AiLeVaDiSi FoRuM  

Go Back   AiLeVaDiSi FoRuM > Kültür-Sanat-Edebiyat > Edebiyat

Edebiyat Bu bölümde edebiyat hakkında her tür yazı yaza bilirsiniz

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 31-05-2009, 03:55 AM   #1 (permalink)
DüŞüNüR
 
DeLiCeSiNe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Bulunduğu yer: Alamanya
Yaş: 46
Mesajlar: 5,126
DeLiCeSiNe is just really niceDeLiCeSiNe is just really niceDeLiCeSiNe is just really niceDeLiCeSiNe is just really nice
Standart Resim üzerine yazilar - Filiz Pelit

LEONARDO DA VİNCİ


Gizemli ve derin bakışlar, belli belirsiz bir gülümseme ile bize bakan, tanıdık bir yüz… Kimi zaman bir sinema filminin sahnesinde karşımıza çıkar, kimi zaman bir buzdolabı mıknatısı, reklâm afişi veya bardakta, tabakta, puzzle’ da… Yapılışının ardından yüz yıllar geçse de popülaritesini hiç yitirmeyen bu yüz Mona Liza’ dan başkası değil.

Bu ay size ölümsüz eserin yaratıcısı Leonardo da Vinci ‘ den bahsetmek istiyorum. Tüm zamanlarda bu kadar çok sanatçı ve sayısız eser olmasına rağmen ve buna tezat, yaşadığı sürece çok az denilebilecek esere imza atmış bir deha. Hepsi bir şaheser olarak sanat tarihine geçmiş kaç isim olabilir? Yok… Tüm bu eserleri özel kılan Leonardo da Vinci’nin tartışılmaz dehası ve inanılmaz hayal gücü elbette. Yaptığı tablolarında çözülemeyen, sanat dünyasını uğraştıran küçük kodları, ipuçları, icatları hala gizemini koruyor. Tüm bu ayrıntılara girmeden önce Leonardo’nun yaşamına bir göz atalım isterseniz.

1452 yılında evlilik dışı bir çocuk olarak İtalya ‘da dünyaya geldi. Babası noter olan Sen Piero da Vinci, annesi bir çiftçinin kızı Caterina idi. ,Annesinin, babasına ait Orta Doğulu bir köle olduğu tahmin ediliyor. Evlik dışı olması nedeniyle Üniversite’ye gidemedi. Babasının ailesi tarafından da tam kabul görmedi.14 yaşına kadar birlikte yaşadığı dedesi öldüğünde babası ile Floransa ‘ya gitti. Resim yeteneğini fark eden babası onu devrin ünlü ressamı Verrochio ‘nun yanına götürdü. Çırak olarak girdiği atölyede kısa zamanda fark edildi. Ayrıca müzik öğreniyordu ve bunda çok başarılıydı. Floransa’da eğitimini tamamladıktan sonra 1482 yılında Dük Sforza hizmetine girdi. Kabul edilmek için yazdığı mektup tüm zamanların en iyi iş başvurusu sayılır. Bu şehir Fransızlar tarafından alınana kadar Milano dükü’nün yanında çalıştığı sürede resim ve heykelin yanında bina, makine ve silah tasarımları, mekanik geometri, uçan makinelere kadar geniş bir alanda araştırma yaptı. Kale ve kanal yapımı dışında Leonardo’nun hidrolik alandaki çalışmaları da bulunur. İlgi alanı ve zekâsı o kadar genişti ki başladığı bir konuyu bitirmeden başka bir konuya geçiyordu. Milona’dan ayrıldıktan sonra 16 yıl İtalya’da kendine yeni bir hami bulmak için dolaştı. Bu arada pek çok kişi için çalıştıysa da pek çok işi yarım kaldı.

1503 ‘te Mona Lisa’yı yaptı ve ölene kadar yanında taşıdı.1513- 1516 tarihleri arasında Roma’da yaşamış kadavralar üzerinde çalışmalar yapmıştı. Anatomi ve fizyonomi alanındaki bu çalışmaları Papa tarafından yasaklanmıştı.1516 yılından hamisi Giuliano De Medici’nin ölümünden sonra, Fransa kralı Z. Francis onu Fransa’nın baş ressamı, mühendis ve mimarı olarak atadı. Sarayın yanında bir konakta yaşıyordu. Kral büyük hayranlık duyduğu Leonardo’ya sık sık ziyarete gelir sohbet ederdi. Son yıllarda sağ koluna felç geldiği için çalışmalarının ağırlığı bilimsel yöne kaymıştı. Leonardo 67 yaşında Kral Z. Francis’in kollarında öldü ve Saint Florentin Kilisesinde toprağa verildi.

Sigmaund Freud “Hakikaten büyük Leonardo yaşamı boyunca birden çok açıdan çocuk kaldı. Aslında tüm büyük adamların, çocukluklarının bir bölümünü saklı tuttukları söylenebilir. Oda yetişkin olduğunda bile oynamayı sürdürdü ve bu da onun çağdaşlarına garip ve anlaşılmaz görünmesinin bir başka nedeniydi.” Diyerek onun ömür boyu çocuksu ve meraklı bakışını yitirmediğine dikkat çeker. Leonardo da Vinci Rönesans sanatını doruğa ulaştıran, dönemin önemli sanatçılarından biridir. Bu dâhiyane kişilik, sadece resim alanında değil, birçok alanda boy göstermiştir ve birçok ilke imza atmıştır. Bu çok yönlü kişilik Rönesans hümanizminin en önemli etkisi diyebileceğimiz l’uomo universale ( evrensel insan) tipinin üst örneğidir.

. Yaşamındaki anekdotlar ve olaylar bir ansiklopediyi çok rahat doldurur. Ancak ayna yardımıyla okunabilen yazıları, tuttuğu defterler, tabuları yok sayması, uçma gibi ancak hayal edilebilen bir olguya inatla gidip araştırması, yaşam boyu yaptığı işlerin çoğunu yarım bırakma, ardından yeni ilgi alanları bulması onun kişiliğinin önemli ipuçlarıdır.

Peki, bıraktığı şaheserler neden bu kadar önemli, kalıcı ve merak uyandırıcı. Bir Mona Lisa’yı yada Son akşam yemeği tablosunu neden unutamıyoruz. Hala araştırıyoruz?

Mona Lisa ‘nın yapımı 3–4 yıl sürdü. Gizemli gülümsemesinin sırrı hala çözülebilmiş değil. Sanat tarihine geçen Leonardo’nun bulduğu sfurnato –giderek erime- tekniği tablonun en önemli özelliklerinden biridir. Hiç fırça izi bulunmayan tablonun bazı yerinde parmak kullanılmış olabileceği iddiası da yakın zamanda yapılan bir araştırmayla çürütüldü. Tabloda çok ince ve yekpare boya tabakası olduğu belirlendi. Fonda görülen manzaradaki farklı ufuk çizgisi ve giderek soluklaşarak, buğulu bir ton alması tabloya bir derinlik kazandırmıştı. Altın oranın en iyi kullanıldığı tablolardan biridir. Şu anda Paris Louvre Müzesinde 38,6mm. Kalınlığındaki bir camın ardında 20 derece ve yüzde 55 nem oranında korunan tablonun Leonardo’nun kendi portresi olduğu iddia edilir. Foransa’lı iş adamı Francesco del Giocon ‘un eşi olduğu, hamile bir bayan, annesi hatta meryemana olduğu bile iddia edilmiş fakat hiç biri ispatlanmamıştır. Gizemli gülüşü dikkatle incelendiğinde bunun gerçek bir gülüş olmadığı görülmekte. İzleyicinin bakışına göre mutluluk ve üzüntüyü yansıtır. Bu etkinin ustalıkla ve bilerek yaratıldığına kuşku yok. Leonardo bu etkiyi yaratmak için dudak kenarlarını belirgin çizmemiştir. İzleyici nereden bakarsa baksın, Mona Lisa devamlı onları izler gibidir Eserinde optik etki ve üç boyuta önem verip bunu yansıtabilmiştir. Günümüzde 77x53 cm boyutlarındaki eser, Louvre Müzesinin ikonu haline gelmiştir.

Leonardo Da Vinci’nin eseri “ Son akşam yemeği “ Milano’da Duke Lodoviko Sforza’nın isteği üzerine yapılmış bir fresktir. Son akşam yemeği, Rönesans ressamlarınca çokça işlenen bir konu olmuştur. Bu gün oldukça yıpranmış bir şekilde Santa Maria Dale Grazie ‘nin duvarında bulunmaktadır. Resmin kurgusu büyük bir tarih yanılgısı sorununu içinde barındırır. Yaşadığı tarih itibariyle İsa peygamber ve havarilerinin masada oturarak yemek yemeleri mümkün değildir. Masa etrafına konulan sandalyeler ve bu düzenekte yemek yeme çok sonraki zamanlarda yerleşmiş bir gelenektir. Resimde İsa ve havarileri kutsal kâseden şarap içip ekmek yiyorlardı. Ancak resimde kâse ve şarapla ekmek görünmemesi Hıristiyan dünyasında yıllardır tartışma konusu olmuştur. İsa Mesih’in Roma’lı askerlerce tutuklanmasından önce havarileriyle yediği son akşam yemeğinde “İçinizden biri bana ihanet edecek “ dediği anın resmidir.Sadece bu iki resim bile Leonardo’nun dehası,sıradanlığa karşı gelişini,öncü ve ilkleri denediğini ,gelecek nesillere mesaj verdiğini,merak uyandırmayı başardığını gösterir.Bu resimle ilgili yazar Paulo Cohelho ‘nun yazdığı hoş bir anekdotla size veda edeyim.

Leonardo “Son Akşam Yemeği “ tablosunu yapmak istediğinde iyiliği İsa’nın yüzüyle, kötülüğü de ona ihanet eden Yahuda’nın yüzünde vermeyi amaçlamıştı. Bir koroda İsa tasvirine çok uyan bir kişi gördü ve atölyesine davet edip sayısız taslak ve eskiz çizdi. Aradan 3 yıl geçti. Resim neredeyse bitmek üzereydi ama kötüyü tasvir eden Yahuda için bir model bulamamıştı. Bu arada resmi bitirmesi için sürekli sıkıştırılıyordu. Günlerce aradıktan sonra vaktinden önce yaşlanmış genç bir adam buldu. Paçavralar arasında ki bu adam sarhoşluktan kendinden geçmiş bir vaziyette kaldırım kenarına yığılmıştı. Yardımcıları güçlükle kiliseye getirdiler. Çünkü taslak yapmaya zamanı yoktu. Yardımcıları adamı ayağa diktiler. Zavallı adam başına gelenleri anlamamıştı. Leonardo adamın yüzündeki inançsızlığı, günahı, bencilliği resme geçiriyordu. Sarhoşluğun etkisinden kurtulmaya başlayan berduş gözlerini açtı ve bu harika duvar resmini gördü. Şaşkınlık ve hüzün dolu bir sesle şöyle dedi “ Ben bu resmi daha önce gördüm.” “Ne zaman ?” diye sordu Leonardo. O da şaşırmıştı. “ Üç yıl önce “dedi adam… “ Elimde avucumdakini kaybetmeden önce bir koroda şarkı söylüyordum. Pek çok hayalim vardı. Bir ressam beni İsa’nın yüzü için modellik yapmam için davet etmişti.”

Paulo Cohelho yazıyı şöyle bitirmiş .” İyi ile kötünün yüzü aynıdır. Her şey insanın yoluna ne zaman çıktıklarına bağlıdır.”

Sanat hayatınızdan eksik olmasın.




FİLİZ PELİT
__________________
Dertler, bizde yaşarken; biz dertsizleri sevdik!..A.T.Ozan
DeLiCeSiNe isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 31-05-2009, 03:56 AM   #2 (permalink)
DüŞüNüR
 
DeLiCeSiNe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Bulunduğu yer: Alamanya
Yaş: 46
Mesajlar: 5,126
DeLiCeSiNe is just really niceDeLiCeSiNe is just really niceDeLiCeSiNe is just really niceDeLiCeSiNe is just really nice
Standart


da-vinci-kendi-portresi.jpg

anatomia_leonardo_da_vinci.jpg

Mona%20Lisa%20(Gioconda)%20by%20Leonardo%20Da%20Vi nci.jpg

leonardo-da-vinci-son-aksam-yemegi1.jpg

leo-and-mona-lisa.jpg

leonardo.jpg
__________________
Dertler, bizde yaşarken; biz dertsizleri sevdik!..A.T.Ozan
DeLiCeSiNe isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 31-05-2009, 03:59 AM   #3 (permalink)
DüŞüNüR
 
DeLiCeSiNe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Bulunduğu yer: Alamanya
Yaş: 46
Mesajlar: 5,126
DeLiCeSiNe is just really niceDeLiCeSiNe is just really niceDeLiCeSiNe is just really niceDeLiCeSiNe is just really nice
Standart

Sanat Anlayışı

Günümüzde popüler kültür tarafından kuşatılan toplum ve birey; kendisine sunulan yapay, sığ, gelir geçer değerlerle sorgulayan, düşünene, üreten, paylaşan, çoğaltan özelliklerini yitirmektedir.
Bu enformasyon ve görsel bombardıman altında çabuk tüketen, mutsuz, ne istediğinin, neyi aradığının bilincinde olmayan topluluklar çığ gibi büyümektedir.
Sanat, toplumu ve bireyi iyiden, güzelden yana değiştiren; paylaşmaya, üretmeye, çoğaltmaya yönelten bir olgudur.
Sosyal ve toplumsal bir görev bilinciyle kuşatılmış olan birey; toplumun yapısı, düşünce biçimi, değer yargılarıyla, yaşam koşullarıyla uzlaşmaya dayalı bir varolma hesaplaşması içindedir.
Sanatçı bu hesaplaşmayı bazen aklın erdemi, bazen de duyguları, fantazyaları, düşleriyle yaşama taşır.
Sanatçı toplumsal yaşamdan algıladıklarını, gözlemlediklerini bilinç süzgecinden geçirerek, duygu ve düş dünyasıyla sentezleyerek yapıtlarını oluşturur.Filiz'in resmi yer yer deformasyon ve soyutlamalara başvurulan bir figür resmidir.Resimlerinde zaman zaman farklı konular işlese de genelde baş konusu kadın ve kadın sorunlarıdır.Kadının tarihsel süreç içinde erkek egemen bir toplumda geriye itilmişliği,bilinçaltında bastırılmış duygular,düş kırıklıkları, bunalımlar, beklentileri, içsel gizleri, kendi beden ve içsel dünyasına yaptığı yolculuk önemli resim konularıdır.
Son resimlerinde Zümrüd-ü Anka kuşları, mitolojiden alıntılar, dilek ağaçları, küçük kız çocukları ve sembollerle gizemli ve düşsel bir içsel yolculuğa çıkmaktadır.
Plastik çözümlemede strüktüel bir boya hamuruyla, katmanlı bir boyama yöntemiyle yer yer renk,bazen de ton konstaslarıyla yüzeysel, göreceli bir derinlik etkisi yaratılmaktadır.
Uzun süredir izlediğim Filiz'in resimleri sürekli araştırani kendini yenileyen bir çizgi izlemektedir.
Toplumsal Çözülme, bozulma ve umutsuzluğa rağmen, inancın, direncin, ve umudun resimleridir bunlar...

Umur Türker
İZMİR 30 Ekim 2006
Masal Katalog Yazısı
__________________
Dertler, bizde yaşarken; biz dertsizleri sevdik!..A.T.Ozan
DeLiCeSiNe isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 31-05-2009, 04:00 AM   #4 (permalink)
DüŞüNüR
 
DeLiCeSiNe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Bulunduğu yer: Alamanya
Yaş: 46
Mesajlar: 5,126
DeLiCeSiNe is just really niceDeLiCeSiNe is just really niceDeLiCeSiNe is just really niceDeLiCeSiNe is just really nice
Standart

HER RESİM BİRİLERİYLE KONUŞMAK İSTER

Baharın tüm güzelliği ve canlılığıyla yüzünü gösterdiği şu günlerde benimde içim kıpır kıpır. Heyecan, gerilim, mutluluk, sevinç. Bütün duygular iç içe. Sadece baharın gelmesi değil sebep tabiî ki. Yeni açacağım kişisel serginin duygu yoğunluğunu yaşıyorum.
Sanat en basit tanımıyla yaratıcılığın ve hayal gücünün ifadesidir. Evrensel bir değeri vardır ve kısıtlı ve değişik şekillerde de olsa her kültürde görülür. Bu yaratma ediminin içinde olmak, kendimi şanslı hissetmeme neden olur. Atölyemde kendi kozamın içinde resimle hesaplaşmak ve bir şeyler ortaya çıkarmanın doyumu hiçbir şeye benzemez. Kendimi bildim bileli çizdiğim, boyadığım, sonraları eğitimini alarak bilinçlendiğim bu arena beni hep besledi. Bir sonraki adımı, yeni bir şeyler denemeyi ve vazgeçmemeyi öğretti. Sevdiğiniz bir işi yapmanın getirdiği gayret sayesinde, hiçbir zorluk, hayal kırıklığı, tökezleme beni yolumdan çevirmedi. Her resim ayrı bir serüvendi. Sonrasında resimler birikip bir araya geldiğinde söylediği söz sergimin konsepti oldu. Sergi öncesi hazırlık, koşuşturma, resimlerin oluşması sonucundaki sergileme. Yaklaşık bir, bir buçuk yıllık bir zaman diliminde doğan bebeklerinizin, kelebek ömrü gibi kısa olan sunuşları. Buna rağmen iz bırakma, ben buyum diyebilmenin getirdiği mutluluk. Ardından her şeye yeniden başlama.
Yaklaşık 20,25 yıldır bu dünyanın içinde bu duyguları yaşıyorum ve kendimi şanslı hissediyorum. Tekrar böyle bir döneme girdiğim şu günlerde dokuz eylül üniversitesinin kuruluşunun 25. yılı nedeniyle açacağım ve bir ay süreyle iki ayrı mekânda gerçekleşecek kişisel sergime hazırlanıyorum.5-19 Mayıs tarihleri arasında DEÜ Rektörlük binasında fuayede,20-31 Mayıs tarihleri arasında Sabancı Kültür Merkezinde devam edecek sergim,"Masal","Evvel Zaman Düşleri"nin ardından gelen üçleme "ANLAT BANA" olacak Süreç içinde masalsı, sembollerle yoğrulmuş yetişkin ve çocuk yüzlerinin merakla dinlediği ve anlattığı bir düş dünyası oluştu. Hayat bir masal aslında. Yaşadıkça, hissettikçe, dinledikçe anlatacak öykünüz daha çok olur. Le Carbusier'in sözünü çok severim."Korkunç bir kavgadır resim. Yoğun, acımasız, tanıksız, sanatçıyla kendi arasında bir kavga. Her resim birileriyle konuşmak ister. Ama yalnızca ona seslenirseniz sizinle konuşur. Bir tür günah çıkarma, sır verme konuşmasıdır."
Sonuçta sanatçı bir vizör görevi görür. Kendi yaşadıkları, çevresinde olan olayları algı süzgecinden geçirir, plastik dengeleri göz önünde bulundurur. Biraz kendinden biraz sizden bir parça alır ve sunar. Hem kendinin, hem kimsenin, hem herkesin bir parçasıyla. Sizlerde gezdiğiniz sergilerde seslendiğiniz, sizinle konuşan resimler mutlaka olacak. O resimleri iyi dinleyin, içinde bir parça kendinizi bulacaksınız. Sanatçı ise. Elinden, yüreğinden, beyninden çıkardığı bambaşka dünyalarla, yeni resimlere, serüvenlere çoktan yelken açmış olacak.
Sevgiyle ve sanatla kalın.

Filiz Pelit
__________________
Dertler, bizde yaşarken; biz dertsizleri sevdik!..A.T.Ozan
DeLiCeSiNe isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 31-05-2009, 04:01 AM   #5 (permalink)
DüŞüNüR
 
DeLiCeSiNe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Bulunduğu yer: Alamanya
Yaş: 46
Mesajlar: 5,126
DeLiCeSiNe is just really niceDeLiCeSiNe is just really niceDeLiCeSiNe is just really niceDeLiCeSiNe is just really nice
Standart

MUTLULUK

Yoğun bir dönemden geçip, sergimi bitirdiğim geçen gün, evimin mutfağında oturuyordum. Arka fondan gelen Emma Shapplın 'in Spente le stelle'ini dinleyip, sabah kahvemden bir yudum aldığım an, mutlu olduğumu hissettim. Yüzümde kocaman bir gülümsemeyle mutluluk kavramını düşündüm. Geniş ve göreceli olan bu kavramın herkesçe farklı bir tanımı olduğunu düşünüyorum. Bu ay size bahsedeceğim konu bu.
Genel olarak, insanın bütün özlemlerine eksiksiz ve sürekli ulaşmaktan dolayı doğan kıvanç durumu diyebiliriz. Ruhçu görüşe göre ise, başkaları için verilen emeklerin ruhta bıraktığı hazdır. Vazifesini yerine getiren varlığın duyduğu huzur ve sevinç halidir. Bence geçici olaylara bağlı ve olaylarla geçerli hiçbir mutluluk devamlı olmuyor. Yada anlık sevinçlerle sınırlı kalıyor.
Schopenhauer" Engelleri aşmak varoluşun en büyük hazzıdır.Bunlar ticaret ve iş yaşamındaki maddi şeylerde olabilir,öğrenme ve bilimsel araştırmadaki düşünsel şeylerde olabilir.Bu engellerle savaşmak ve onları yenmek mutluluk verir."der.Yaşamda uğruna savaşacağımız bir amacımız ve ideallerimiz varsa,bunları her aşışımızda katlanan bir mutluluk hissederiz.Emek veririz,inanırız,vazgeçmeyiz,Bunun sonucu başarı kaçınılmaz olarak gelir.Vazgeçmemek sihirli sözcük sanırım burada.
Mutluluğun, beklentiler ve kapasiteyle ilgili olduğunu düşünüyorum. Mutluluk sadeliktir. Beklenen ve özlenen bir şey değil, tamamen bakma ve görmeyle ilgilidir. Konficyus "Mutlu olmak için, içinde bulunduğunuz andan daha iyi bir zaman olduğuna karar vermek için beklemekten vazgeçin. Mutluluk bir varış değil yolculuktur. Pek çokları mutluluğu insandan daha yüksekte ararlar. Bazıları da daha alçakta. Oysa mutluluk insan boyu hizasındadır."der. Sınırlarımızı bilip, yaşamda karşılaştıklarımızı nasıl algıladığımızla ilgili sonuçta. Kişinin özü de diyebiliriz buna. Dale Carnegie "Dünyada herkes mutlu olmak ister. Fakat sizi mutlu eden şey ne olduğunuz ve ne yaptığınız değil sizin görüş ve duyuşunuzdur "sözü konuyu çok iyi özetliyor. Mutlu olabilenlerin hayatı mükemmel değildir. Mutlaka eksikleri, beklentileri olur ama bu durum onları engellemez.
Bilimsel gerçeklere bakarsak, mutluluk seviyesinin yaklaşık % 50 si genetik faktörlere bağlı. Başınıza gelen olaylar ne olursa olsun bir süre sonra siz doğmadan belirlenmiş olan mutluluk seviyenize dönüyor ve sanki bir şey olmamış gibi hayatınıza devam ediyorsunuz. İlginç bir araştırmayı da Chicago Üniversitesi yapmış. Yaşla birlikte gelen özgüven ve benzeri etmenlerin mutluluğa katkısı olduğu, bu nedenle ileriki yaşlarda bireyin daha mutlu olduğu gözlenmiş. Yaşam boyu yaşadıklarının sınavını verip, kendisiyle kavgasını bitiriyor belki insan.
Yıllar önce annemin gireceği önemli bir ameliyat öncesi bana söylediği sözler hayat felsefem oldu."Kızım, yaşamda küçük kırgınlıkların, olayların, sözlerin gereksizliğini, sevdiklerini arkanda bırakıp ameliyata girdiğinde anlıyorsun. Yaşamda en önemli şey sağlık. Sen ve ailen sağlıklıysa, boğazından geçen lokmayı huzurla yutuyorsan, dünyadaki en mutlu kişi sensin."Benim ve çoğumuz için sağlık en önemlisi. Sağlıklı olursam sevdiklerimle birlikte olurum diye düşünürüm. Resim yapabilirim, hayatın tadını çıkarabilirim. Diğerleri bir şekilde çalışarak, inanarak yerine gelebilecek şeyler ama sağlığın geri dönüşü yok. Belki o yüzden küçük olaylar beni çok etkilemez. Üstünde durmam. Hep ileri bakarım. Mutluluk çokta uzakta değil aslında. Benim açımdan resim yaparken dinlediğim bir müzik, uzaklardaki oğlumla telefonla hasret gidermek, eşimle yediğim hoş bir akşam yemeği, diğer oğlumun basketbol antrenmanında attığı sayı, yirmi yıl aradan sonra üniversite arkadaşlarımla okulumuzu ziyaret etmemiz, yaş günümde benim için hazırlanan sürpriz doğum günü pastasını sevdiklerimle kesmek, ihtiyacı olan birine yardım etmek, hocalarımdan resimlerim için duyduğum güzel bir söz, köşe yazımı yazarken verdiğim kahve molası, senelik rutin sağlık kontrollerimin temiz çıkması, sergimin açılış kokteylinde kapıdan girdiğim an, tablomun bitişinde attığım imza. Örnekleri daha da çoğaltabiliriz. Her bireyin kendine ait yaşamından çıkan mutluluk anları. Mutluluğu bulmak için yollar ayrılıyor sadece. Kimi dolambaçlı yoldan gidiyor, kimi daha düz. Alınan dersler, çıkarılacak anlam, hayat görüşü ve karakter etkili bu konuda. Önceliklerde önemli, örneğin toplumsal mutluluğa önem veren ve bunu ilk sıraya alan biri, kişisel mutluluklardan zevk almayabilir. Yaşamdan ne beklediğinizle ilgilidir. Hakkında ne yazılırsa yazılsın, ne söylenirse söylensin hep bir şeylerin eksik kaldığı, üstüne eklenecek sözü olan bir kavram mutluluk.
Son olarak Nazım Hikmet'in Abidin Dino'ya söylediği meşhur şiirinden kısa bir alıntı yaparak veda edelim;
Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin,

İşin kolayına kaçmadan ama.

Gül yanaklı bebesini emziren melek yüzlü anneciğin resmi değil,

Nede ak örtüde elmaların,

Nede akvaryumda su kabarcıkları arasında dolaşan kırmızı balığın.

Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?

1961 yazı ortalarındaki Küba'nın resmini yapabilirmisin?

Çok şükür, çok şükür bu günüde gördüm,

Ölsem gam yemem gayrının resmini yapabilirmisin üstad?


Filiz Pelit
__________________
Dertler, bizde yaşarken; biz dertsizleri sevdik!..A.T.Ozan
DeLiCeSiNe isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 31-05-2009, 04:01 AM   #6 (permalink)
DüŞüNüR
 
DeLiCeSiNe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Bulunduğu yer: Alamanya
Yaş: 46
Mesajlar: 5,126
DeLiCeSiNe is just really niceDeLiCeSiNe is just really niceDeLiCeSiNe is just really niceDeLiCeSiNe is just really nice
Standart SANAT VE ATÖLYE ÜZERİNE

SANAT VE ATÖLYE ÜZERİNE
Söbütay Özer 'Resim gece gidilen bir yol gibidir. Arabamızın farları ne kadar aydınlatırsa o kadarını görürüz. Ondan sonra karşımıza ne çıkacağını sadece düşleriz. O anda göremeyiz ama ilerledikçe her şey ortaya çıkar' demişti. Yaşanarak anlaşılan bu düşünce çok doğrudur bence. Sanat yolculuğuna başladığım Buca Eğitim Fakültesi resim bölümünde, sanata ilk adımlarımızı atarken hep bir şeyler sorduk kendimize. "Sanat nedir, neye sanat yapıtı diyebiliriz, resmin ana etmenleri nedir" gibi. Dört yıl boyunca sanatı duyumsayıp, içgüdülerimiz ve yeteneklerimizle kendimize bir yol bulmaya çalıştık. Mezun olurken bu serüvenin ancak başında olduğumuzu, ömür boyunca üzerine eklenecek bilgiler ve yaratım edimiyle gerçekleşecek, hiç bitmeyecek bir yol olduğunu anladık. Bize temel verilmişti sadece. Sonrası bireyin kendi çabası, hesaplaşmasıyla ilgiliydi. Ben oldum, yapacağımın en güzelini yapıyorum demenin sanatçının bitişi olduğunu öğrendik. Çünkü seksen yaşında da öğreneceğimiz, sanatımıza katacak, zenginleştirecek doneler olur mutlaka. Önemli olan sanatçının kendisiyle hesaplaşması ve aşmasıdır. Bunu yapacağı yerde tabi atölyesidir.
Seneler önce çocuklarım küçükken atölyem yoktu. Bende zamanım yok mazeretine sığınmamak adına evde resim yapıyordum. Gece 12 ile sabah 5 arası resim yapardım. O zamanlar sanatçı dostumuz Ekrem Kahraman 'Ne olursa olsun mutlaka atölyen olsun. Birebir atölyede yaratmanın etkisi ve konsantrasyonu hiçbir şeyle aynı değildir. Yapılan eserlerin kalitesini arttırır. Kendine ait bir dünya kurarsın.'demişti. Ancak birkaç yıl sonra kendi atölyem olduğunda bu sözlerin değerini anlayabildim. Tuval ve boyalarla karşı karşıya gelen ve dış etmenlerden soyutlanan sanatçı, bir anlamda kozasının içinde yaratma yolculuğuna çıkar. Tuvalin karşısına geçince duyulan heyecan, boyaların fırçayla buluşması, fırçanın yetmediği yerde parmaklarınızla boyaya bulanmak, resminizi asıp, seyredip tekrar indirmek, tekrar boyamak, zamanın yitirildiği yoğunlaşma hali. Kolay bir yol değildir bu. Büyük kavgaların, hayal kırıklıklarının, bozup tekrar yapmanın, ölçü, renk, dengeyle uğraşıp, sezgilerinize güvendiğiniz, yaşayan, sahici bir şeyler çıkarmaya çalıştığınız kocaman bir arenaya dönüşür. O an gerçek dünya gerçekliğini yitirir ve konsantrasyonunuz artar. Ellerinizden, yüreğinizden, beyninizden bambaşka bir dünya çıkar tuvalinize. Bazen kısa sürede çıkan doğru bir resim, bazen defalarca bozulup yapılan bir resim. Le Carbusier in sözü bu durumu çok iyi anlatır.'Korkunç bir kavgadır resim. Yoğun, acımasız, tanıksız, sanatçıyla kendi arasında bir kavga. Her resim birileriyle konuşmak ister. Ama yalnızca ona seslenirseniz sizinle konuşur. Bir tür günah çıkarma, sır verme konuşmasıdır.'Bu yoğun kavga sanatçıya hiçbir zaman ağır gelmez. Hatta onu besler. Resmin doğasıdır bu çünkü. Çıkan 'şey'in sanat eseri niteliği kazanması için gereklidir.
Sanat hiçbir zaman hiçbir yerde durmayan dinamik bir güçtür. Yaşam sanatın odağıdır ve bir acı, bir duruş hepsini sezgilerimiz arttıkça çoğaltırız. İnsanla nesnel arasındaki estetik ilişki içerik ve biçimi oluşturur. Sanat eserindeki güzelliğe gelince, eseri meydana getiren elemanların güzelliği değildir. Sanatta 'neyin' yapıldığı değil,'nasıl' yapıldığı önemlidir. Picasso'nun 'Guernica'sı veya Dürer in 'Yaşlı kadın portresi'ne kim çirkin diyebilir. Sanatta güzellik eserin ifadesindeki güzelliktir. Biçimin sağladığı hoşa giden bağlantılarla sanat olmaya, güzel olmaya başlar. Tolstoy 'Gerçek sanatsal yapıt, belirli bir düzene konulmaz çünkü gerçek sanat yapıtı(bizim kavrayışımızın ötesindeki yasalarla) sanatçının içinde uyanan yaşama ait yeni bir kavramın açığa vurulmasıdır ve bu kavram ifade edildiğinde insanlığın yürüdüğü yolu aydınlatır.'der.
Yaşamınızı sanat aydınlatsın, öyle çok aydınlatsın ki geleceğimize de ışık verebilelim.



Filiz Pelit
__________________
Dertler, bizde yaşarken; biz dertsizleri sevdik!..A.T.Ozan
DeLiCeSiNe isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 31-05-2009, 04:02 AM   #7 (permalink)
DüŞüNüR
 
DeLiCeSiNe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Bulunduğu yer: Alamanya
Yaş: 46
Mesajlar: 5,126
DeLiCeSiNe is just really niceDeLiCeSiNe is just really niceDeLiCeSiNe is just really niceDeLiCeSiNe is just really nice
Standart TARİHE TANIKLIK ETMEK

TARİHE TANIKLIK ETMEK

Sanat tarihimize belli bir sistem çevresinde bakıp, sınıflandırdığımız zaman, olayları şekillendirmeyi, anlamayı ve yorumlamayı başarabiliriz. Tabi bunu, sanatçının içinde yaşadığı, çalıştığı tarihsel ortamın ayrıntılarıyla bilinmesi ve sanatçının düşünce, yaşantı ve kavrayışlarının duygusal ve düşünsel boyutta algılanmasıyla bilebiliriz. İşte bu algılamayla, geçmişten çıkarılacak dersler ve günümüzün incelenmesi sonucu, tarihe tanıklık edip, geleceğimizi aydınlatabiliriz. Sanat tarihinde birçok ilklerin önünü açan grup olgusunu geçmiş ve günümüzden seçtiğim iki örnekle irdelemek ve sizinle paylaşmak istedim.
1933 yılının serin bir eylül günü Cihangir'de, Yavuz apartmanına doğru giden orta yaşlı adam ellerini pardösüsünün cebinden çıkardı. Apartman kapısını yavaşça aralayıp, merdivenleri ağır, ağır çıkmaya başladı. Yüzünde hafif bir gülümseme vardı. Bu oluşuma D grubu adını verebiliriz diye düşündü. Düşündükçe isim daha da hoşuna gitti. Beşinci kata geldiğinde nefeslendi ve zile iki kere bastı. İçeriden hararetli konuşmalar duyuluyordu. Kapı açıldığında beş arkadaşının da içeride olduğunu gördü ve heyecanla içeri girdi.
Bu bir kurgu tabi. Benim hayalimdeki D grubunun kuruluş öyküsünün başlangıcı. Beş ressam, bir heykeltıraştan oluşan grupta Zeki Faik İzer, Nurullah Berk, Elif Naci, Cemal Tollu, Abidin Dino ve heykeltıraş Zühtü Müridoğlu vardı. Kurgudaki kişiyi merak ediyorsanız, isim babası olduğu düşünülen Nurullah Berk'ti. Osmanlı Ressamlar Cemiyeti, Sanayi Nefise Birliği, Müstakil Ressamlar ve heykeltıraşlar Birliği'nin ardından kurulan dördüncü gruptu. Alfabedeki dördüncü harften yola çıkarak D Grubu adını aldılar. Empresyonist eğilimleri reddeden grup, kübist ve konstrüktivist akımlardan yola çıkarak sağlam bir desen ve inşa temeline oturtulmuş sanatsal anlayışı benimsemişlerdi. Entelektüel ve seçkinci bir gruptu.13'ü İstanbul'da 1'i Ankara'da olmak üzere 14 sergi açtılar. Zamanla gruba yeni isimler katıldı. Bedri Rahmi Eyüboğlu, Eren Eyüboğlu, Sabri Berkel gibi isimlerle daha da güçlendi ve sanat dünyasındaki etkilerini arttırdı. İlk açtıkları serginin önsözünü Peyami Safa yazmıştı."D Grubu manga değil, ne sağa çark, ne sola. Nede baş çavuş. Kendi mihveri etrafında dönen altı kafa, altı çift göz ki maddenin üstünden de bakıyor, içinden de bakıyor. Ve ölüde bile gizlenen anı arıyor. Yeni resim değil bu. Avrupalı yâda yerli resim değil, resim.
Grup etkisini arttırdıkça sergiler, tartışmalar, basın bildirileri, kitaplarla yarattığı atmosfer, yeni sanatçılar ve akımların çıkmasını sağladı. Sergilere parasız girilmesine, yeni sergi salonlarının açılmasına önderlik ettiler.
O dönemde grup olarak var olurken, birey olarak ta var oldular. Oluşumları onların önüne geçmedi. Birleşerek önyargıları, zorlukları daha kolay aştılar. Ülkenin sanattan daha çok bahsetmesini, benimsemesini sağladılar. İnandıklarını anlatırken sesleri daha gür çıktı. Eleştiri aldılar, övgü aldılar, tartıştılar, yazdılar, çizdiler ve ülkemiz sanatını bir basamak daha atlattılar.
Gelelim günümüze, ama bu seferki kurgu değil. Atölyemde çalışırken kapı çalıyor. Çalıştığım resimi bırakıp kapıyı açıyorum. Bedri Karayağmurlar ve İlknur Kocabıyık gülümseyen yüzleriyle içeri giriyorlar. Ellerinde dokümanlar. Getirdikleri papatyaları alıp vazoma koyuyorum. Salona oturup İz Grubuyla ilgili keyifli bir sohbet başlıyor. Mutluyum. Kendimi tarihin tanığı gibi hissediyorum.
İz Grubu 1991 yılının nisan ayında kuruldu. İlk sergileri ise 1992 de Resim Heykel Müzesinde yapıldı. Hepsi İzmirli olan grubun üyeleri, Reyhan Abacıoğlu, Mehmet Aslan, Feriha Tuğran, Bedri Karayağmurlar, İlknur Kocabıyık, Zeki Serbest, Yusuf Toprak, Mehlika Koral ve Münir Yücel'di. Tümü orta eğitimde görev alan eğitimcilerdi. Yöneticiliğini İlknur Kocabıyığın yaptığı Esbank sanat galerisi grubun üssüydü. Birleşme kararının alındığı, manifestolarını oluşturdukları, sergi planlarının yapıldığı bu yerde prensip kararı alınmıştı. Sonuna kadar aynı sanatçılarla devam edilecek, grup büyümeyecekti. Feriha Turan'ın ayrılmasıyla sekiz kişi kalan grup, 17 yıl içinde 24 sergide de bu çekirdek kadroyu korudu. Grubun yazılarını Bedri Karayağmurlar üstlendi.1992 yılında Esbank ta açtıkları sergide" İzmir hep biraz kıyıdadır. Sanatın her dalında İzmir üçüncü sırada yer alır. Sıralamada üçüncü kent olmasındandır belki. İzmir ılıman havası, verimli toprakların ortasındaki pazarı, sanayisi ile ticaretin yoğunlaştığı büyük bir kasaba- kent. Üniversiteleri var. Basını var. Sanat dergileri ise yaşamıyor. Bu koşullarda sanatçıların İzmir'de işi çok zor. İşte İz Grubu zoru başardı. Sanatçı dayanışmasını sağladı. Eğer tek başına yapamıyorsak, birleşerek yapabiliriz diye düşündük. Bu yüzden birlikteliği ön plana çıkardık."diyerek birleşme öykülerini anlatmışlardı.
Açılan sergilerin yanı sıra kataloglarla da kalıcı olmak amaçlandı.2004 yılında Başak Sigortada ki sergilerinde "..Sanat alanında, özelliklede de İzmir koşullarında ,belirli bir düzeyi tutturarak ayakta kalan birliktelikler yaşamak zordur. İz Grubu hala bir grup olarak mı değerlendirmeli, grup olmanın ötesinde, bir dost dayanışmasının sanattaki örneğimi sayılmalı? demişlerdi. Bu kadar uzun süreli, omuz omuza devam eden birliktelik, kişiliklerinin uyumlu olması ve hırslarının sadece kendi sanatlarında, kendilerini geçmesiyle sınırlı kalmasıydı. Sergilere zaman zaman ara verilse de sürekliliği hiç bozulmadan gelebilmiş bir oluşumdu.2007 de açtıkları sergideki açıklamaları amaçları ve oluşumlarını çok güzel özetliyor."Var olmak, ayakta kalmak, insanların değişik boyutlarda yaşadıklarını, yaşama tutunma isteklerini imliyor. Bu sanatçılarda istek ötesi bir yöneliş bir bakıma. Yaşantı içeriklerinin toplamı. Çalışıp didinmesinin yapıtlar üretmesinin nedenini böyle açıklayabiliriz belki. Ama acımasız koşulların anlamları değiştirdiği apaçık ortada. Hem birey olmak, ödün vermemek, hem uzaklara el atabilmek. Bu bir güç ve olanak birikimini zorunlu kılıyor. İz Grubu sanatçının yaşadığı açmazlara karşın var olmak. Kalabalık görünmesine karşın herkes tek başına. Yalnız ve kalabalık.
Adını iz bırakmaktan alan grup, 3-22 Mart ta Atatürk Kültür Merkezinde son sergilerini açtılar. Tüm grupta yıllara karşın yaratma isteği ve ilerleme hiç bitmemiş. Bunu tüm sanatçıların gözlerinde görmek mümkün. Kimse kimseye öykünmeden özgün yapıtların görsel şölenini yaratmışlardı. İzmir den çıkan, evrensel olmayı başaran, sanat adına söylenecek çok sözü olan bir grup.
2007 yılında 50. Köşk'ündeki sergi katalogunun önsözüne şöyle yazmış Bedri Karayağmurlar; .Şimdi grup üyeleri yine eskisi gibi, ilişkilerinde özgürlük içinde, kendi bildikleri yolda, bildikleri işleri üretiyorlar. 17 yıl içinde önemli yol alındı. Çalışmalarında şunu çok rahat söyleyebilirim. Grup olmasaydı da İz Grubu sanatçıları tek tek var oluşlarını gerçekleştirirlerdi. .Birlikte etkinlik yapmanın olanakları olduğu sürece, İz Grubu varlığını koruyacak. Çünkü herkes kendi yolunda, diğerlerinden bir şey beklemeden yürüyor. Zaman zaman aynı yolu paylaşmak bizim için keyifli.
Kuşkusuz sanat dünyasında daha çok oluşuma tanıklık edeceğiz. Kimi dayanışma adına, kimi bir kavram çerçevesinde olacak. Batıya göre çok kısa olan resim tarihimizi zenginleştirecekler. Ama onların yolunu açan D Grubunu, İz Grubunu ve nicelerini mutlaka hatırlayacaklar, tartışacaklar, öykünecekler.
Sonuçta bütün gruplar Türkiye'nin o yıllardaki koşulları, zorlukları ve gerekliliklerinden ortaya çıkıyor. Bir bakıma onları inceledikçe ülkemizi daha iyi algılayacak ve anlayacağız.

Kaynaklar
Yeni Asır gazetesi Eylül-1992
Sanat Çevresi dergisi no-159 1992-B.Karayağmurlar
Başak Sigorta -davetiye yazısı-2004-B.Karayağmurlar
"İz Düşümü" sergisi-50. yıl köşkü-davetiye yazısı-2007-B.Karayağmurlar
"İz Düşümü"sergisi- 50.yıl köşkü-katalog yazısı- 2007-B.Karayağmurlar
Desti sanat galerisi-sergi davetiyesi-2007
__________________
Dertler, bizde yaşarken; biz dertsizleri sevdik!..A.T.Ozan
DeLiCeSiNe isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 31-05-2009, 04:03 AM   #8 (permalink)
DüŞüNüR
 
DeLiCeSiNe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Bulunduğu yer: Alamanya
Yaş: 46
Mesajlar: 5,126
DeLiCeSiNe is just really niceDeLiCeSiNe is just really niceDeLiCeSiNe is just really niceDeLiCeSiNe is just really nice
Standart MASKESİZ RESİMLER


MASKESİZ RESİMLER
Küçücük bedenlerinin içinde kocaman yürekleriyle çok özel canlılardır çocuklar. Bizim onlara öğrettiğimiz kadar onlar da bize öğretirler. Bazen şartlar sonucu törpülenerek unuttuğumuz çocukluğumuzu, bazen olaylara saf, dolambaçsız ve net bakışlarını, koşulsuz sevgilerini.
Onların zengin hayal güçlerine imrenirim. Bizler büyüdükçe sanki fakirleşiyoruz bu anlamda. Dikkat edin, canlılığını, heyecanını kaybetmeyenler mutlaka içinde o küçük çocuğa yer verebilmiş olanlardır.
Sanatla çocuğun bağının algılayabildiğimizden de önemli olduğunu savunurum. Hem birey hem toplum hem geleceğimiz açısından. Bugün size bundan bahsetmek istiyorum.
``Görme konuşmadan önce gelişmişti. Çocuk konuşmadan önce bakıp tanımayı öğrenir`` der John Berger ``Görme Biçimleri``adlı kitabında. İlk çocukluk dönemindeki görsel algı zengin bir hayal gücüyle birleşir. Henüz kurallarla kısıtlanmamış çocuk beyni alabildiğine özgün, saf ve renklidir. Kendini ifade edebilmesi için en iyi araçtır resim. Bir ayna gibi o çocuğun hayallerini, mutluluklarını, kızgınlıklarını, görebilirsiniz çizimlerinde. Maskesiz resimlerdir bunlar. O yüzden çocuk resimlerini çok severim.
Çocuk resimlerinin algılanması ve yönlendirmesinde bilgi çok önemlidir. Çocuk, ailede kişiliğinin oluşması dönemini yaşar. Bilinçli ebeveynlerin gerekli alanı oluşturması, çok müdahale etmeden özgür bırakması temelin sağlam atılmasını sağlar. Bu noktada ailelere bazı bilgiler vermek istiyorum. Onlara ulaşmada bu bilgiler size rehber olabilir ve daha bilinçli yönlendirebilirsiniz. Çocuk resimlerinin dönemleri vardır ve yaşlarına göre yapabildikleri ve yapamadıkları. Eğer fazla zorlar ve ileri yaş bilgisi verirseniz çocuğun yaratıcılığı sınırlanır ve yetersizlik duygusu oluşur. 1 ile 4 yaş arası karalama dönemidir. Ilk başta anlamsız karalamalar, el göz koordinasyonu geliştikçe bir ad alır. İnsan figürleri bu dönem sonunda girer ama baştan çıkan eller ve ayaklar gibi basit resimlerdir.
Dört yedi yaş arası şematik öncesi dönemdir. Bu dönemde sıra izlemeden gelişi güzel çizilir resim. Bulutları mor, ağaçları pembe yapmak istiyorum dediğinde onları cesaretlendirin. Kendini ifade edebilecek her rengi özgürce kullansın. 7-9 yaş arası şematik dönemdir. Yer-hava-gök vardır ama derinlik yoktur. Röntgen filmi dediğimiz özellikleri vardır. Bu dönem perspektifi öğretmek için erkendir. Yapıldığında saf çocuk resminden çıkar ve yapamadıkça yetersizlik duygusu oluşup resme küsebilir.
9-12 yaş arası gerçekçi resim dediğimiz dönemdir. ışık ve gölge yoktur ama gerçekçi ve detaycı resimler görürüz. Ön - arka plan ve kompozisyon vardır. 12-14 yaşta görünürde doğalcılık dönemi oluşur. Artık orantı, boyut, derinlik vardır ve rengi iyi bir şekilde kullanır. M harfinden kuş, 26 sayısından tavşan, iki dağ arasından çıkan güneş gibi klişe figürlerden uzaklaştırılmalıdır. Eğri büğrü de olsa özgün bir kuşun oluşturulması çok daha yaratıcıdır. Resimlerinde figürleri koyarken kendisine yakın bir insan ve arasına bir obje- ağaç, sepet vs. koyduğu figür çocuğun yakın ve uzak hissettiği kişileri ifade edebilir. Örneğin bir arkadaşımızın çocuğu resmini bana göndermişti. Kendini, anne ve babasını normal büyüklüğünde ve yanyana göstermişti. Ve çocuğun ayağının hemen altında noktaya benzer ufacık, şekilsiz bir çizgi. O şekli sorduğumda yeni doğan kardeşi olduğunu söylemişti. Kardeş kıskançlığının çok belirgin bir işareti olan bu resim anne babaya rehber olmuş ve gerekli yaklaşımlarla bu dönemi daha kolay atlatmalarını sağlamıştı. Temel eğitimi ailede alan çocuk okul zamanı bilinçli öğretmenlerle sanatı severek ilerinin sanatseveri veya sanatçı adayı olur. Eğitim sistemimize gelince, resim müfredatının çok yaratıcı olduğunu düşünmüyorum. Ezbere dayanan sistemimiz sanatı da vurmuş durumda. Her sene tekrarlanan konular çocukları sınırlar. Tabi ki farklı teknikler, boyalar, renk bilgileri veriliyor. Ama bir atölye ortamında yaratıcılıkları serbest bırakılarak bilinçli yönlendirmeyle boyaya, çamura bulanıp yapacağı denemelerden alacağı haz aynı olabilir mi? Güzel Sanatlar lisesinin kurulması bir dönüm noktası ve çok da sevindirici. Orada yetişip, güzel sanatlar fakültesinde devam eden, zehir gibi genç ve yetenekli bir sanatçı kuşağı yetişiyor. Bütün bunlar suya atılan çakıl taşı gibi hare hare yayılıp, çocukluktan başlayarak geleceğin sanat dünyasını anlayan, geliştiren, izleyen, bilinçli ve kültürlü bireyler haline getirir. Ayrı bir açıdan bakacak olursak çocuklukta derslerde bunalan, kendini ifade edecek alan bulamayan çocuk patlama yaşar. Sonuçta ebeveynler çocuğun ruh durumunu ve hayallerini görüp rehber olacak bu aracı göz ardı etmemelidir. Onlar sizin en büyük sanat eseriniz, unutmayın. Anne babalar, çocuklarınıza resim yaptırın onların maskesiz resimlerinin keyfini çıkartın. Geleceğin aydınlık, çağdaş Türkiye'si için bir tuğla da siz koyun. Ne güzel söylemiş Bedri Rahmi Eyüboğlu;
. bazen ılık, bazen serin
ışıl ışıl yanıyor mavilerin
dilerim Allah'tan dert görmesin
iki kocaman çiçek gibi gözlerin
minicik ellerin.

Filiz Pelit
__________________
Dertler, bizde yaşarken; biz dertsizleri sevdik!..A.T.Ozan
DeLiCeSiNe isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 31-05-2009, 04:12 AM   #9 (permalink)
DüŞüNüR
 
DeLiCeSiNe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Bulunduğu yer: Alamanya
Yaş: 46
Mesajlar: 5,126
DeLiCeSiNe is just really niceDeLiCeSiNe is just really niceDeLiCeSiNe is just really niceDeLiCeSiNe is just really nice
Standart ELLER

ELLER
Elimdeki sanat dergisinin sayfalarını gelişigüzel çevirirken karşıma tanıdık bir portre çıktı.Albrecht Dürer e ait olan otoportre,doğrudan izleyiciye bakan yeşil gözleri,omuzlarına kadar inen dalgalı saçları,hafif kemikli düzgün burnu ve narin elleriyle etkileyici bir resimdir.Gözlerim ellerine takılınca yaşamın bize oynadığı oyunları ve anlık tercihlerin belirleyiciliğini düşündüm.Sonrasında sanat tarihinde bilinen bir olayı sizlerle paylaşmak istedim.
1471 yılındaNuremberg de doğan Albrecht Dürer ailesinin 18 çocuğundan biriydi.Kardeşlerden Albrecht ve Albert resim konusunda çok yetenekliydiler ama ailesinin maddi durumu eğitim görmelerini olanaksız kılıyordu.Sonunda iki kardeş karar verdiler.Aralarında kura çekecekler,kazanan sanat eğitimi almaya gidecek,kalan kardeş madende çalışıp onu okutacaktı.Kurayı Albrecht kazandı.Okulda çok başarılı oldu.Birincilikle mezun olup gelene kadar kardeşi madende çalışıp onu okuttu.Döndüğünde şerefine büyük bir davet verdiler.Masada Albrecht ayağa kalkıp kadehini kardeşine uzattı.''Şimdi sıra Albertte .Onun resim okuluna gitmesi için çalışmaktan onur duyacağım''dediğinde Albert üzgün bir ses tonuyla ''İmkansız sevgili kardeşim,seni okutabilmek için madende geçirdiğim yıllarda parmaklarım defalarca kırıldı.Değil kalem ve fırça tutmak,senin şerefine kaldırdığım şarap kadehini bile zor tutuyorum artık.''dediğinde Albrecht yıkıldı.Daha sonra (praying hands)''dua eden eller''diye bilinen tablosunu
yaptı.
Bu eller dua etmek için kavuşmuş,kemikli ve eğri parmaklarıyla ağabeyi Albert e aitti.Resimdeki teknik kusursuzluğun yanında öylesine bir yüceltme duygusu vardı ki sanat tarihinin şahaserleri arasına girdi.Bir kuradaki anlık seçim ve kardeşinin fedakarlığı olmasa belki sıradan bir insan olarak kalacak ve hiç bilinmeyecekti.Yada kardeşi Albert in şahaserlerini konuşuyor olacaktık.Albrecht belkide bu fedakarlığın yarattığı güçle veya duygusal borçla çalıştı,çalıştı.İlkleri denedi,araştırdı.Leonardo da Vinci den 19 yaş büyük olan ressam,kuyumcu olan babasından öğrendiği metal kazıma sanatını,görsel sanatların kazıma sanatı olan gravüre taşıdı.Yeni teknik asit oymayı ve kalıp yapmayı deneyen ilk sanatçılardan oldu.Zamanla Rönesansın Almanyadaki en büyük temsilcisi olarak kabul edildi.28 yaşındayken resmettiği 'eldivenli potre' sinde ellerinin ancak eldivenle korunacak kadar narin olduğu mesajını veriyordu belki,buruk bir şekilde kardeşini düşünerek.
Bu konuda Albrecht in tüm başarısına karşın, Albert in bana düşündürdükleri daha fazla..Çünkü etrafımızda aynı onun gibi ortaya çıkmadan göçen o kadar çok yetenek varki.Çeşitli etmenler onları engellemiş.Sağlık,şans,maddi yetersizlik.Peki bu döngüyü kırmak veya bir parça değiştirmek elimizde mi?Bu bir kader değil çünkü.Dünya hızla değişiyor.Sanata,eğitime verilen önem artıyor.Hatta toplum hareketleri haline gelebiliyor.Buna en iyi örnek ülkemizde 'kardelenler' projesi.Doğu anadolunun soğok ikliminde kar kalkmadan açan kış çiçekleridir kardelen.Burdan yola çıkarak Turkcell ve Çağdaş Yaşamı
Destekleme Derneğinin ortaklaşa destekledikleri bir proje oluşturdular.7 yıldır devam ediyor,Her yıl burs adedi artıyor,bu yıldan itibaren yılda 10.000 kardelen kızımıza burs verilecek.Sanatçılar ve medya bu girişime geniş destek veriyor.2000 yılından itibaren 18.400 öğrenciye burs verildi.7380 öğrenci liseden mezun oldu.1400 öğrenci liseyi kazandı.170 öğrenci üniversiteden mezun oldu.Unutmayalımki türkiyede hala eğitim görmeyen 480.000 kız çocuğu var.Peki biz destek için ne yapabiliriz.Örneğin Sezen Aksu nun kardelen albümünü veya Ayşe Kulin in kardelenler kitabını alabiliriz.Online işlem merkezinden bağış yapabiliriz.ÇYDD nin İşbankası Kuledibi şubesi 727270 nolu hesaba bağış yapabiliriz.
Sonrasında nadide bir çiçek gibi açan kardelen kızlarımız,ülkemizi hem bir adım öteye götürecekler hemde onların yetiştirdikleri bireylerle hare hare yayılan bir toplum hareketine dönüşecek.Çeşitli mesleklere sahip oldukları gibi, önemli sanatçılarda olabilecekler.Unutmayalım ki bir ülkeyi uluslararası platformda en iyi sanatı temsil eder ve onu uygar ülkeler sınıfına sokar.Heba olan,açmadan solan çiçekler yerine Dünyayı daha ileriye götüren yapı taşları olur.
Size binlerce kardelenlerimizden biri olan Gülbahar Zan in yazdığı mektupla veda edeceğim.Yaşayan mücadele eden umutlarımızı,yarınlarımızı daha iyi anlayabilmemiz için,
'Her kardelen gibi kışın tam ortasında,kar yığınlarının ortasında zorlukla açtım gözlerimi.Hayata merhaba dediğimde sesim bütün dağlarda yankılandı.Ve daha çocukken öğrendim hayatı.Hayat mücadele etmekti,azmetmekti ve başarmaktı.Bütün bu merdivenleri tırmanırken öyle zorluklar çıktı ki karşıma zamanla hepsinin üstesinden gelmeyi öğrendim.Yenildim ama düşmedim ,mücadele ettim...Tepede bir kardelen değil,dağın zirvesinde olmayı düşledim hep.Ama hayallerimle gerçekleri hiç karıştırmadım.Benim mücadelemin diğer çiçeklerden daha zor olduğunu bildiğim halde hiç yılmadım.Hep hedefim doğrultusunda hareket ettim.Çünkü zirveye çıktığımda diğer çiçeklerden farkım olacaktı.Kopartılmayacak ,hiç kimsenin ayakları altında ezilmeyecektim.Ulaşılmaz bir yerde olacaktım.Kimseden çekinmeden zirvedeki mutluluğu tadacak ve hiç korkmadan güneşe meydan okuyacaktım...Gerçekten kardelen olduğumu öğrendiğim gün kendimle o kadar gurur duydumki,hayatın olumlu yönleride varmış dedim içimden...Yapılan yardım değildi beni hayatta tutan.Sevgiydi,bana duyulan güvendi...Reklam filmini izlediğimde çok duygulandım ve ilk kez ağladım..Bu zorlu koşuda düşmeyeceğimi biliyorum.Çünkü ailem ve sevdiklerim hep arkamda.İnandığım şeylerden asla vazgeçmiyeceğim.Ben dağın zirvesindeki kardelen olucağım.Bir gün benim gibi olan bütün kardelenleri oraya davet edeceğim.Bu gün benim elimden tutanlardan biriside yarın ben olacağım.

Filiz Pelit
__________________
Dertler, bizde yaşarken; biz dertsizleri sevdik!..A.T.Ozan
DeLiCeSiNe isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 31-05-2009, 04:13 AM   #10 (permalink)
DüŞüNüR
 
DeLiCeSiNe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Bulunduğu yer: Alamanya
Yaş: 46
Mesajlar: 5,126
DeLiCeSiNe is just really niceDeLiCeSiNe is just really niceDeLiCeSiNe is just really niceDeLiCeSiNe is just really nice
Standart İZMİR'Lİ OLMAK

İZMİR'Lİ OLMAK

İstanbul'dan İzmir'e yerleştiğimizde beş yaşında küçük bir kızdım. İlk gözlemlediğim güneşin bile farklı parladığıydı.Bu muhteşem kentle o zamanlardan aramızda bir gönül bağı oluştu.Şimdi bile nereye gidersem gideyim dönüşümde o bildiğim yuvaya gelmenin güven duygusunu yaşarım.Beni ve insanlarını kendisine bu kadar derinden bağlamasının sebebi,kültürel çeşitliliği ve yaşanmışlıklarının her köşede karşımıza çıkması balkide.
1907 yılında Nesim Levi beyin yaptırdığı tarihi Asansördeki sokakta, sakız evlerindeki yaşanmışlıkları duyumsarım. Konak ta Saat Kulesinin önünden geçerken,1901 yılında 2.wilhelm in hediye ettiği saati takan ustaların çalışmalarını görür gibi olurum.Kadifekale den İzmir e bakarken Büyük İskender'in gördüğü ilahi bir rüyayla burada ikinci kez hayat bulan kentimizi düşlerim.
İzmir'in tarihinin 8000 yıl öncesine dayandığı Yeşilova höyüğünde bulunan eserlerle kanıtlandı.Bu tarih katman katman gelişerek dahada zenginleştirdi kenti.Söylencelerde anlatılan smyrna 'nın sahipleri Amazonlar kenti bu denli özgür ve çağdaş kılmıştır belki kimbilir?Şimdilerde İzmir Türkiye'den neden farklı,nasıl böyle öncü ve çağdaş bir kent olabiliyor diye soranlara cevap bu zengin tarihte gizli.
Bu kültür sanatçılar için çok önemli ve beslenmelerinde çok derin bir alt yapı oluşturuyor.Çıkan eserlere baktığımızda izlerini mutlaka görürsünüz.Bazen antik bir yapı,Osmanlı motifi,ehlikeyf,görmüş geçirmiş bir figür,kordondaki denizin coşkusu,güneşin ışığı.Başka şehirlerden gelen sanatçılarda Kordon'da rakı ,balıkla bohem ruhlarını doyurur,sohbetlerle çoğalırlar.Fikir dağarcıklarınada bir parça İzmir doldurup giderler.İleride bir romanda,müzikte,resimde karşımıza çıkacağını bilerek.
Bu durumda kentin sanattada çok üst düzeyde bir merkez olması gerekirdi.Ama bugüne dek bunu söyleyemiyorduk.İstanbul ve Ankara bizden bir adım öndeydi.İzmir'li sanatçılar lokal olmamak ve kendilerini kanıtlamak için oralarda sergi açmak zorundaydılar.Artık İzmirde de güzel şeyler oluyor.ard arda açılan sergiler,sanat fuarları ve bienallerle ciddi bir başarı ivmesi yakalamış durumda.Yapılan kataloglar ve büyük şirketlerin sponsorluğuda çok olumlu işaretler.
80'li yıllarda Buca Egitim Fakültesi resim bölümünde öğrenciyken,sergilere ilgi,insanların bilinç düzeyi çok farklıydı.Ressam olmak bir meslek olarak bile zor görülüyordu.Kolleksiyonerler henüz tam oluşmamıştı.Şimdi o günlere baktığımda aldığımız yolu daha iyi anlıyorum.
Sürekli sergileri gezmenin öğrenciler,sanatseverler , sanatçılar için görsel bir zenginlik ve tecrübe olacağını düşünüyorum.Bu anlamda S.Yaşar Sanat Galerisi hem müzesi hem sergi salonuyla belli bir kalitenin üzerinde.Eski bir rum evinin restore edilmesiyle 2.Kordonda 1985 yılında kurulan yapı çok önemli bir açığı kapatıyor.Birinci katındaki DYO resim yarışmasında ödül almış yapıtların sergilendiği salonu mutlaka gezmenizi öneririm.Çağdaş sanatçıların görsel ziyafetini kaçırmayın.Diğer önemli yapı Resim veHeykel Müzesi.1973 yılında Turgut Pura'nın çabalarıyla müzeye dönüştürüldü.2002 yılında Kültürparktaki mekanına taşındı.Müzede 403 adet eser(342 resim,25 adet heykel,12 adet seramik,24 adet baskıresim)bulunmakta.Tanzimat dönemi sanatçıları Şeker Ahmet Paşa,Süleyman Seyit ve en eski kadın ressamlarından Müfide Kadrinin eserlerinde Osmanlı izlerini görebilirsiniz.1914 kuşağı ressamları İbrahim Çallı,Hikmet Onat,Sami Yetik gibi sanatçılar galerinin diğer köşesinde.Cumhuriyet dönemi ressamlarından Şeref Akdik,Nurullah Berk,Mahmut Cuda 'nın yanı sıra Dgurubu sanatçılarından Cemal Tollu,Halil Dikmen,Bedri Rahmi Eyüboğlu'nu izleyebilirsiniz.Günümüz sanatçılarından Şeref Bigalı,Cavit Atmaca,Mehmet Tüzüm Kızılcan gibi isimler sergiyi tamamlıyor.Bu kadar yakınımızdaki hazinelerin seyircileri hak ettiği kadar değil.Azınlıklara saygılı,yüksek kültür düzeyiyle,toplum hareketleriyle,kent bilinciyle yüz akı İzmir'imizin bize sunduğu terihi zenginliği ve sanatı doyasıya yaşamanız dileğiyle.iyi seyirler diliyorum.



Filiz Pelit
__________________
Dertler, bizde yaşarken; biz dertsizleri sevdik!..A.T.Ozan
DeLiCeSiNe isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Etiketler
filiz, pelit, resim, üzerine, yazilar

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Forum Şartları


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 07:34 AM.


Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.2
aBSHeLL
Protected by CBACK.de CrackerTracker
Abshell-AileVadisi

Linkler

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314