbaharda sık görülen bir hastalıktır. Kızamığın genel belirtileri;
— Ateş,
— Nezle,
— Öksürük,
— Kızamığa özgü olan döküntüler görülmesidir
Kızamık hastalığı, birkaç yılda bir salgınlar [epidemiler] meydana getirir.
Kızamık hastalığı kuluçka döneminden sonra farklı bir seyir izler. Önce nezle dönemi (prodromal dönem] daha sonra döküntü ve nekahet (toparlama] dönemleri meydana gelir. Nezle dönemi yaklaşık olarak 4-5 gün sürer. Bu dönemin ilk belirtisi ateştir. Ateşle birlikte artan bir öksürük görülür. Bu belirtilerden yaklaşık 12 saat sonra gözlerde kızarma ve kanlanma meydana gelir. Aynı zamanda boğazda kırmızı lekeler oluşur. Boğazda kırmızı lekelerin oluşmasından yaklaşık 12 saat sonra gözlerde sulanma ve burun nezlesi meydana gelir. Ateşten sonra yanağın iç kısımlarında grimsi beyaz lekeler oluşur.
Bu lekelere koplik lekeleri denir. Koplik lekelerin oluşması kızamık teşhisi Kızamıklı bir çocuk için kesin belirtidir. Koplik lekeler döküntüden sonraki 2 gün içinde kaybolur.
Döküntü dönemi ateş oluştuktan 3-5 gün sonra başlar. Ateş oluştuktan 3-5 gün sonra başlayan döküntüler önce kulak arkasından dökülmeye başlar. Buradan yüze ve bütün vücuda yayılır. Döküntüler kabarık kırmızı lekeler şeklinde olup hafif kaşıntı yapar. Döküntü, başlamasından itibaren yaklaşık 3 - 4 gün kadar sürer.
Nekahet [toparlanma) döneminde ateş düşer. Döküntü ilk başladığı yerden itibaren sona ermeye başlar. Bu sırada ince bir kepeklenme meydana gelir.
Kızamıktan korunma: Hastalıktan korunmak için önceden kızamık aşısı yaptırılmalıdır: Kızamık aşısı 12-15 aylık çocuklara bir defa uygulanır. Çocuğa yapılan bu aşı ömür boyu bağışıklığın oluşmasını sağlar. Bulaşıcı bir hastalık olan kızamıktan korunmanın bir diğer yolu ise hasta kişilerle temas etmemektir. Kızamık bulaşıcı bir hastalık olduğundan en yakın sağlık kuruluşuna haber verilmelidir. Böylece hastalığın salgın yapması önlenir. Kızamık hastası çocukların okula gönderilmemesi gerekir.

KIZAMIKÇIK

Virütik bir hastalıktır. Kuluçka süresi 2 - 3 hafta kadardır. Hastalık virüslerinin bulaşması kızamıkçık virüsünü taşıyan havanın solunumla alınmasıyla olur.
Kızamıkçığın tipik belirtileri kırmızı lekeler ve hafif ateştir. Aynı zamanda lenf bezlerinde büyüme de görülür. Kızamıkçığın tipik belirtisi olan kırmızı lekeler görüldüğü yerde yaklaşık bir gün kalır daha sonra kaybolur. Bütün vücutta görülmesi süresi ise yaklaşık 2-3 gün kadardır.
Kızamık hastalığında olduğu gibi kızamıkçığın da bir defa meydana gelmesi ömür boyu bağışıklığın oluşmasını sağlar. Kızamıkçıktan korumak için karma aşı yapılır. Karma aşı ile kızamıkçık, kabakulak ve kızamık aşısı birlikte yapılmış olur.

SU ÇİÇEĞİ

Kızamık ve kızamıkçık gibi su çiçeği de virütik bir hastalıktır. Su çiçeğinin tipik belirtileri kaşıntılı kırmızı lekeler ve ateştir. Ayrıca ateşle birlikte hâlsizlik de görülür. Su çiçeği lekeleri kırmızı kabarcık şeklindedir. Bu lekeler vücutta en çok yüz, baş, göğüs ve sırt bölgelerinde görülür. Kırmızı kabarcıklar, yaklaşık olarak iki gün sonra sıvı ile dolar. Sıvı dolan bu lekeler daha sonra patlar ve kabuk bağlar. Lekelerin kabuk bağlamasından yaklaşık olarak 1-2 hafta sonra kabuklar dökülmeye başlar. Su çiçeğinin bulaşması, sıvı toplayan lekelerin patlaması sırasındaki temas ve hastalık virüsünü taşıyan zerreciklerin solunumuyla olur. Su çiçeğinden korunmak için hastadan lekeler kabuk bağlayıncaya kadar uzak durmak gerekir. Hastalığın yayılmasını önlemek için hastanın diğer insanlarla temasının kesilmesi en doğru yoldur.

ÇOCUK FELCİ (POLİO)

Çocuk felci bulaşıcı bir hastalıktır. Hastalık etkeni polio virüsüdür. Hastalık anî olarak başlar çok kısa sürede omurilik ve beyin köküne yerleşerek felçlere neden olur. Çocuk felci genellikle yaz aylarında görülür. Bulaşma, besinlerle ve eşyalarla olur. Kuluçka dönemi 5-35 gün kadardır. Ortalama olarak ise iki haftadır.
Çocuk felcinin belirtileri;
— Ateş,
— Baş ve boğaz ağrısı,
— Bulantı ve kusma,
— Kas spazmları,
— Titremeler,
— Huzursuzluk,
— Kol ve bacak gibi organlarda felçlerin görülmesidir.
Hastalığın iskeletteki şekil bozukluklarına göre, tedavi için uygun pozisyonda yatak istirahat! yapılmalıdır. Hastalıktan korunmak için çocuk felci aşısı yaptırılmalıdır. Çocuk felci aşısı iki ayını dolduran bebeklere ağızdan aralıklı olarak uygulanmasıyla tam bir korunma sağlanır.

ZATÜRREE

Pnömoni olarak da bilinen zatürree hastalığını, kısaca akciğerlerin iltihaplanması olarak tanımlayabiliriz. Bebek ve yaşlı ölümlerinde zatürree önemli bir yer tutar. Bir başka ifadeyle zatürree öldürücü bir hastalıktır. Beş yaşın altındaki çocuk ölümleri, ülkemizdeki tüm ölümlerin yansını oluşturur. Bu çocuk ölümlerinin en önemli nedeni ise zatürredir. Zatürree genellikle her yaştaki insanlarda görülür. Ancak çocuk ve yaşlılarda zatürree hastalığının seyri daha ağırdır.
Zatürreyi hazırlayıcı nedenlerin başında soğuk (üşütme) gelir. Ayrıca soğukla birlikte beslenme bozuklukları da zatürrenin oluşmasında hazırlayıcı nedenlerdendir.
Zatürrenin oluşmasına neden olan etkenler çeşitlilik gösterir. Zatürrenin etkenleri arasında virüsler, bakteriler, bağırsak parazitleri, akciğerlere kaçan yağlı maddeler vb. sayılabilir. Hastalığın oluşması için zatürreye neden olan etkenlerin akciğerlere ulaşması gerekmektedir. Hastalık etkenlerinin akciğere ulaşması farklı yollarla olur. Hastalık etkenlerinin akciğerlere bulaşma yolları;
• Damlacıklarla: Hasta kişilerin öksürük, aksırık ve konuşması sırasında, havaya karışan mikroplar damlacıklar şeklinde sağlam kişinin solunumu sırasında bulaşır.
• Hava yoluyla: Hasta kişiyle aynı ortamda yapılan solunum sırasında, havadaki hastalık mikrobunun akciğerlere ulaşmasıyla bulaşır.
• Zatürreye neden olan hastalık etkenlerinin havlu, mendil, bardak vb. eşyalara bulaşması ve bunu da sağlam kişilerin kullanmasıyla bulaşır.
• Parazitlerin neden olduğu zatürrede ise bulaşma kirli yiyecek ve içeceklerin tüketilmesi sırasında olur.
• Hastalık etkeninin vücudun herhangi bir bölgesinden dolaşım yoluyla akciğerlere taşınmasıyla da hastalık oluşur.
Yukarıda sıraladığımız bulaşma yollarından herhangi biri zatürre oluşmasına neden olabilir. Zatürree oluştuğunu gösteren genel belirtiler; ateş, öksürük, solunum güçlüğü, burun kanatlarının solunuma katılması, kaburga arası kaslarda çekilme, iştahsızlık, bebeklerde emme güçlüğü ve huzursuzluk ile sürekli ağlamadır.
Diğer bütün hastalıklarda olduğu gibi zatürreden korunmak için de yeterli ve dengeli beslenmenin sağlanması gerekir. Özellikle bebeklerin beslenmesinde anne sütü hastalıktan korunmada büyük önem taşır. Zatürreden korunmak için yeterli ve dengeli beslenmenin yanında;
• Kişinin temizlik kurallarına uyması gerekir.
• Özellikle kış aylarında kapalı ve karanlık ortamlarda bulunmamalıdır.
• Okul, kışla, pansiyon vb. kalabalık yerlerde hastalık mikrobu taşıyanların en kısa sürede tedavileri yapılmalıdır. Aksi takdirde hastalık hızla yayılır.
• Kızamık sonunda zatürrenin oluşma ihtimali oldukça yüksektir. Dolayısıyla kızamık tedavisi, zamanında ve etkili bir şekilde yapılmalıdır.
• Boğmaca ve tüberküloz aşılan çocuklarda zamanında yaptırılmalıdır. Böylece çocuğun vücut direnci artacağından zatürree riski azalır.
Daha önce de açıkladığımız gibi zatürree çocuk ve yaşlılarda daha çok görülür. Zatürreye yakalanma riski;
• Beslenme bozukluğu, kansızlık vb. durumları olanlarda,
• Düşük hayat standardı nedeniyle sağlıksız evlerde hayatını sürdüren kalabalık ailelerde,
• Üst solunum yolları hastalıklarında,
• Kızamık geçirenlerde daha yüksektir.
Zatürree tedavisinde hekim önerilerinin yanında;
• Hastaya bol sıvı verilmeli,
• Anne sütüyle beslenmeye devam edilmeli,
• Hasta odasının temiz, nemli ve havadar olmasına özen gösterilmelidir. Hastanın odasında kesinlikle sigara içilmemelidir.

HEPATİT

Sanlık olarak da bilinen hepatit, virüslerin neden olduğu bulaşıcı bir hastalıktır. Hepatit virüsü karaciğerde enfeksiyona neden olan tehlikeli bir hastalıktır. Karaciğerde enfeksiyona neden olan hepatitin farklı türleri vardır. Yaygın olarak görülen hepatit tipleri, hepatit A ve hepatit B dir. Bu iki hepatiti daha iyi anlamak için aşağıdaki gibi açıklayabiliriz.

Hepatit A: Hepatit hastalığı içinde en fazla bulaşıcı olanı bu türdür. Hastalık virüsü pis sebze, meyve ve içme sularının tüketilmesi sırasında bulaşır. Yaklaşık olarak kuluçka süresi 15-40 gün olan hastalık virüsü, ağız yoluyla sindirim sistemine ulaşır. Sindirim sisteminde çoğalan sanlık virüsü buradan karaciğere geçer. Karaciğere geçen virüs karaciğerin enfeksiyonuna yol açar.
Hepatit A genellikle çocuklarda sık görülür. Özellikle sonbahar ve ilkbaharda salgınlara neden olur. Hastalığın belirtilerinden bazıları aşağıdaki gibidir.
— Bazen ateş görülmesi,
— iştahsızlık,
— Yorgunluk,
— Hâlsizlik ve bitkin düşme,
— Karın ağrısıyla birlikte bulantı ve kusma,
— Gözün akında ve ciltte sarılığın görülmesi,
— idrarın renginin değişerek çay rengini almasıdır.
Hepatit sırasında hastalığın özelliğinden dolayı beslenme büyük önem taşır. Hastalığın başlangıç döneminde yağlı besinler tüketilmemelidir. Hastanın beslenmesinde yağsız et, meyveler, sebzeler ve şekerli gıdalar kullanılmalıdır.
Hepatit A'nın ilâç tedavisi yoktur. Hastaların çoğu 1-3 haftalık sürede iyileşir.
Hepatit A'dan korunmak için hasta ile temasta olanlara "gamma globulin" uygulanmaktadır. Ancak hastalığın oluşması durumunda genellikle etkisiz kalmaktadır. Hastalıktan korunmak için;
— Su ve diğer besinlere hepatit A virüsünün bulaşması önlenmelidir.
— Kireç kaymağı ile tuvaletler ilâçlanmalıdır.
— Salgınların görülmesi durumunda içme suları kesinlikle kaynatılmalı ve daha sonra içilmelidir.
— Sebze ve meyveler iyice yıkandıktan sonra tüketilmelidir.

Hepatit B: Sanlığın bu tipine hepatit B virüsü neden olur. Bir çok özelliği bakımından hepatit A'dan farklılık gösterir. Bu farklılıkları aşağıdaki gibi özetleyebiliriz.
— Hepatit A'nın kuluçka süresi 15-40 gün kadarken, hepatit B'nin kuluçka süresi yaklaşık 21 -135 gündür.
— Hepatit A genellikle çocuklarda görülürken, hepatit B her yaştaki insanlarda görülür.
— Hepatit A genelde ilkbahar ve sonbaharda görülerek salgınlar yapmasına karşılık hepatit B her mevsimde görülebilir.
• Hepatit B'de karaciğerin zarar görme riskinin yüksek olması nedeniyle hepatit A'ya göre çok daha tehlikelidir.
• Hepatit B'nin bulaşma yolları da hepatit A'ya göre farklılık gösterir. Hepatit A kirli besinlerle ağız yoluyla bulaşmasına karşılık hepatit B'nin bulaşması;
— Kan nakli sırasında,
— Hepatit B bulaşmış şırınga, diş aletleri ve cerrahi araçların kullanılmasıyla,
— Uyuşturucu kullananlarda aynı şırıngaları birden fazla kişilerin kullanmasıyla,
— Hastalık virüsü taşıyanlarla cinsel temasta bulunulmasıyla olur.

Hastalığa yakalanma riskinin fazla olduğu bir grup da sağlık alanında çalışanlardır. Sterilizasyona özen gösterilmemesi durumunda hastane personelinin hepaptit B'ye yakalanma riskleri fazladır.
Hepatit B'nin belirtileri hepatit A ile hemen hemen aynıdır. Hepatit B'de; hafif ateş derinin sararması, bulantı, kusma, kil rengindeki dışkı, yorgunluk ve hâlsizlik gibi belirtiler görülür. Beslenme kuralları bakımından hepatit A'daki beslenme kurallarına uyulmalıdır. Hastalığın tedavisinde istirahat büyük önem taşımaktadır. Tehlikeli bir hastalık olan hepatit B'de tam iyileşme gerçekleşebileceği gibi anî ölümler de meydana gelebilir. Bazen kroniklesin. Hepatit B bazen yıllar sonra siroza ya da karaciğer kanserine neden olabilir. Hastalık klinik olarak iyileşmesine karşılık hepatit B virüsü kanda varlığını sürdürür. Bazı kişiler hepatit B taşıyıcısıdır. Taşıyıcı olan bu insanlardan kan nakli yapılmaz. Çünkü bu insanlar sağlam görünüşlü olmalarına rağmen hastalık taşıyıcısıdırlar.
Hepatit B'den korumak için;
— Kan nakillerinde test edilmemiş kan kullanılmamalıdır.
— Bir defa kullanılan enjektörler atılmalıdır.
— Cerrahî müdahalelerde kullanılan araçlar çok iyi sterilize edilmelidir.
— Düzenli bir aile hayatı (tek eşlilik) yaşanmalıdır.

KUDUZ

Bulaşıcı bir hastalık olan kuduzun etkeni virüstür. Kuduz virüsü kedi, köpek, kurt, çakal, yarasa vb. yaban hayvanları tarafından insanlara bulaştırılır. Kuduz aslında bir hayvan hastalığıdır. Hastalığı taşıyan hayvanların insanları ısırmasıyla salyalarındaki kuduz virüsünü insanlara bulaştırırlar. Kuduz sinir sistemini tutan ve ölümle sonuçlanan bir hastalıktır.
Kuduz virüsünün kuluçka süresi 4-8 hafta kadar olup bu süre sonunda hastalık belirtileri ortaya çıkmaya başlar. Kuduzda;
• ilk ısırıldığında ışınlan yerde uyuşukluk ve duyu hissinde kaybolma,
• Ateş,
• Baş ağrısı,
• Sinirlilik ve huzursuzluk,
• Terleme,
• Su içme sırasında boğaz kaslarında kasılma,
• Sudan korkma,
• Tükrüklerin yutulamaması nedeniyle salyanın akması gibi belirtiler görülür.
Hastalığın ilerleyen evrelerinde korku başlar. Felçler meydana gelir. Havale görülür. Sonunda ise hasta komaya girer ve ölür.
Herhangi bir hayvan ısırığında kuduzdan şüphe edildiğinde ışınlan bölge bol sabunlu suyla yıkanmalıdır. Işınlan bölgenin sabunlu suyla yıkanmasından sonra vakit kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna gidilerek tedaviye başlanılmalıdır. Kişiyi ısıran hayvan yakalanarak kuduz olup olmadığını anlamak için 7-10 gün kadar gözetim altında tutularak izlenir. Bu sırada sağlık bakanlığının "Kuduz Aşısı Talimatına" göre hayvan tarafından ışınlan kişi tedaviye alınır.
Kuduz hastalığının ölümcül bir hastalık olduğunu daha önce belirtmiştik. Bu nedenle kuduzdan korunma yolları büyük önem taşımaktadır. Kuduzdan korunma için;
• Sokaktaki sahipsiz kedi, köpek vb. hayvanlar zararsız duruma getirilmelidir.
• Evlerde beslenilen kedi ve köpek gibi evcil hayvanlar düzenli olarak veterinere kontrol ettirilerek aşıları zamanında yaptırılmalıdır.

AIDS

AIDS edinilmiş bağışıklık yetmezliği sendromudur. Vücudun bağışıklık sistemini çalışamaz duruma getiren AİDS tüm dünyayı ilgilendiren yeni ve yaygın bir sağlık sorunudur. Hâlen tedavisi yoktur. Vücudun bağışıklık sistemini yok etmesi nedeniyle ölümcül bir hastalıktır. Bağışıklık sisteminin yok olması nedeniyle vücut en küçük bir enfeksiyona bile direnç gösteremez ve hastalık ölümle sonuçlanır.
Bulaşıcı bir hastalık olan AİDS hastalığının etkeni HIV (Human Immune deficiency Virus)'dir. Normal durumda lökositler ve lenfositler vücuda giren mikroplan etkisiz duruma getirerek vücudu hastalıklara karşı korur. AİDS hastalığında HIV, lenfositlerin içerisine girerek burada ürer. Daha sonrada lenfositleri öldürür. AlDS'li hastalarda lenfositlerin etkisiz duruma gelmesiyle bağışıklık sistemi zayıf düşer. Böylece değişik enfeksiyonlar ve tümörlerin ortaya çıkışı kolaylaşır.

Oldukça tehlikeli ve bulaşıcı bir hastalık olan AiDS'in belirtilerinden önemli olanları aşağıdaki gibi özetleyebiliriz. AİDS hastalarında;
• Nedeni belli olmayan uzun süreli yorgunluk,
• Lenf düğümlerinde açıklanamayan şişlik,
• Uzun süren ateş (on günden az olmayan),
• Nedeni açıklanamayan hızlı kilo kaybı,
• Gece terlemeleri
• Derideki renk bozuklukları,
• lyileştirilemeyen mukaza iltihaplan,
• Açıklanamayan öksürük ve boğaz ağrısı,
• Nefes darlığı,
• Sürekli ishal,
• Ağız içinde mantar enfeksiyonu,
• Kolay yaralanma ve açıklanamayan kanama,
• Nefes darlığı,
• Zihinde karışıklık görülür. Bu aşamadan sonra ise hasta komaya girerek ölür.

Hastalık belirtilerinin görülmesinden sonra teşhis için ELIZA ve VVestern Blot testi yapılır. AIDS'in bulaşması birçok yolla olmaktadır. AIDS'in bulaşması cinsel temasla, kan yoluyla ve anneden bebeğe eş (plasenta) yoluyla olur. AIDS bulaşma riskinin en fazla olduğu gruplar;
• Güvenli cinsel ilişkisi olmayanlar,
• Birden fazla kişiyle cinsel ilişkisi olanlar,
• Eş cinsel ilişkisi olanlar,
• Uyuşturucu bağımlıları,
• Kan ürünleri kullanması gerekenler,
• Sağlık personelidir.
AlDS'den korunmak için bulaşma yolları kesilmelidir. Bu amaçla öncelikle hastalığın cinsel temasla bulaşmasının önlenmesi gerekir. Hastalığın cinsel temasla bulaşmasını önlemek için;
• Birden fazla kişiyle cinsel ilişkide bulunulmamalı,
• Eş cinsel ilişkilerden kaçınılmalı,
• Şüpheli durumlarda mutlaka prezervatif (kondom, kaput, kılıf) kullanılmalıdır.
AIDS'in bulaşması cinsel temasla olduğu gibi kan yoluyla da olur. Kan yoluyla hastalığın bulaşmasını önlemek için tek kullanımlık enjektör ve iğne kullanılmalıdır. Aynı enjektörün tekrar tekrar kullanımı uyuşturucu bağımlılarında daha fazladır. Bu nedenle uyuşturucu bağımlılarında hastalığın bulaşması daha yaygındır. AİDS hastalığının bulaşmasını engellemede;
• Cerrahî aletlerin sterilizasyonuna (mikroptan arındırılma),
• Diş fırçası temizliğine,
• Manikür aletleri kullanan ve kullandıran kişilerin alet temizliğine önem vermeleri gerekir. AIDS hastalığına yakalandığı tespit edilmiş kadınların gebe kalmamaları gerekir.
Hâlen tedavisi ve aşısı bulunmayan tehlikeli bir hastalık olan AIDS konusunda toplumun her kesimi bilgilendirilmelidir. Bu konuda bilgisi olanlar yakınlarını uyarmaları gerekir.

__________________



Bir evin güzel kızını seviyordum ben, hayalini edebileceğin her güzelliği bir kenara bıraktığında geriye kalan güzellik kadar güzeldi sevdiğim.
m@nnah_dr€m isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 02-05-2011, 09:04 PM   #45 (permalink)
ÇE-KC - uSTa
 
m@nnah_dr€m - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Feb 2011
Mesajlar: 15,425
m@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant future
Standart

Çiçekli Bitkilerde Üreme, Büyüme Ve Gelişme: Hayat Döngüsü

E- ÇİÇEKLİ BİTKİLERDE ÜREME :

1- Bitkilerin Sınıflandırılması :

Bitkiler, üreme organı olan çiçeğinin ve tohumunun bulunup bulunmamasına göre çiçekli bitkiler ve çiçeksiz bitkiler olarak iki grupta incelenir.
Üreme organı denilen çiçeği ve tohumu bulunan bitkilere çiçekli bitkiler denir.
Üreme organı denilen çiçeği ve tohumu bulunmayan bitkilere çiçeksiz bitkiler denir.
Çiçekli bitkiler; kök, gövde, yaprak, çiçek olmak üzere 4 kısımdan oluşur.

BİTKİLER

Çiçekli Bitkiler Çiçeksiz Bitkiler

Açık Tohumlular Kapalı tohumlular Damarlı Çiçeksiz Damarlı Çiçeksiz

Bitkiler Bitkiler
Tek Çift (Eğrelti Otu) (Karayosunu)
Çenekliler Çenekliler
(Mısır, Buğday) (Fasulye, Nohut)

2- Çiçek ve Kısımları :
Çiçekli bitkilerin üreme organı olan, renkli, güzel kokulu ve görünüşlü organa çiçek denir. (Ters lale = ağlayan gelin, gül, çiğdem, zambak, gelincik, menekşe). Bütün çiçekler farklı renk, şekil ve kokuda olmalarına rağmen çiçeklerin temel kısımları birbirlerine benzer.
Çiçekte; çiçek sapı, çiçek tablası, çanak yaprak, taç yaprak, erkek organ ve dişi organ gibi kısımlar bulunur.
Tam bir çiçek, çanak yaprak, taç yaprak, erkek organ, dişi organ olmak üzere dört kısımdan oluşur.









Çiçek Sapı :
Çiçeği dala ya da gövdeye bağlayan ve su ile besin maddelerinin taşınmasını sağlayan kısımdır. Çiçek sapında odun ve soymuk boruları bulunur.

Çiçek Tablası :
Çiçeğin diğer kısımlarını üzerinde taşıyan yapıdır.

a) Çiçeğin Kısımları :
Tam bir çiçek çanak yaprak, taç yaprak, erkek organ ve dişi organ olmak üzere dört kısımdan oluşur.




1- Çanak Yaprak :
Çiçeğin en dış kısmında bulunan yeşil renkli yapraklardır. Çanak yapraklar, (çiçek tomurcuk halinde iken) çiçeğin diğer kısımlarını dış etkilere karşı korur ve fotosentez yaparak besin üretir. (Çiçeklerde genelde çanak yapraklar 5 tanedir).

2- Taç Yaprak :
Çiçeğin renkli, güzel kokulu ve görünüşlü olan kısmıdır. Taç yaprakların dip kısımlarında bal özü sıvısı (salgısı) salgılanır. Bal özü salgısı güzel kokulu olduğu için ve de taç yapraklar renkli ve güzel görünüşlü olduğu için böceklerin ilgisini çekerler ve tozlaşmaya yardımcı olurlar.

3- Erkek Organ :
Taç yaprakların arasında, dişi organın etrafına dizilmiş halde olan çok sayıdaki organdır. Erkek organ sapçık (ipçik) ve başçık olarak iki kısımdan oluşur.
Sapçıklar, başçıkları tutar, başçıkları çiçeğe bağlar ve her sapçıkta bir başçık bulunur.
Başçıkta polen keseleri bulunur. Polen keselerinin içinde polenler yani çiçek tozları, çiçek tozlarının yani polenlerin içinde de erkek üreme hücreleri olan sperm hücreleri bulunur. Polenler olgunlaşınca polen keseleri çatlar ve polenler etrafa yayılırlar.
(Polen keselerinde bulunan polen-üreme- ana hücreleri mayoz bölünme geçirerek polenleri oluşturur).

4- Dişi Organ :
Çiçeğin ortasında bulunan, vazoya benzeyen ve genelde bir tane olan organdır. Dişi organ; dişicik tepesi, dişicik borusu ve yumurtalık olarak üç kısımdan oluşur.

a) Dişicik Tepesi :
Dişi organın en uç kısmıdır. Dişicik tepesi yapışkan ve nemli bir sıvı salgılar. Bu sıvı çiçek tozlarını yani polenler tutarak polenlerin burada çimlenmesini sağlar.
b) Dişicik Borusu :
Dişicik tepesini yumurtalığa bağlayan borudur. Dişicik tepesinde çimlenen polenleri yumurtalığa taşır.
c) Yumurtalık (Ovaryum) :
Dişi organın en alt kısmındaki şişkinleşmiş bölümdür. Yumurtalıkta tohum taslağı bulunur. Tohum taslağının içinde dişi üreme hücreleri olan yumurta hücreleri vardır.





3- Çiçek Çeşitleri :
Çiçekler, erkek organ ve dişi organın bulunup bulunmamasına göre iki çeşittir.

a) Tam Çiçek (Bir Evcikli Çiçek=Erselik Çiçek) :
Bir çiçekte erkek organ ve dişi organ ile birlikte taç ve çanak yapraklar da bulunuyorsa böyle çiçeklere tam çiçek denir.

Örnek : Gül, papatya, elma, bezelye, kestane, fındık.


b) Eksik Çiçek (İki Evcikli Çiçek) :
Bir çiçekte erkek ve dişi organdan sadece bir tanesi bulunuyorsa böyle çiçeklere eksik çiçek denir.
• Çiçekte sadece erkek organ varsa bu çiçeğe erkek çiçek (taş fırın) denir.
• Çiçekte sadece dişi organ varsa bu çiçeğe dişi çiçek (light) denir.

4- Çiçekli Bitkilerde Tozlaşma ve Döllenme :
Bitkilerde tohum ve meyvenin oluşabilmesi için tozlaşma ve döllenme olmak üzere iki olayın gerçekleşmesi gerekir.

a) Tozlaşma :
Erkek organın başçığındaki polenlerin (çiçek tozlarının) dişi organın dişicik tepesine taşınmasına tozlaşma denir. Tozlaşma su, rüzgar, kuşlar, böcekler, insanlar sayesinde gerçekleşir. (Bataklık ve su bitkilerinde su sayesinde gerçekleşir).
Tozlaşma olayı aynı tür bitkiler arasında gerçekleşir. Dişi organın dişicik tepesi, farklı bitki türlerinin polenlerinin yumurtalığa girmesini önler. (Laleden lale oluşmasının sebebi budur).

b) Döllenme :
Tozlaşma ile dişicik tepesine gelen polenler, dişicik tepesi tarafından salgılanan yapışkan sıvı ile tutulur ve polenler burada çimlenirler. Çimlenen polenler yani çiçek tozları çatlar ve erkek üreme hücreleri yani sperm hücreleri açığa çıkar. Açığa çıkan erkek üreme hücreleri (nin çekirdekleri) (nden biri yumurtalığa doğru hareket ederek polen tüpünü oluşturur) dişicik borusundan geçerek yumurtalıktaki tohum taslağına gelir.
Yumurtalıkta dişi üreme hücresi olan yumurta hücrelerinin çekirdeği ile erkek üreme hücresi olan sperm hücrelerinin çekirdeğinin birleşmesine döllenme denir. Döllenme sonucu oluşan döllenmiş yumurta hücresine zigot denir.
Zigot, bitkinin en küçük yani tek hücreli halidir. Oluşan zigot gelişerek (sürekli mitoz bölünme geçirerek) embriyo denilen bitkinin (canlının) ilk taslağını, modelini oluşturur. (Embriyo bitkinin kök, gövde, yaprak gibi kısımlarının taslağını, modelini bulundurur ve bu yapıların oluşmasını sağlar).
Döllenme sonucu tohum taslağı gelişerek tohumu, tohumun içinde bulunduğu yumurtalık ta gelişerek meyveyi oluşturur.








5- Çiçekli Bitki Çeşitleri :
Çiçekli bitkiler, açık tohumlular ve kapalı tohumlular olarak iki grupta incelenirler.

a) Açık Tohumlular :
Tohumları açıkta gelişen, meyve yaprakları tarafından örtülmeyen bitkilerdir.
Örnek : Çam, ladin, köknar, sedir. (Genelde meyvesiz ağaçlar).

b) Kapalı Tohumlular :
Tohumları meyve yaprakları tarafından örtülmüş olan bitkilerdir. Kapalı tohumlular, tohumlarındaki çenek sayısına göre tek çenekli ve çift çenekli bitkiler olarak iki grupta incelenirler.

1- Tek Çenekliler :
Tohumunda tek çenek olan genelde otsu, tek yıllık bitkilerdir.

Tek Çenekli Bitkilerin Özellikleri :
1- Otsu bitkilerdir.
2- Saçak köklüdürler.
3- Kambiyum dokuları yoktur. Bu nedenle enine büyümezler.
4- İletim boruları düzensizdir.
5- Yaprakları paralel damarlıdır.
6- Yaprakları ince ve şerit şekillidir.
7- Yaprak sapı yoktur.
8- Çiçek sayıları 3 veya 6 nın katları şeklindedir.
Örnek : Otlar, tahıllar, sebzeler, çiçekler.

2- Çift Çenekliler :
Tohumunda çift çenek olan bitkilerdir.

Çift Çenekli Bitkilerin Özellikleri :
1- Genelde odunsu bitkilerdir.
2- Kazık köklüdürler.
3- Kambiyum dokuları bulunur. Bu nedenle enine büyüyebilirler.
4- İletim boruları düzenlidir.
5- Yaprakları tüysü (ağ) damarlıdır.
6- Yaprakları geniş ve parçalı şekillidir.
7- Yaprak sapı bulunur.
8- Çiçek sayıları 4 veya 5 in katları şeklindedir.
Örnek : Bütün meyve ağaçları, fasulye, nohut, mercimek, bezelye.








F- TOHUMDAN FİDANA :
Bitkilerde tohum ve meyvenin oluşabilmesi için tozlaşma ve döllenme olaylarının gerçekleşmesi gerekir.

1- Tohum :
Dişi organın yumurtalığında bulunan, embriyo, çenek (besin deposu=endosperm) ve koruyucu kabuktan oluşan ve çimlenerek yeni bir bitkiyi meydana getiren yapıya tohum denir.
Tozlaşma ve döllenme olayları sonucunda dişi organın yumurtalığındaki tohum taslağında zigot oluşur. Oluşan zigot sürekli bölünerek gelişir ve embriyo denilen bitki taslağını oluşturur. Embriyo oluştuktan sonra etrafında koruyucu kabuk oluşur ve kabuğun içinde besin depo edilir.
Bitkilerde oluşan tohumların sayısı, şekli ve büyüklüğü farklı olabilir. Bunun nedeni bitkilerin bulundukları ortama, çevre şartlarına uyum sağlama şanslarını arttırmak ve nesillerinin devam etmesini sağlamaktır.

a) Tohumun Özellikleri :
1- Canlıdır.
2- Az miktarda su bulundurur.
3- İçinde embriyo olduğu için bitkinin bütün özelliklerini taşır.
4- Uygun şartlarda çimlenebilir.
5- Çimleninceye kadar besin üretemez yani fotosentez yapamaz.
6- Çimleninceye kadar çeneklerdeki besinlerle beslenir.

b) Tohumun Kısımları :

1- Embriyo :
Bitkinin kök, gövde, yaprak gibi kısımlarının oluşmasını sağlayan bitki taslağıdır.

2- Çenek (Besin Deposu = Endosperm = Besi Doku) :

Koruyucu kabuğun içinde, embriyonun etrafında, embriyonun besin ihtiyacını karşılayabilmesi için besin depo edilen kısımdır. Tohum çimleninceye yani bitki fotosentez yapıncaya kadar embriyo besin ihtiyacını çeneklerden karşılar.
Besi doku hücrelerinde bitkinin türüne göre karbonhidrat, protein ve yağ gibi besin maddeleri depolanır.

3- Koruyucu Kabuk :

Embriyonun etrafında bulunan ve embriyoyu dış etkilere karşı koruyan yapıdır.

c) Tohumun Çimlenmesi :
Tohumdaki embriyonun uygun şartlarda bitkinin kök, gövde ve yaprak gibi kısımlarını oluşturmaya başlamasına çimlenme denir. Çimlenmenin gerçekleşebilmesi için su (nem), sıcaklık ve oksijenin yeterli miktarda olması gerekir.
Su, sıcaklık ve oksijen yeterli miktarda ise (embriyo gelişerek) tohumun koruyucu kabuğu çatlar ve çimlenme başlar. Çimlenme sırasında tohumdaki embriyo sürekli büyür ve gelişir. Embriyo gelişirken ihtiyacı olan besini etrafındaki çeneklerden karşılar.
Tohumun çimlenebilmesi için sıcaklığın yeteri miktarda olması gerekir. Düşük veya yüksek sıcaklıklarda çimlenme süresi çok uzar, çimlenme yavaşlar. Çok yüksek veya çok düşük sıcaklıklarda (0 0C – 35 0C nin dışında) ise çimlenme gerçekleşmez. Çimlenmenin gerçekleşebilmesi için sıcaklık 18 – 25 0C civarında olmalıdır. Bu nedenle ekim için en uygun mevsim ilkbahardır.
Tohumun çimlenebilmesi için suyun yeterli miktarda olması gerekir. Fazla veya az suda çimlenme gerçekleşmez veya yavaş gerçekleşir. Tohumun çimlenmesi için gerekli olan su çimlenme sonucu oluşan bitkinin büyümesi için de gereklidir.
Çimlenme tamamlanınca bitkinin kök, gövde ve yaprakları oluşur.
Tohum çimleninceye kadar besin üretemez yani fotosentez yapamaz (yaprakları olmadığı için). Çimlenme sonucu bitkinin yaprakları oluştuğu için fotosentez yaparak kendi besinini kendisi üretir. (Fotosentez yaptığı andan itibaren çeneklerdeki besini kullanmayacağı için çenekler atılır).
Bitkinin fotosentez yapabilmesi için su, karbondioksit gazı, sıcaklık ve ışık enerjisine yani güneş ışığına ihtiyaç duyar. Bu nedenle bitkinin büyümesi için su, karbondioksit gazı, ışık, sıcaklık ve oksijen gazı (solunum yaparken) gereklidir.
Tohum çimlenirken fotosentez yapamadığı için toprağa, güneş ışığına ve karbondioksit gazına ihtiyaç duymaz. (Çimlenirken sadece solunum yaptığı için kuru ağırlığı azalır).

NOT : 1- Bitkilerin çimlenmesi ve büyümesi için gerekli olan şartlardan biri olan sıcaklık
seralarda kontrol altında tutulabilir. Bu nedenle mevsimlere özgü sebze ve meyveler mevsimi dışında da üretilebilir. Seralarda en düşük sıcaklık 100C, en yüksek sıcaklık 320C dir.
2- Bitkide çimlenme, büyüme ve gelişme için sıcaklık gereklidir.
3- Biber bitkisi için;
• Çimlenme sıcaklığı → 150C
• Büyüme sıcaklığı → 18 – 200C
• Olgun bitki sıcaklığı → 250C

d) Tohumun Etrafa Yayılması :
Çimlenme sonucu bitkilerin oluşmasını sağlayan tohumlar su, rüzgâr, insanlar, hayvanlar (tarafından yenilerek veya hayvanlara yapışarak) ve meyveler sayesinde etrafa yayılarak uygun şartlarda çimlenirler ve yeni bir bitkiyi oluştururlar.
• Yenilen meyve çekirdeklerinin etrafa atılması.
• Bazı dikenli meyvelerin hayvanların tüyüne takılarak taşınması.
• Bataklık ve su bitkilerinde su yoluyla tohumun taşınması.
• Tohum ve meyve hayvanlar için besin kaynağıdır. Hayvanlar tarafından yenilen meyvelerin çekirdekleri veya tohumları dışkı yoluyla uzak bölgelere taşınarak onların etrafa yayılması sağlanır.

Örnek : • Akçaağaç tohumları helikopter pervanesi gibi dönerek düşer ve yayılır.

• Atkestanesinin yeşil renkli dikenli meyveleri içindeki tohumlar olgunlaşınca meyve düşer ve içindeki tohum yayılmış olur.
• Karahindiba bitkisinin tohumları rüzgârla etrafa yayılır.
• Böğürtlen kuşlar tarafından yenir ve tohumları kuşların dışkıları ile etrafa yayılır.
2- Meyve :
Döllenme sonucu dişi organın yumurtalığının büyüyerek etlenip sulanmasıyla oluşan yapıya meyve denir. Tohum, meyvenin içinde bulunur.

a) Meyve Çeşitleri :

1- Basit Meyve : Bir yumurtalığın etlenip sulanmasıyla oluşan meyvedir.

Örnek : Erik, kaysı, elma, armut, ayva.
2- Bileşik Meyve : Bir çok yumurtalığın etlenip gelişmesi ve bir araya
gelmesiyle oluşan meyvedir.
Örnek : Dut, böğürtlen, ahu dudu, çilek, mısır, nar, portakal.
3- Gerçek Meyve : Sadece yumurtalığın gelişmesiyle oluşan meyvedir.
Örnek : Kaysı, erik, kiraz, şeftali, çilek, böğürtlen.
4- Yalancı Meyve : Meyve oluşumuna yumurtalıkla birlikte taç yaprak
çanak yaprak ve çiçek sapı da katılıyorsa böyle meyvelere yalancı meyve denir.
Örnek : Elma, armut, ayva.
5- Kuru Meyve : Yapısında su miktarı az olan meyvedir.
Örnek : Ceviz, fındık, arpa, buğday, ayçiçeği.

Günlük hayatta sebze olarak bilinen bazı meyveler de bulunmaktadır. Domates, salatalık, biber, patlıcan gibi.

Bazı meyvelerin tohumları yenebilir ve bu tohumlar besin kaynağı olarak kullanılabilir. Kaysı, ceviz, fındık, arpa, buğday, ayçiçeği, mısır gibi meyvelerin tohumları yenebilir ve besin kaynağı olarak kullanılabilir.

Tohum







NOT : 1- Bitkilerden elde edilen ürünler teknolojik gelişmelere bağlı olarak artmakta ve
çeşitlenmektedir.
• Fabrikalarda mısırdan un, yağ, konserve üretilmesi.
• Fabrikalarda domatesten salça, ketçap üretilmesi.
• Zeytinden yağ, ezme üretilmesi.
• Cevizden boya yapılması.
• Yüksük otu bitkisinden kalp ilacı yapılması.

3- Çiçekli Bitkilerde Hayat Döngüsü :
Bitkilerde insanlar ve hayvanlar gibi hayat döngüsü içindedir.
Çiçekli bitkilerde tozlaşma ile başlayıp döllenme, tohum oluşumu, meyve oluşumu, çimlenme, genç bitki oluşumu, büyüme, gelişme ve olgun bitkinin oluşması ile son bulan süreye hayat döngüsü denir.
Çiçekli bitkilerde hayat döngüsü tozlaşma ile başlar.









ÖRNEKLER :

1- Kış sonu toprağa ekilen domates tohumu baharda çimlenme sonucu filizlenir ve genç bitkiyi oluşturur. Bir süre sonra bitki çiçek açar, çiçek olgunlaşır ve sarı renkli bu çiçek döllenmeye hazır hale gelir. Polenlerin tozlaşma sayesinde dişi organa taşınmasıyla döllenme gerçekleşir ve zigot oluşur. Oluşan zigot gelişerek embriyoyu oluşturur. Oluşan embriyonun etrafında besin depo edilir ve koruyucu kabuk oluşur. Bu sayede tohum (domates çekirdeği) oluşur. Tohumun oluşmasından sonra domates çiçeğinin yaprakları dökülür ve dişi organın yumurtalığı gelişerek meyveyi oluşturur. Yeşil renkli olan küçük domatesler gelişimini tamamlayarak büyür. Büyüyen yeşil renkli domates bu andan itibaren olgunlaşarak kırmızı renkli olur.


2- Bezelye bitkisinde tozlaşma ve döllenme sonucunda tohum ve meyve oluşur. Bezelye bitkisinde tohum toprağa düşer ve uygun şartlarda çimlenir. Çimlenen bezelye bitkisinin önce kökü oluşur. Ardından bitkinin gövde ve yaprakları oluşur. Kök, gövde ve yaprakları oluşan bezelye bitkisinin çiçeği oluşur ve olgunlaşan bezelye bitkisi tekrar tozlaşma yaparak döllenir ve döllenme sonucu tohum ve ardından meyve oluşur.


4- Organik Tarım :
Toprak, su ve havayı kirletmeden çevreyi ve canlıların sağlığını koruyan tarımsal üretim yöntemine organik tarım denir.
Bitki yetiştiriciliğinde çevreye ve canlılara zarar vermeyen üretim yöntemleri tercih edilmelidir. Bu nedenle organik tarım yapılmalıdır. Organik tarımda amaç ürün miktarını arttırmak değil, temiz ve kaliteli gıda üretiminin sürekliliğini sağlamaktır.
Artan Dünya nüfusunun besin ihtiyacını karşılamak için tarımda yapay gübreler, kimyasal ilaçlar (hormonlar), katkı maddeleri ve tarım makineleri kullanılmaktadır. Bunun sonucu ise toprakta kimyasal maddeler birikmekte ve üretilen kalitesiz ürünler canlıların yaşamını tehdit etmektedir. Bunu önlemek organik tarım yapılmaktadır. Organik tarım yapılırken; organik gübreler kullanılır, sıralı ekim yapılır ve bitkilerin direnci arttırılır. Bu sayede toprak, su ve hava kirletilmeden besinler üretilir ve canlıların hayatı korunabilir. (İlk defa 1984 – 1985 yılında İzmir’de kuru incir ve kuru üzümde yapılmaya başlandı. Sonraları kuru kaysı ve fındık eklendi).

Organik Tarımın Amacı :

1- Toprağın yapısını korumak.

2- Çölleşmeyi önlemek.
3- Doğal bitki örtüsünü ve hayvanları korumak.
4- Tarımdan kaynaklanan her türlü kirliliği önlemek.
5- Toprak verimliliğini korumak.
6- Tarımsal ilaçların bitki, hayvan ve insanlar üzerindeki olumsuz etkilerini ortadan kaldırmak.
7- Çok miktarda değil, yeterli ve kaliteli gıda üretmek.
__________________



Bir evin güzel kızını seviyordum ben, hayalini edebileceğin her güzelliği bir kenara bıraktığında geriye kalan güzellik kadar güzeldi sevdiğim.
m@nnah_dr€m isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 02-05-2011, 11:46 PM   #46 (permalink)
ÇE-KC - uSTa
 
m@nnah_dr€m - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Feb 2011
Mesajlar: 15,425
m@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant future
Standart

Enzim Nedir
Bir kimyasal tepkimeye sebep olan var onu hızlandıran, çoğunlukla Protein yapısında olan organik maddeye enzim denir.


Enzimler
Canlı hücrelerde gerçekleşen yıkım ve yapım tepkimelerinin hepsine metabolizma denir. Kimyasal tepkimenin başlayabilmesi ve devam etmesi için tepkimeye girecek moleküllerın aktivasyon enerjisi denilen enerji engelini aşması gerekir.

Aktivasyon enerjisi, bir kimyasal tepkimenin başlayabilmesi için gerekli olan en düşük enerji miktarıdır. Aktivasyon enerjisi engelinin aşılması katalizör kullanılmasıyla sağlanır.
Kimyasal tepkimeye girecek moleküller hareket halindedir ve birbirleri ile çarpışmaktadır. Moleküllerin ısıtılması ile hareket enerjileri yükseltilir. Böylece moleküller birbirleri ile daha sık çarpışarak tepkimeye girmeleri kolaylaşır.
Ancak canlı sistemlerde kimyasal tepkimelerin çoğu hücrede meydana gelir. Tepkime sırasında açığa çıkan yüksekısı,proteinlerın yapısını bozacağından, canlıya zarar verir. Hücrede kimyasal tepkimelerin olabilmesi için, enerji engeli biyolojik katalizör (enzim) kullanılarak aşılabilir. Katalizör, kimyasal tepkimeye girerek tepkimeyi hızlandıran ve tepkime sonunda hiçbir değişikliğe uğramadan çıkan maddedir. Canlı sistemlerdeki katalizörlere enzim denir.

Enzim
ler, biyokimyasal tepkimeye girecek molekülleri aktifleştirerek
tepkimenin düşük enerji düzeyinde başlamasını sağlar.


1.Enzimlerin Yapı ve Görevleri

Enzim
ler, canlı hücrelerde üretilen özel proteinlerdir. Protein hücrede, DNA'daki kalıtsal bilgiye (gen) göre sentezlenir. Enzimlerin proteinden oluşan kısmına apoenzim denir. Pepsin, üreaz gibi bazı enimler yalnız proteinden oluşur( basit enzim ). Enzimlerin çoğunda ise vitamin ya da mineralden oluşan, aktifleştirici kısım vardır ( bileşik enzim ). Bu kısım vitaminden oluşmuş ise koenzim, mineralden oluşmuş ise kofaktör adını alır. NAD (Nikotinamit adenin dinükleotit), FAD (Flavin adenin dinükleotit), NADP (Nikotinamit adenin dinükleotit fosfat) gibi hidrojen taşıyan moleküller koenzim olarak görev yapar. Koenzimlerin esas bileşenleri özellikle B grubu vitaminlerdir. Kofaktör, inorganik özellikteki yardımcı kısımdır. Ca+2, Mg+2, Zn+2, K+ ,Na+, Cu+2 ,Fe+2 gibi metal iyonları birçok enzimde kofaktör olarak iş görür. Sitokromlar ve ferrodoksin, kofaktör bulunduran enzimlerdendir. Enzimlerin esas iş yapan bölümü koenzim ya da kofaktör kısmıdır ve enzimin protein olan bölümüne göre daha küçüktür. Enzimin hangi maddeye etki edeceğini protein kısmı belirler.
Apoenzim ile koenzimin birlikte oluşturduğu gruba, tam enzim anlamına gelen holoenzim denir.
Bir holoenzim aşağıda görüldüğü gibi şematize edilebilir.
Enzimlerin özellikleri

  1. Enzimin etki ettiği maddeye substrat (etkinen madde) denir. enzim substrat ilişkisi anahtar ile kilidin uyumuna benzer. Enzim moleküllerde aktif bölge denilen özel bir bölüm bulunur. Enzim, substratına geçici olarak aktif bölgeden bağlanır ve enzim-substrat bileşiği (ES) meydana gelir. Substrat bir ya da iki ürüne dönüşür.
  2. Enzimler genellikle çift yönlü çalışır ( tersinirdir ).
  3. Her hücrede tepkime çeşidi kadar enzim çeşidi vardır.
  4. Bir apoenzim çeşidi, belirli bir koenzim ya da kofaktörle birlikte çalışır. Fakat bir koenzim ve kofaktör, birden fazla apoenzimle çalışabilir. Bu nedenle apoenzim çeşidi, kofaktör ve koenzim çeşidinden daha fazladır.
  5. Enzimler çok hızlı çalışır. Örneğin, üre, enzim olmadan hidroliz olayı ile yüz yılda parçalanabilir. Ancak bir üreaz enzimin varlığında saniyede 30 000 üre molekülü parçalanabilir.
  6. Enzimler kimyasal tepkimelerden değişmeden çıkar; tekrar tekrar kullanılır. Bir süre sonra yapısı bozulan enzimler parçalanır ve hücrede yeniden üretilir.
  7. Enzimler hücrede takım hâlinde çalışır. Bir enzimin etki ettiği tepkimenin ürünü, kendinden sonra gelecek enzimin substratı olabilir. Örneğin, nişasta parçalanırken amilaz enziminin ürünü olan maltoz, maltaz enziminin substratını oluşturur.
  8. Enzimler aktif ya da inaktif durumda olmalarına göre adlandırılır. Enzim inaktif durumda ise, substratının sonuna ya da katalizlediği tepkimenin sonuna "jen" eki getirilerek adlandırılır, örneğin, kimotripsinojen, pepsinojen vb. Enzim aktif durumda ise, substratının sonuna ya da katalizlediği tepkimenin sonuna "az" eki getirilerek adlandırılır. Örneğin, oksidaz, proteaz, lipaz, ribonükleaz vb.
2. Enzimlerin Biyolojik Önemi
Diğer canlılardan olduğu gibi insan da organik ve inorganik maddelerden oluşur. Hücrelerde organik ve inorganik maddeler biyokimyasal tepkimelerle sürekli değişir. Bu nedenle enzimler canlı yaşamında çok önemlidir. Örneğin, organik molekül olan amino asitlerden protein sentezlenmesi enzimler aracılığıyla olur. Solunum ve fotosentez olayları da enzimlerin yardımıyla gerçekleşir. Bütün bu olaylar olurken canlı büyür, hareket eder, hücre ve dokuları yenilenir.

Eğer enzimler olmasaydı, biyokimyasal tepkimelerin çoğu ya hiç olmazdı ya da son derece yavaş ger*çekleşirdi.
Enzimler vücuttaki kimyasal tepkimeleri gerektiği gibi hızlandıran, ancak bu tepkime sırasında yapısal değişikliğe uğramayan birer katalizördür.
Vücutta hangi tip enzimlerin sentezleneceğine ilişkin bilgileri genler taşır. Hücrede DNA, RNA ve ATP sentezi için gerekli olan enzimlerin üretilememesi hücrenin ölümüne neden olur. Bazı enzimlerin eksikliğine bağlı olarak da çeşitli metabolik hastalıklar ortaya çıkabilir. Fenilketonüri zihinsel özür yaratan, kalıtsal, metabolik bir hastalıktır.
Enzimler hücrede üretilmesine rağmen hücre dışında da çalışabilir.
Çeşitli sanayi dallarında enzimlerden yararlanılır. Örneğin, bazı lekeleri temizlemek için üretilen "biyolojik" katkılı deterjan ve temizleme tozlarında bazı yapay enzimler bulunur.

3. Enzimlerin Çalışmasına Etki Eden Etmenler


Sıkcaklık:
Enzimler protein yapısında olduğu için, ortamdaki sıcaklık değişmelerinden etkilenir. Enzimler belirli sıcak*lıkta çalışır. Enzimin en iyi çalışabileceği sıcaklığa optimum sıcaklık denir (30-35 °C). Daha düşük ve daha yüksek sıcaklık enzimlerin çalışma hızını azaltır. Enzimlerin yapısı yüksek sıcaklık tamamen bozulurken, düşük sıcaklıkta bozulmaz. Soğuk, enzimin yapısını bozmadığı için, dondurmak sure*tiyle besin maddelerinin saklanması, enzimlerin inaktif hâle geçirilmesiyle sağlanır.

pH derecesi :
Her enzimin en iyi çalıştığı optimum bir pH aralığı vardır. Genellikle enzimler pH'nin 7 olduğu ortamlarda en iyi çalışırken bazıları farklılık gösterir. Örneğin, insanda pepsin pH= 2 ortamda, tripsin pH=8.5 olan ortamda en iyi çalışır.


Enzim Yoğunluğu :
Ortamda yeterli substrat varsa, enzim yoğunluğu arttıkça tepkimenin hızı da artar.


Substrat yoğunluğu :
Enzim miktarının sabit tutulduğu bir ortamda substrat yoğunluğu arttıkça, tepkimenin hızı da artar. Tepkime hızı en yüksek noktaya eriştikten sonra sabit kalır(Grafik 3.5). Çünkü enzim substrat ile iyice doymuştur.


Substrat yüzeyi :
Enzim etkinliği substratın dış yüzeyinden başladığı için, substrat yüzeyi arttıkça tepkimenin hızı da artar.


Su:
Enzimler, etkilerini su içinde gösterdiklerinden ortamın su yoğunluğu enzimlerin etkinliğini değiştirir. Genellikle su yoğunluğu %15' in altında olan ortamlarda enzimler görev yapamaz. Bitki tohumunun kuru ortamda çimlenememesinin nedeni budur. Besinlerin kurutularak saklanması da bu esasa dayanır.


Diğer kimyasal maddelerin etkisi :
Bazı maddeler enzimlerin etkinliğini artırır. Bu maddelere aktivatör madde denir. Örneğin, mide hücreleri tarafından üretilen pepsinojen, ancak hidroklorikasit (HCI) ile aktifleşirse çalışabilir.

Bunun yanı sıra, pankreas hücrelerinden üretilen tripsinojenin ince bağırsaktaki enterokinaz enzimi ile aktifleştirilmesinde olduğu gibi, bazı enzimlerin etkinliğini artıracak yeni bir enzimin eklenmesi gerekebilir.
Bazı maddeler de enzimlerin etkinliğini durdurur. Bunlara inhibitör madde denir. Siyanür, kurşun, civa gibi agır metal iyonları inhibitör maddelerdir.

Enzimlerin Adlandırılması

Etkilendikleri substratın veya reaksiyonun sonuna –az eki getirilerek adlandırılırlar.
Substrata göre : Lipid ------------- Lipaz
Maltoz ------------Maltaz
Protein ----------- Proteinaz

Reaksiyona göre : Hidroliz --------------- Hidrolaz
Oksidasyon ---------Oksidaz


__________________



Bir evin güzel kızını seviyordum ben, hayalini edebileceğin her güzelliği bir kenara bıraktığında geriye kalan güzellik kadar güzeldi sevdiğim.
m@nnah_dr€m isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 03-05-2011, 04:04 PM   #47 (permalink)
ÇE-KC - uSTa
 
m@nnah_dr€m - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Feb 2011
Mesajlar: 15,425
m@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant future
Standart

CANLILARIN SINIFLANDIRILMAZI


Hayvanlar ve Özellikleri :

Hayvanlar, iskelet sisteminin bulunup bulunmamasına göre; omurgalı ve omurgasız hayvanlar olarak iki grupta incelenir.





a) Omurgalı Hayvanlar :
İskelet sistemine sahip olan hayvanlara omurgalı hayvanlar denir. Omurgalı hayvanlar kendi aralarında; balıklar, kurbağalar, sürüngenler, kuşlar ve memeliler olarak beş gruba ayrılırlar.
Bütün omurgalı hayvanlar;
• İskelet sistemine sahiptir.
• Döllenme ile çoğalırlar.
• Döllenme sonucu yumurta veya doğurarak çoğalırlar.
• Dolaşım sisteminde kapalı dolaşım görülür. (Kanın sadece damarlar içinde dolaşması).

1- Balıklar :
• Solungaç solunumu yaparlar (Suda çözünmüş havanın oksijenini kullanırlar). • Yumurta ile çoğalırlar.
• Genellikle yavru bakımı görülmez.
• Dış döllenme görülür. (Döllenme olayı ana canlının vücudu dışında gerçekleşir).
• Gelişmeleri sırasında başkalaşım geçirmezler.
• Yavrularını sütle beslemezler.
• Kalpleri iki odacıklıdır.
• Kirli kan solungaçlarda temizlenir.
• Kalplerinde daima kirli kan bulunur, küçük kan dolaşımı görülmez.
• Vücutları pullarla kaplıdır.
• Soğukkanlı canlılardır.

2- Kurbağalar :
• Larva döneminde suda solungaç solunumu, ergin dönemde karada deri ve akciğer solunumu yaparlar.
• Yumurta ile çoğalırlar.
• Yavru bakımı görülmez.
• Dış döllenme görülür.
• Gelişimleri sırasında başkalaşım geçirirler.
• Yavrularını sütle beslemezler.
• Kalpleri üç odacıklıdır.
• Kirli kan akciğerlerde temizlenir.
• Kalplerinde temiz ve kirli kan taşırlar. (Vücutlarında kirli ve temiz kan dolaşır).
• Nemli bölgelerde yaşarlar.
• Soğukkanlı canlılardır.

3- Sürüngenler :
• Akciğer solunumu yaparlar.
• Yumurta ile çoğalırlar.
• Yavru bakımı görülmez.
• İç döllenme görülür.
• Gelişimleri sırasında başkalaşım değil, gömlek değişimi görülür.
• Yavrularını sütle beslemezler.
• Kalpleri 3 odacıklıdır.
• Kirli kan akciğerde temizlenir.
• Kalplerinde temiz ve kirli kan taşırlar. (Vücutlarında kirli ve temiz kan dolaşır).
• Vücutları pullarla kaplıdır.
• Soğukkanlı canlılardır.

a) Kertenkeleler :
• Tehlike anında kuyruğunu koparır. Düşman kuyrukla uğraşırken kaçar. Daha sonra kopan kuyruğun yerine yenisini yapar. Buna rejenerasyon (yenilenme) denir.

b) Yılanlar :
• Hareket üyeleri yoktur. Sürünerek hareket ederler.
• Bazı türleri zehirlidir.
• Gelişimleri sırasında gömlek değişimi görülür.
• Besinlerini çiğnemeden yutarlar.

c) Kaplumbağalar :
• Vücutlarını düşmandan koruyan kabukları vardır. Bu kabuk dış iskelet değildir, iç iskelete bağlıdır.

d) Timsahlar :
• Nehir ve göllerde yaşarlar.
• Alt çeneleri sabit, üst çeneleri hareketlidir.
• Kalpleri dört odacıklıdır.
• Kalpte kirli ve temiz kan karışmaz. Kalp çıkışında panizza kanalında karışır. Vücudu karışık kan dolaşır.

4- Kuşlar :
• Akciğer solunumu yaparlar.
• Yumurta ile çoğalırlar.
• Yavru bakımı görülür.
• İç döllenme görülür.
• Gelişimleri sırasında başkalaşım geçirmezler.
• Yavrularını sütle beslemezler.
• Kalpleri 4 odacıklıdır.
• Kirli kan akciğerde temizlenir.
• Kalpte kirli ve temiz kan karışmaz. Vücudu temiz kan dolaşır.
• Vücutları tüylerle kaplıdır.
• Sıcakkanlı canlılardır.
• Ağızlarında diş bulunmaz. Katı besinler taşlıklarındaki taşlar ve kaslar yardımıyla parçalanır.

a) Et Yiyen (Yırtıcı) Kuşlar : Kartal, atmaca
b) Tırmanıcı Kuşlar : Ağaçkakan
c) Tane Yiyen Kuşlar : Güvercin, serçe
d) Su Kuşları : Pelikan, martı, ördek, leylek
e) Uçamayan Kuşlar : Deve kuşu, tavuk, kivi
f) Bal Özü Emen Kuşlar : Gagaları ince ve uzun olan Kolibri
g) Ötücü Kuşlar : Tohumla beslenen keklik, kanarya.

5- Memeliler :
• Akciğer solunumu yaparlar.
• Doğurarak çoğalırlar.
• Yavru bakımı görülür.
• İç döllenme görülür.
• Gelişimleri sırasında başkalaşım geçirmezler.
• Yavrularını sütle beslerler.
• Kalpleri 4 odacıklıdır.
• Kirli kan akciğerde temizlenir.
• Kalpte kirli ve temiz kan karışmaz. Vücudu temiz kan dolaşır.
• Vücutları kıllarla kaplıdır.
• Sıcakkanlı canlılardır.
• Beslenme özelliklerine göre 3 grupta incelenirler.

a) Otçul Memeliler : Koyun, keçi, inek, ceylan, geviş getiren at ve eşek gibi hayvanlar ile geviş getirmeyenler.
b) Etçil Memeliler : Kedi, köpek, kurt, aslan, kaplan.
c) Hem Etçil Hem Otçul Memeliler : İnsan, ayı, maymun, domuz,
kuşların büyük kısmı ve bazı balıklar.
d) Kemirgen Memeliler : Sincap, kunduz, fare, tavşan.
e) Uçan Memeliler : Yarasa.
f) Yüzen Memeliler : Balina, köpek balığı, yunus, fok.

b) Omurgasız Hayvanlar :
Vücutlarında kemikten veya kıkırdaktan yapılmış iskelet sistemine sahip olmayan hayvanlara omurgasız hayvanlar denir. Omurgasız hayvanlar kendi aralarında; tek ve çok hücreli omurgasız hayvanlar olarak iki gruba ayrılırlar.
Bütün omurgasız hayvanlarda;
• İskelet sistemi bulunmaz. Vücudun dik durmasını sağlayan başka yapılar bulunur.
• Dolaşım sisteminde açık dolaşım görülür.(Açık dolaşımda kılcal damarlar bulunmaz)
• Çeşit sayısı çok fazladır.
• Karada ve suda yaşarlar.
• Karada yaşayanları trake ve deri, suda yaşayanları solungaç solunumu yaparlar.

1- Solucanlar :
• Nemli yerlerde yaşarlar.
• Yapı bakımından üç çeşittirler.

a) Halkalı Solucan :Toprak solucanı ve sülük.
b) Yassı Solucan :Tenya = Şerit.
c) Yuvarlak Solucan :Bağırsak solucanı, tirişin, kıl kurdu.

2- Eklem Bacaklılar :
• Vücutlarının dışında kitin denilen örtü bulunur. Sert ve dayanıklı olan bu örtü vücuda diklik ve desteklik sağlar.
• Vücutlarındaki halkalar ve deri kıvrımlarının birbirine eklenmesiyle oluşan yapıya dış iskelet denir.
• Yumurta ile çoğalırlar.
• Böcekler grubunda olan eklembacaklılar başkalaşım geçirirler.
• Yumurtadan çıkan kurtçuğa larva denir.
• Larvanın ergin hale gelinceye kadar geçirdiği uyku dönemine pupa denir.
• Pupa dönemi karasinekte kabuk içinde, ipek böceğinde ise kendi salgıladığı ipekten yaptığı koza içinde geçirilir.

a) Böcekler :Arı, karasinek, sivrisinek, bit, pire, kene, çekirge, tahta kurusu, hamam böceği ve kelebek.
b) Kabuklular :Yengeç, karides.
c) Örümcekler :Örümcek, akrep.
d) Çok Ayaklılar :Çıyan, kırkayak.


3- Süngerler :

4- Mercanlar :

5- Yumuşakçalar : Salyangoz, midye, istiridye, mürekkep balığı, sümüklü böcek, ahtapot.

6- Derisi Dikenliler : Deniz yıldız denizkestanesi.

4- Başkalaşım ve Başkalaşım Geçiren Hayvanlar :
Bazı canlılar dünyaya geldiklerinde ana canlıya benzerken bazıları da benzemezler. Ana canlıya benzemeyen canlılar gelişim dönemleri boyunca başkalaşım geçirerek ana canlıya benzer hale gelirler.
Kurbağaların ve böceklerin yumurtadan çıktıktan sonra yapısal değişikliğe uğrayarak ana canlıya benzer hale gelmesine başkalaşım denir. (Kurbağaların ve böceklerin yumurtadan çıktıktan ergin hayvan oluncaya kadar geçirdikleri gelişim evrelerinin hepsine birden başkalaşım denir).
Kurbağalar ve eklem bacaklılardan böcekler, başkalaşım geçiren hayvanlardır.

a) İpek Böceğinin Gelişim Dönemleri (Başkalaşım Evreleri) :
• İpek böceği salgıladığı yapışkan bir maddeyle (iplikle) yumurtalarını birbirine
bağlayarak etrafa dağılmalarını önler.
• Tırtıl, yumurtaların gelişebilmesi için salgıladıkları iplikle kendilerine koza örmeye başlarlar. (Tırtıl bunu 3 – 4 günde örer).
• Yumurta olgunlaşınca tırtıl oluşur.
• Tırtılın ergin hale gelinceye kadar geçirdiği uyku dönemine pupa denir.
• Pupa dönemi sonunda koza yırtılır ve kelebek oluşur.

b) Kurbağanın Gelişim Dönemleri (Başkalaşım Evreleri) :
• Kurbağadaki döllenmiş yumurta hücresinin gelişmesi sonucu larva oluşur.
• Balığa benzeyen larvalar gelişerek iribaş olur.
• Zamanla iribaş büyüdükçe önce arka bacaklar, sonra ön bacaklar çıkar ve en sonunda kuyruk kaybolur.
• Bundan sonra genç yavru kurbağa oluşur. Yavru kurbağa da gelişerek ergin kurbağa haline gelir.
__________________



Bir evin güzel kızını seviyordum ben, hayalini edebileceğin her güzelliği bir kenara bıraktığında geriye kalan güzellik kadar güzeldi sevdiğim.
m@nnah_dr€m isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 03-05-2011, 04:10 PM   #48 (permalink)
ÇE-KC - uSTa
 
m@nnah_dr€m - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Feb 2011
Mesajlar: 15,425
m@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant future
Standart

FERMENTASYON

Fermentasyon (mayalanma), genellikle glikozun alkole dönüştüğü reaksiyonlar için kullanılan bir isimdir. Bu dönüştürme işi maya adı verilen tek hücreli canlıların sitoplazmalarında gerçekleşir. Ancak fermentasyonun daha uygun bir tanımı, karbonhidratların alkol ve asitlere dönüştürülmesidir.
Fermentasyon, anaerobik şartlarda, yani oksidatif fosforilasyon olamadığı durumlarda, glikoliz yoluyla ATP (adenozin trifosfat) üretimini sağlayan önemli bir biyokimyasal süreçtir.
Fermentasyon işlemi pek çok farklı besin maddesinin üretiminde kullanılmaktadır. Yoğurt, boza, alkollü içkiler fermentasyon yoluyla üretilen pek çok besinden bazılarıdır.
Özel olarak fermentasyonla ilgilenen bilimin adı ¨Zimoloji¨dir.

Biyokimyası



Alkol fermentasyonu

Fermentasyon, anaerobik koşullarda, glikoliz yoluyla ATP üretilmesinin devamı için önemlidir. Fermentasyon esnasında glikolizin son ürünü olan pirüvat farklı maddelere dönüştürülebilir. Homolaktik fermentasyonda pirüvattan laktik asit, alkol fermentasyonunda etil akol, heterolaktik fermentasyonda ise laktik asit ve bazı başka asitler ve alkoller üretilir.

Reaksiyon
Reaksiyona giren şekerin türüne göre, reaksiyon eştiliğinde değişiklikler olur.
Sembolle eşitliği
C6H12O6 → 2C2H5OH + 2CO2 + 2 ATP (açığa çıkan enerji:118 kJ mol−1)
Yazıyla
Şeker (glikoz) → Alkol + Karbon Dioksit + Enerji (ATP)

Organizmalarda
Mitokondrisi olmayan hücrelerde, oksijen kaynağı tükenen dokularda anaerobik glikoliz yoluyla laktik asit üretilir. Fermentasyon bakteriler ve maya hüvreleri tarafından enerji üretmek için kullanılır. Fermentasyon yapan bakterilere bir örnek yersinia pestis olabilir.
Fermentasyonda glikoz (veya başka bir bileşik) hidrojenlerini teker teker kaybederek enerji üretimini sağlar. Oksijen olmadığı için bu parçalanma sonucunda ortaya çıkan basit organik bileşikler hücrenin kullanabileceği nihai elektron ve hidrojen alıcıları olurlar.
Fermentasyonun son adımı (pirüvatın fermantasyon ürünlerine dönüşmesi) enerji üretmese dahi, bu süreç anaerobik bir hücre için önemlidir çünkü glikozun pirüvata dönüşmesi sırasında harcanan nikotinamit adenin dinükleotit'in (NAD+) yenilenmesini sağlar; glikolizin devamı için bu gereklidir. Örneğin alkol fermentasyonunda pirüvattan oluşan asetaldehit, NADH + H+ tarafından etanola dönüşür, bu da hücreden dışarı atılır.
Glikozun fermantasyonunda genelde en sık üretilen basit bileşik pirüvat veya ondan türemiş bir veya bir kaç bileşiktir: bunlar arasında etanol, laktik asit, hidrojen, bütirik asit ve aseton sayılabilir. Şeker ve amino asitlerin fermantasyonu çeşitli canlılarda görülmekle beraber, bazı ender organizmalar alkanoik asitler, pürinler, pirimidinler ve başka bileşikler de fermente edebilir. Çeşitli fermantasyon tipleri ürettikleri ürünlere göre adlandırılırlar.
Fermentasyon terimi biyokimyada oksijen yokluğunda enerji üreten reaksyonlar için kullanılmasına karşın, gıda sanayisinde daha genel bir anlam taşır, mikroorganizmaların oksijen varlığında yaptığı parçalama reaksiyonlarını da kapsar (sirke fermantasyonu gibi). Biyoteknolojide bu terim daha da genel kullanılır ve büyük tanklarda büyütülen mikroorganizmalara yaptırılan her türlü üretime (proteinler dahil) fermantasyon denir.

Türleri
Glikozun Fermentasyonu
Glikoz fermentasyonu sırasında pirüvat çeşitli bileşiklere dönüşür:
  • Alkol fermentasyonu pirüvatın alkol ve karbon diyoksite dönüşümüdür.
  • Laktik asit fermentasyonu iki tipli olabilir:
    • Homolaktik fermentasyon, pirüvattan laktik asit üretimidir; Bakteriler arasında Streptokoklarda (örneğin Streptococcus lactis) ve laktobasillerde (örneğin Lactobacillus casei, L. pentosus) görülür. Kaslar da yeterince oksijen almadıkları zaman laktik asit üreterek kısa süreli olarak enerji üretimini sürdürürler. Glikoz başına 2 ATP üretilir.
    • Heterolaktik fermentasyon (veya heterofermentasyon) ise laktik asit ile diğer asit ve alkollerin üretimidir. Örneğin E. coli, fosfoketolaz yoluyla glikozdan laktik asit + etanol + CO2 üretip, bu yolla 1 ATP elde edebilir.
Laktik asit fermentasyonunun nihai ürünü laktik asittir. Glikoz fermentasyonu ile yalnızca laktik asit üreten organizmalara homofermentatif denir. Glikozu birden çok nihai ürüne (asetik asit, etanol, formik asit, karbon dioksit gibi) fermente eden organizmalar ise heterofermentatif denir. Bu özelliğe sahip olan Lactobacillus, Leuconostoc ve Microbacterium türleri, Enterobacteriaceae familyasından bakteriler (örneğin Escherichia coli, Salmonella, Shigella ve Proteus türleri), ve zorunlu anerobik Clostridium türleri, fermentasyonla CO2, H2 ve çeşitli asitler (formik, asetik, laktik, süksinik gibi) veya nötür ürünler (etanol, 2,3-butilen glikol, bütanol, aseton, vd.) üretirler.
  • Karışık asit fermentasyonu: Enterobacteriaceae grubunda görülür. Pirüvat'tan asetat ve format, veya pirüvat, suksinik asit ve formik asit meydana gelir ve glikoz başına 3 ATP elde edilir. Düşük pH'de (6pH'den küçük) formik asit CO2 + H2'ye dönüşür. Clostridium türleri de karışık asit fermantasyonu yapar.
  • Butirik asit fermentasyonu: Asidojenik bir bakteri olan Clostridium tyrobutyricum ATCC 25755 başlıca fermantasyon ürünleri olarak bütirat, asetat, CO2 ve H2 meydana getirir.
  • Solvent fermentasyonu: Bazı Clostridium türleri şekerleri asetik asit ve bütirik aside dönüştürüp sonra bunlardan aseton ve butanol yaparlar.
  • Bütandiol fermentasyonu Erwinia-Enterobacter-Serratia grubunun özelliğidir, son ürün olarak bütandiol oluşur.
  • Propionik asit fermentasyonu Bu fermentasyonda pirüvat oksaloasetik asite dönüşür, bu süksinik asite indirgenir, o da propionik aside dönüşür. Bu süreçte 9 karbondan sadece 1 ATP oluştuğu için bu yolu kullanan bakteriler çok yavaş büyür.
Aminoasit Fermentasyonu (Stickland Fermantasyonu)
Bu fermantasyon türü çürüme sırasında olur ve karbonhidrat yokluğunda, proteinden beslenen Clostridium cinsi bakteriler tarafından yapılır. Bazı amino asitler elektron alıcısı, bazıları da elektron vericisi olarak işler ve reaksiyon sonunda çeşitli kötü kokulu ürünler oluşur. Amino asit başına 3 ATP molekülü üretilir.

Enerji Üretimi
Glikoliz anaerobik şartlarda ATP'nin tek kaynağıdır. Fermentasyon ürünleri tamamen oksitlenmemiş olduklarından kimyasal enerji barındırırlar. Ancak, oksijenin (veya başka daha yükseltgenmiş elektron alıcılarının) yokluğunda bunlar daha fazla metabolize olamadıklarından hücre için artık üründürler. Bu yüzden fermeantasyon yoluyla ATP üretimi, pirüvatın kabon dioksite kadar tamamen yükseltgendiği oksidatif fermantasyona kıyasla daha az verimlidir. Fermentasyonda glikoz başına iki ATP molekülü üretilmesine karşın, aerobik solunumda bu rakam 36-38 civarındadır. Enerji randımanı düşük olsa da, oksijen eksikliğinde yaşama olanağı sağladığından dolayı fermantasyon pek çok canlıya bir avantaj sağlar.

Kaslarda Laktik Asit Üretimi
Fermentasyon omurgalılarda dahi enerji üretiminin etkili bir yolu olarak özel şartlarda kullanılır. Kısa süreli ve yoğun güç sarfı gerektiğinde, kaslara giden oksijen aerobik metabolizma için yeterli olmayınca kaslar fermentasyon yoluyla enerji üretimine gider. Ancak, bu fermentasyon uzun süreli devam edemez. Örneğin, insanlarda laktik asit fermentasyonu 30 sn ilâ iki dakika arası bir süre boyunca enerji sağlar.
ATP'nin fermentasyonla üretim hızı oksidatif fosforilasyona kıyasla 100 katı daha yüksektir. Laktik asit kasta birikince hücre sitoplazmanın pH'si hızla düşer ve bunun sonucunda glikolizden sorumlu enzimler engellenir. Genel inancın aksine, bu pH düşmesinin nedeni laktik asit değil, ATP tarafından hücre içine pompalanan hidrojen iyonlarıdır. İdman sonrası uzun vadeli kas ağrılarının nedeni ise laktik asit değil, kas iplikçiklerinde meydana gelen mikrotravmalardır.
Laktik asit ve diğer artık ürünler idman sonrası kaslardan hızla atılır, karaciğerde tekrar pirüvata dönüşür. Kaslar uzun süreli ama düşük seviyede enerji üretmek için aerobik glikoliz yöntemini kullanırlar.

Tarihçesi
Fransız kimyageri Louis Pasteur 1857'de fermentasyon etmeninin canlı maya hücreleri olduğunu bulmuştur. 1907 Nobel Kimya Ödülünü kazanan Eduard Buchner, fermantasyonun canlı hücrelere has bir olay olmadığını, maya hücrelerinin parçalanması sonucu elde edilen öz suyun da fermentasyon gücüne sahip olduğunu göstermiştir
Buchner'in bu sıvıda fermantasyon gücüne sahip etmene "zimaz" adını vermişti. Zimaz'ın aslında tek bir etmen olmadığı, izleyen yıllarda keşfedilen alkol dehidrojenaz, pirüvat dekarboksilaz, heksokinaz, glikoz fosfat izomeraz, pirüvat kinaz, enolaz, fosfofrüktokinaz ve aldolaz gibi enzimleri ortaya çıktı. Danimarka'daki Carlsberg araştırmacılarının bira mayalanması üzerindeki çalışmaları sayesinde hem maya hem de fermantasyon hakkında pek çok bilgi edinildi.
__________________



Bir evin güzel kızını seviyordum ben, hayalini edebileceğin her güzelliği bir kenara bıraktığında geriye kalan güzellik kadar güzeldi sevdiğim.
m@nnah_dr€m isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 03-05-2011, 04:27 PM   #49 (permalink)
ÇE-KC - uSTa
 
m@nnah_dr€m - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Feb 2011
Mesajlar: 15,425
m@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant future
Standart

Canlılarda mitoz, amitoz ve mayoz olmak üzere üç çeşit bölünme görülür.

I. MİTOZ BÖLÜNME
Mitoz bölünme tek hücreli canlılardan, çok hücreli canlılara ve insana kadar bir çok canlı grubu tarafından gerçekleştirlebilir.
Bu bölünme sonunda bölünen hücrelerden birbirinin tam benzeri olan iki yavru hücre oluşur. Bölünen hücrenin kalıtsal maddesi önce kopyalanır, sonra eşit olarak iki yavru hücreye aktarılır.
Kromozom sayısı ne olursa olsun bölünme yeteneği olan her hücre mitozla çoğalabilir.

Şekil : Kromozom Sayıları Farklı Hücreler
Mitozla Çoğalabilirler

Bir hücreli organizmalarda mitoz bölünme sonucu iki yeni birey oluşur. Böylece üreme sağlanmış olur.
Çok hücreli organizmalarda ise, döllenmiş yumurta olan zigotun mitoz bölünmeler yapmasıyla, organizmanın büyümesi ve gelişmesi sağlanır.
Hücre bölünmesi başlamadan önce, çekirdek dinlenme durumunda olmayıp hücredeki faaliyetlerine devam eder. İki bölünme arasındaki bu metabolik devreye interfaz denir.
İnterfazdan sonra, çekirdek bölünmesi (karyokinez) ve sitoplazma bölünmesi (sitokinez) olmak üzere iki kademede mitoz gerçekleşir. Hücrenin bölünme öncesi ve bölünme sırasında gerçekleştirdiği hayat döngüsü aşağıdaki şekilde gösterilmiştir.

Şekil : Bir Vücut Hücresinin Hayat Devri

Bu şekilde görülen G1 evresinde hücre sitoplazma ve yüzey olarak büyür. Organel sayıları artar. Hücrenin normal metabolizması devam eder.
S evresinde hücre artık bölünme mesajını almıştır. Bu evrede kromozomlar (DNA lar) ve sentrozomlar kendini eşler.
G2 evresinde ise bölünme sırasında kullanılacak enzimler, proteinler ve ATP enerjisi sentezlenir.

A. KARYOKİNEZ

(ÇEKİRDEK BÖLÜNMESİ)
Bölünme hazırlıklarını bitirmiş olan hücre profaz, metafaz, anafaz ve telofaz evrelerini geçirerek çekirdek bölünmesini tamamlamış olur.

1. Profaz

İnterfaz sonunda eşlenmiş durumdaki kromatin iplikler bu evrede kısalıp kalınlaşarak kromozom halini alırlar. Hayvan hücrelerinde interfazda eşlenmiş olan sentrozomlar da hücrenin zıt kutuplarına çekilir. Profazın sonuna doğru çekirdek zarı, çekirdekçik ve endoplazmik retikulum erimeye başlar.
2. Metafaz
Bu evrenin başlangıcında profazda erimeye başlayan çekirdek zarı tamamen kaybolur. Eşlenmiş durumdaki kromozomlar hücrenin tam ortasında (ekvator düzleminde) yanyana dizilirler.
Kromozomlar en belirgin halini metafazda alırlar. Sentrozomlardan oluşan iğ iplikleri kromozomları sentromerlerinden (eşlenmiş kromozomların ortası) yakalarlar.
Metafazın sonuna doğru kromozomları oluşturan kardeş kromatitler birbirinden ayrılmaya başlar. Sentromer bölgelerinden iğ ipliklerine bağlı kalırlar.
3. Anafaz
Kromozomları oluşturan kardeş kromatitler tamamen birbirinden ayrılıp zıt kutuplara doğru çekilmeye başlar. Kromatitlerin ayrılması iğ ipliklerinin kısalıp helezon yapmasıyla sağlanır.
Anafazın sonunda zıt kutuplara çekilmiş olan kromatitler artık kromozom olarak adlandırılır.
4. Telofaz
Hücrenin zıt kutuplarındaki kromozomların etrafında çekirdek zarları yeniden oluşturulur.
Çekirdek içinde kalan kromozomlar incelip uzayarak kromatin iplik halini alırlar. Bu sırada profaz evresinde yıkılmış ve dağılmış olan endoplazmik retikulum yeniden oluşturulur. İğ iplikleri kaybolmaya başlar. Profaz evresinde kaybolan çekirdekçikler de tekrar ortaya çıkar.
Böylece çekirdeğin bölünmesi tamamlanmış ve bir hücrenin içinde iki çekirdek oluşmuş olur.

Şekil : Mitoz Bölünmenin Evreleri

II. AMİTOZ BÖLÜNME
Basit yapılı tek hücreli canlılarda, çoğalma sırasında, hücre bölünürken çekirdek zarı kaybolmaz. Bu bölünme tipine gizli mitoz veya amitoz denir.

Şekil : Amipte Amitozla Çoğalma

Buna benzer şeklide, tam mitoz sayılmayan başka bölünmelerde vardır. Bakterilerin zarlı çekirdekleri olmadığından bölünmeleri amitoza örnektir.

A. SİTOKİNEZ
(SİTOPLAZMA BÖLÜNMESİ)
Çekirdek bölünmesinin telofaz evresinin sonuna doğru hücrenin sitoplazması da bölünmeye başlar.
Sitokinez hayvan hücrelerinde dıştan içe doğru boğumlanma şeklinde gerçekleşir. Bitki hücrelerinde ise ölü selüloz çeper boğumlanmaya izin vermediği için, ilk önce iki çekirdek arasında ara lamel oluşturulur. Bu lamel içten dışa doğru büyüyerek hücreyi ikiye böler.
Bu bölünme sonucunda başlangıçtaki hücreyle aynı genetik yapıda, iki hücre oluşur. Hücrelerin sadece sitoplazma miktarları birbirinden farklı olabilir.

III. MAYOZ BÖLÜNME

Eşeyli üreyen canlılarda, üreme hücrelerinin oluşturulması sırasında kromozom sayısının yarıya indirilmesi gerekir. Bu olay hücrenin mayoz bölünme geçirmesiyle sağlanabilir.

Şekil : Mayoz Bölünmenin Safhaları

Gelişmiş canlıların vücut hücrelerindeki kromozom sayısı diploittir (2n). Bu canlıların üreme hücrelerinde (yumurta ve sperm) ise monoploit (n) sayıda kromozom bulunur.
Üreme hücreleri mayoz bölünmeyle oluşturulur. Kromozom sayısının yarıya indirilmesiyle türün kromozom sayısının değişmeden kalması sağlanır. Çünkü gametler döllenerek gelişir.
Mayoz bölünmede bir hücre art arda iki bölünme geçirerek dört yeni hücre oluşturulur. Oluşan hücreler hem birbirlerinden, hem de ana hücreden farklı kalıtsal yapıda olabilir.

A. MAYOZ I BÖLÜNMESİ
Mayoz bölünmenin mitoz bölünmeden farklı olmasını sağlayan olaylar bu evrede gerçekleşir. Bölünme evreleri mitozda olduğu gibi dört safhadan meydana gelir. Şimdi bu bölünmeleri ve mitozdan farklı olarak gerçekleşen olayları inceleyelim.

1. Profaz I

Mitoz bölünmede olduğu gibi çekirdek zarı ve çekirdekçik erimeye başlar. Kısalıp kalınlaşan kromatin iplikler kromozom halini alırlar. Mitoz bölünmeden farklı olarak homolog kromozomlar birbirlerine tutunarak dört kromatitli ve iki kromozomlu tetratları oluştururlar.
Kromozomlar tetrat oluşturduğu sırada kardeş olmayan kromatitler bir çok noktadan birbirlerine temas eder. Bu noktalara sinapsis denir.
Bu sinapsislerden bazılarında kardeş olmayan kromatitler arasında gen alışverişi yapılabilir.
Krosing–over denilen bu olay sadece mayoz bölünmede görülür. Bu olay sayesinde kromozomlar üzerinde bulunan baskın ve çekinik genlerin diziliş sırası değiştirilir. Bu değişim ise oluşacak hücrelerde kalıtsal çeşitliliği artırır.
Krosing-over olayı her tetratta görülmez. Ne zaman ve ne oranda meydana geleceği, hangi karakterler arasında olacağı tam olarak bilinemez. Ancak, bir kromozom üzerindeki genler arası uzaklık arttıkça, krosing-overle değiştirilme ihtimalı artar.

2. Metafaz I
Mitoz bölünmeden farklı olarak homolog kromozomlar hücrenin ortasında üst üste gelecek şekilde iki sıra halinde dizilir. Bu diziliş şekli sayesinde mayoz I de kardeş kromatitler yerine homolog kromozomlar birbirinden ayrılır.
3. Anafaz I
Mitozda kardeş kromatitler birbirinden ayrılıp zıt kutuplara çekilirdi. Mayozda ise kardeş kromatitler yerine homolog kromozomlar birbirinden ayrılır. Bu olay mayoz bölünmede kalıtsal çeşitliliğin oluşmasında etkilidir.
Mayozda krosing-over olmasa bile, homolog kromozomlar rastgele ayrıldığı için, her zaman çeşitlilik sağlanmış olur.
4. Telofaz I
Mitoz bölünmede olduğu gibi önce çekirdek bölünmesi tamamlanır çekirdek zarı oluşur. Telofazın sonuna doğru sitoplazma bölünmesi başlar. Sitokinez mitoz bölünmede olduğu gibi gerçekleşir.
Mayozun ikinci bölünmesi başlamadan önce mayoz I de olduğu gibi interfaz safhası görülmez. Yani DNA eşlenmesi gerçekleşmez. Sadece hayvan hücrelerinde bölünme başlamadan önce sentrozomlar kendini eşler.

Şekil : Mayoz Bölünmenin Evreleri

B. MAYOZ II BÖLÜNMESİ
Mayoz II bölünmesi normal mitoz gibi gerçekleşir. Mayoz I sonunda oluşmuş haploit (n) kromozomlu hücrelerden, yine haploit olan dört hücre oluşur.

1. Profaz II

Çok kısa sürede tamamlanan bir safhadır. Eğer oluşmuşsa çekirdek zarı eriyerek kaybolur. İğ iplikleri kısalıp kalınlaşır.
2. Metafaz II
Kardeş kromatitleri taşıyan kromozomlar hücrenin ortasında tek sıra halinde dizilirler. Kromozomlar sentromerlerinden iğ ipliklerine bağlanırlar.
3. Anafaz II
Hücrenin ekvator düzleminde dizilmiş olan kromatitler iğ ipliklerinin kısalıp helezonlaşmasıyla birbirinden ayrılır. Mitozda olduğu gibi kromatit ayrılması gerçekleştirilmiş olur.
4. Telofaz II
Bu safhanın tamamlanmasıyla mayoz bölünme bitmiş olur. Profaz II evresinde kaybolan çekirdek zarı yeniden yapılır. Kromozomlar tekrar kromatin iplik haline dönüşür. Mayoz bölünmenin başlangıcında kaybolan çekirdekçikler tekrar ortaya çıkar.
Telofazın sonuna doğru sitoplazma bölünmesi başlar. Sitokinezin tamamlanmasıyla diploit (2n) kromozomlu eşey ana hücresinden haploit (n) kromozomlu dört hücre oluşmuş olur.


__________________



Bir evin güzel kızını seviyordum ben, hayalini edebileceğin her güzelliği bir kenara bıraktığında geriye kalan güzellik kadar güzeldi sevdiğim.
m@nnah_dr€m isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 03-05-2011, 05:09 PM   #50 (permalink)
ÇE-KC - uSTa
 
m@nnah_dr€m - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Feb 2011
Mesajlar: 15,425
m@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant futurem@nnah_dr€m has a brilliant future
Standart

EKOLOJİ VE BESİN ZİNCİRİ

EKOLOJİ:
Canlıların birbirleri ile ve çevreleri ile etkileşimini inceleyen bilim dalıdır. Ekolojiyi anlamak için madde ve canlı organizasyonunun bilinmesi gerekir.

Madde organizasyonu: Atom – Molekül – Organel – Sitoplazma – Hücreler – Dokular – Organlar - Sistemler –Organizmalar - Populasyonlar – Komüniteler – Ekosistemler – Biyosfer- Dünya – Gezegenler – Solar sistemler – Galaksiler – Evren şeklindedir.
Ekoloji ile ilgili önemli terimler:

Biyosfer:Canlı yaşamına uygun ,okyanus derinlikleri ile atmosferin 10 000 m. yüksekliğine kadar olan tabakasıdır.

Ekosistem:Komünitelerle cansız (Abiyotik) çevre koşullarının karşılıklı etkileşimleri.

Biyotop:Canlıların yaşamlarını sürdürmek için uygun çevresel koşullara sahip coğrafi bölgedir.

Komünite:Belirli yaşam alanına uyumlu populasyonlar topluluğudur.

Populasyon:Belirli coğrafi sınırlar içinde yaşayan aynı türe ait bireyler topluluğudur.

Habitat:Bir canlı türünün rahatça beslendiği,barındığı,ürediği yaşam alanına denir.

Niş:Yaşam alanında kalıtsal özellikleri ile ilgili gerçekleştirdiği yaşamının devamına yönelik faaliyetlerin tümüdür.

Flora:Belirli bir bölgeye adapte olmuş ,o bölgede yaşamını sürdüren bitki topluluğudur.

Fauna:Belirli bir bölgeye adapte olmuş ve o bölgede yaşamını sürdüren hayvan topluluğudur.



Canlılar bulundukları yaşam ortamında canlı ve cansız faktörlerle etkileşim halindedirler. Canlıyı etkileyen:

Biyotik faktörler: 1) Üreticiler 2) Tüketici
3)Ayrıştırıcılar

Abiyotik faktörler: İkiye ayrılır.

1) İklimsel faktörler : a) Işık b) Isı c) Su

2) Toprak faktörler : a)Toprak yapısı b)Mineral ve tuzlar

c)Toprak ph’ sı

BİYOTİK FAKTÖRLER

Üreticiler: Fotosentez ve kemosentez mekanizmaları ile inorganik maddelerden organik madde sentezleyebilen ototrof bakteriler,mavi yeşil algler,kloroplast taşıyan protistalar ve bitkilerdir. Enerji ve maddenin canlıların kullanabileceği hale dönüşümünü sağlayan canlılardır.

Tüketiciler: İhtiyacı olan besinleri diğer canlılardan hazır olarak alan hayvanlar ,protistalar,parazit bitki ve mantarlar,hetotrof bakterilerdir.

Tüketiciler üç grupta incelenir:

1- Bitkilerle beslenen: (1.Tükticiler)

2- Hayvanlarla beslenen(2.Tüketici)

3- Yırtıcılar: (3.Tüketiciler)

Ayrıştırıcılar: Bitki,hayvan ölüsü ve artıklarını besin olarak kullanan saprofit bakteri ve mantarlardır.


ABİYOTİK FAKTÖRLER

1-İklim faktörleri:Canlılar yaşamlarını sürdürürken güneş ışını,ısı,basınç,nem,hava hareketleri gibi iklim faktörlerden etkilenirler.

A) Işık:

a) Işığın kalitesi,şiddeti,süresi önemlidir

b) Canlıların temel enerji kaynağıdır

c) Fotosentez için gereklidir

d) Bitkide çimlenme,büyüme,yönelme. klorofil sentezi için gereklidir

e) Işık bitkilerin yaşam alanını belirler

f) Hayvanlarda üreme,göç,pigmentasyon,bazı vitaminlerin sentezi ,sucul hayvanlarda solunum üzerine etkilidir


Isı: Canlılarda yaşamsal olaylar belirli ısıda gerçekleşir. Yüksek ve düşük ısıda yaşamsal olaylar azalır hatta durur.

Bitkilerde : a) Çimlenme b) Köklerle su alınımı c) Fotosentez

Hayvanlarda : a) Üreme b) Gelişmenin devamı

c) Değişken ısılı hayvanlarda (Omurgasızlar,Balıklar , Kurbağalar , Sürüngenler ) metabolizmanın devamı

C) Su:

a) Organik maddelerin sentezlenmesi

b) Maddelerin çözülmesi ,emilmesi,taşınması

c) Biyokimyasal olayların gerçekleşmesi

d) Fazla ısının uzaklaştırılması

e) Boşaltım maddelerinin dışa atılması

f) Bitkilerde çimlenmenin gerçekleşmesi ,hayvanlarda embriyonun gelişmesi

g) Bazı canlılar için yaşam ve hareket alanıdır

Canlılar yaşadıkları ortam ve suya duydukları ihtiyaç farklıdır. Özel adaptasyonları ile en iyi uyumu yapmışlardır.

Hayvanlarda:

1) Deride su kayıbını önleyen plaka,tüy ,kitin dış iskelet gibi yapıların oluşması.

2) Solunum yüzeyinin vücud içine alınması

3) Boşaltımla su kayıbını önleyen mekanizmaların gelişimi

4) Yaşam alanı olarak suya yakın çevrelerin seçilmesi


Bitkilerde:

1) Su kayıbının sağlandığı stomaların;a)Açılıp kapanmasının kontrol edilebilmesi (Terlemenin fazla olduğu zamanlar

ve suyun az olduğu zamanlar stomalar kapanır)

2) Köklerin suya yönelimi vardır

3) Kurak ortam bitkilerinde gövde ve yapraklar su kayıbını önleyecek değişikliklere sahiptir.


Canlıların ihtiyacı olan suyu şu şekillerde karşılarlar:

1) Suyun doğrudan alınması.( Sindirim sistemi, kökler)

2) Deri ile su almak (Kurbağalar,Bazı omurgasızlar)

3) Besinlerin yapısındaki sudan karşılamak

4) Metabolik su kullanmak


EKOLOJİK PİRAMİTLER

Ekolojik piramitler ekosistemlerdeki komüniteyi oluşturan birey sayısı (Biyokütle) veya enerji dikkate alınıp hazırlanır
Biyokütleye ve enerjiye dayanan piramitler

· Piramidin tabanını üreticiler oluşturur

· Tepe basamağı yırtıcılar oluşturur

· 2. ve 3. basamağı tüketiciler oluşturur

tüketiciler= a- Birincil tüketiciler (Herbivorlar)

b- İkincil tüketiciler (Karnivorlar)

c- Üçüncül tüketiciler (Karnivorlar)

· Taban üreticilerden oluşur

· Biyokütle tepeye doğru gittikçe her basamakta 10 kat azalır

· Enerji tepeye doğru her basamakta 10 kat azalarak aktarılır

· Biyolojik birikim (Kimyasal zehirler,radyoaktivite vb.) tepeye doğru gittikçe artar


CANLILARDA BESLENME ŞEKİLLERİ

A)Ototroflar: İhtiyacı olan organik besinleri kendileri sentezleyebilen canlılardır. Besin sentezlerken kullandıkları enerjinin şekline göre iki tip ototrof canlı vardır:

a) Fotoototroflar: Klorofilleri sayesinde ışık enerjisi kullanarak organik besin sentezleyenler. Klorofilli bakteriler,Mavi-yeşil algler, Kloroplast taşıyan protistalar ve bitkiler bu gruptan canlılardır.

b) Kemoototroflar: Kuvvetli oksidasyon enzimleri sayesinde oksitledikleri inorganik maddelerden (H,Fe,NH3,nitrit vb.) elde ettikleri kimyasal enerjiyi kullanan bakteriler bu gruptur.

Hetotroflar: İhtiyacı olan organik besinleri diğer canlıların vücudundan karşılarlar. Besinlerini almaları bakımından üç gruba ayrılırlar.

a) Holojoik beslenme:

· Besinlerini katı parçalar halinde alırlar

· Sindirim sistemleri ve enzimleri gelişkindir

· Hareket sistemleri gelişkindir

· Gelişkin duyulara sahiptirler

Holojoik canlılar kullandıkları besinin özelliklerine göre sindirim sistemleri ve beslenme davranışlara sahiptir.


1) Herbivorlar: Bitkisel besinlerle beslenenler

· Öğütücü dişler gelişkindir

· Sindirim kanalları gelişkindir

· Mide gelişkin ve bölmelidir

· Bitkisel besinlerin besleyici değeri az olduğundan fazla besin alırlar

· Beslenmeleri uzun sürer

· Bitkisel besinlerden yararlanma azdır

· Bazı gruplar sindirim sistemlerinde selüloz sindiren enzimlere sahip bakteri vb. canlılara simbiyoz yaşarlar.


2) Karnivorlar: Hayvansal besinlerle beslenenler

· Parçalayıcı(Köpek) dişler gelişkindir

· Sindirim kanalı kısadır

· Hareket ve duyu sistemleri gelişkindir

· Etin besleyici değeri fazla olduğundan beslenmeleri kısa sürer

· Uzun süre aç kalabilirler


3) Omnivorlar:Hem hayvansal hemde bitkisel besinlerle beslenebilenler

· Sindirim Özellikleri ile karnivorlara benzerler

· Selüloz hariç diğer bitkisel besinlerden faydalanacak enzimlere sahiptirler

· Tohum,meyve ve hücre öz suları bitkisel besinlerini oluşturur



b) Saprofit beslenme

· Sindirim sistemleri yoktur

· Sindirim enzimleri vardır

· Hücre dışı sindirim vardır

· Ölü bitki ve hayvan artıkları üzerinden beslenir

· Doğada madde döngüsü için önemli canlılardır

· Bazı bakteriler ve mantarlar bu gruptandır

· Üzerinde yaşadıkları canlıya zarar verirler


c) Parazit beslenme

Hayvansal parazitler endo ve ekto olmak üzere ikiye ayrılır

-Ekto parazitler:

· Sindirim sistemleri ve enzimleri vardır .

· Hareket sistemleri ve duyuları gelişmiştir

· Konakçının vücudu üzerinden besinlerini karşılarlar

-Endo parazitler:

· Sindirim sistemleri yoktur

· Sindirim enzimleri yoktur

· Üreme sistemleri hariç diğer sistemleri körelmiştir

Parazit canlıların konağa olan bağımlılığı bakımından ikiye ayrılırlar:

1) Yarı parazitlik: Belirli besinler için konağa bağlanan canlılar Örnek:Ökseotu Fotosentez yapmalarına karşı su ve mineralleri başka bitkilerin iletim demetlerinden emeçleri ile alırlar

2) Tam parazitlik: Bütün besinlerini konakçıdan alan parazitlerdir Bu parazitlerde üreme hariç diğer sistemler körelmiştir


Bazı özel parazitlik durumları:

-Parazit-patojen:Konukçu canlıda hastalık ve ölümlere neden olurlar

-Obligat parazitler:Yaşamsal evrelerinin çoğunu konukçu vücudunda geçirirler. Bazı yaşamsal olayları ancak konukçu vücudunda gerçekleştirebilir.


C) Hem ototrof hem hetotrof beslenme:

Bazı ototrof canlılar fotosentezle besinlerini üretebilirler ancak ihtiyaç duyduklarında diğer canlılarıda besin olarak kullanabilirler.

Örnekler: a)Protistalarda EUGLENA

· Tek hücreli

· Hücre ağızlarından aldıkları besinlerle hetotrof beslenirle

· İhtiyaç duyduklarında kloroplastları ile fotosentez yaparak ototrof beslenirler

· Göz lekeleri bulunur

· Hücre içi sindirim görülür

Örnek: b)Bitkilerden Dionea,Drosera,Nephentes gibi insektivorlar

· Kloroplastları vardır ve fotosentez yaparlar

· Azotça fakir sulak topraklarda yaşarlar

· Yaprakları metamorfozla böcek kapanı haline gelmiştir

· Azot ihtiyaçlarını yaprakları ile yakaladıkları böcekleri, yapraklarında sindirerek sağlarlar

· Hücre dışı sindirim görülür


CANLILAR ARASINDAKİ BESLENME BAĞINTILARI

Bazı canlı türleri yaşamsal olaylarını devam ettire bilmek için diğer canlılarla beraber yaşamak zorundadırlar. Canlılar beslenme,

üreme,barınma,hareket,korunma gibi yaşamsal olaylarda başka canlılara ihtiyaç duyarlar. Bu ilişki yarar zarar ilişkisine göre üç şekilde gerçekleşir.

1) Kommensalizm: Birlikte yaşayan türlerden biri birliktelikten yarar sağlarken diğer tür yarar veya zarar görmez.

2) Mutualizm: Birlikte yaşayan iki ayrı türde birliktelikten yarar sağlarlar.

3) Parazitizm: Birlikte yaşayan iki ayrı tür bireylerinden biri bu durumdan faydalanırken diğeri bundan zarar görür.

BESİN ZİNCİRİ VE BESİN PİRAMİTLERİ


Besin zincirleri

Doğada canlılar başka bir canlıyı besin olarak kullanırken kendileride başka canlıların besini olurlar. Canlıların birbirlerini tüketmelerine göre sıralanmaları ile oluşan zincire besin zinciri denir. Zincirin her halkası ayrı bir tür tarafından oluşturulur. Ancak hiçbir zaman doğada tek sıralı zincire rastlanmaz. Bir canlı besin olarak birden fazla türü besin olarak kullanırken kendiside birden çok türün besini olur. Bu durum zincirlerin birbirine karışıp beslenme ağları oluşturmasına neden olur.

· Besin zincirleri ile canlılar arasında organik madde ve enerji akışı gerçekleşir.

· Zincir ne kadar kısa ise madde ve enerji o kadar ekonomik kullanılır.

· İlk halkada ototroflar bulunur

· Son halkada 3.tüketiciler (Yırtıcılar) bulunur

· Zincirdeki canlılar fonksiyonlarına göre üç tiptir

1) Üreticiler

2) Tüketiciler: a) Birincil tüketiciler (Herbivorlar)

b) İkincil tüketiciler (Karnivorlar)

c) Üçüncül tüketiciler (Karnivorlar)

3) Ayrıştırıcılar

· Ayrıştırıcılar zincire her halkadan katılabilir

· Her halkada önceki halkadan alınan organik madde ve enerjinin %90 ‘ı canlının yaşamsal olaylarında tüketilirken , canlı vücudunda saklı tutulan % 10 ‘u besini olduğu sonraki halkaya geçer. Bu duruma % 10 yasası denir.


YAŞAM BİRLİKLERİ (KOMÜNİTELER)

Sınırları belli bir coğrafi ortamda yaşayan tüm populasyonların oluşturduğu birliktir. Biyosferde iki tip yaşam birliği vardır.

A-Kara yaşam birliği (Orman, Çayır, Step, Tundra, Çöl, Mağara. vb.)

B-Su yaşam birlikleri (Deniz, Göl, Akarsu, Havuz, Bataklık, Pınar, vb.)

Yaşama birliklerinin özellikleri:

· Baskın türler vardır:Komünitede gerek sayısal gerekse yaşamsal aktiviteleri bakımından en çok rastlanan türdür.

· Her yaşam birliği belirli iklimsel koşullara sahip ortamlara uyumlu türlerden oluşur: Ormanlarda topraktan ağacın tepesine kadar farklı şartlara sahip microklima katmanları ve bu katmanlarda şartlara uyumlu bitki ve hayvan türleri bulunur.

· Yaşam birliklerinin sınırları vardır. Ancak bazı yaşam birlikleri içiçe olabilir.

· Yaşam birliklerinde canlıların sayıları ile vücud büyüklükleri ters orantılıdır.

· Yaşam birliğinin baskın türü biyotik ve abiyotik nedenlerle zamanla ortadan kalkabilir ve yerini başka bir tür alabilir .Bu olaya süksesyon denir.

POPULASYONLAR

Sınırlandırılmış coğrafik bölgede yaşayan aynı tür bireylerin oluşturduğu topluluktur.Populasyoınlar biyolojik birimdir. Populasyonlarda bir birey doğar, büyür ve ölür ancak populasyonlar varlığını sürdürür.

Populasyonların incelenmesinin sağladığı faydalar şunlardır.

· Canlı ile çevresi arasındaki ilişkileri anlamak

· Doğadaki madde ve enerji akışını tanımak ,önemini kavramak

· Yaşanabilir doğayı öğrenmek ,tanımak ve korumanın önemini kavramak

· Canlıların genetik yapı ve evrimini öğrenmek

POPULASYONLARIN ÖZELLİKLERİ

1) Populasyon büyüme şekilleri: Populasyona doğum ve içe göçle birey katılarak büyür. Ölüm ve dışa göçle bireyler azalarak küçülür. Eğer populasyonun bulunduğu alanda çevresel koşullar değişmeden kalıyorsa populasyonlarda birey sayısı dengeye ulaşır. Populasyonların gelişme,gerileme ve dengesi şu formülle hesaplanır.

P=Populasyon büyüklüğündeki değişme

A=Doğum + İçe göç (Birey sayısı artışı)

B=Ölüm + Dışa göç (Birey sayısı azalması)
__________________



Bir evin güzel kızını seviyordum ben, hayalini edebileceğin her güzelliği bir kenara bıraktığında geriye kalan güzellik kadar güzeldi sevdiğim.
m@nnah_dr€m isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Etiketler
fizikkimyabiyoloji

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Forum Şartları


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 11:35 AM.


Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.2
aBSHeLL
Protected by CBACK.de CrackerTracker
Abshell-AileVadisi

Linkler

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314