AiLeVaDiSi FoRuM  

Go Back   AiLeVaDiSi FoRuM > GeneL Forum > Genel

Genel Buradaki forum konularına uymayan her tür mesajınız için buraya yazın

 

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 29-02-2008, 10:35 AM   #1 (permalink)
BeRLiNDeN
Guest
Avatar Yok
AileVadisi.NeT
Konular :
Mesajlar: n/a
İletisim :
Standart Türkiye'de Psikolojinin Tarihçesi


http://www.ailevadisi.net
Türkiye'de Psikolojinin Tarihçesi





İstanbul Üniversitesinden Bir Görünüm




Türkiye'de psikolojinin tarihini 15.yy da Sultan 2. Mehmed döneminde kurulan akıl hastanesine dayandırabiliriz. Bu hastenede, akıl hastalığının diğer hastalıklar gibi olduğundan yola çıkarak hastaları müzikle ve sporla tedavi yoluna gidilmiştir. Bugünkü anlamda psikoloji çalışmalarına ise 1915 yılında, İstanbul Üniversitesi'ni yenileştirme planı çerçevesinde Almanya'dan davet edilen pröfesörlerin eğitim vermek üzere İstanbul'a gelmeleriyle başlanmıştır.Pröfesör Anschütz İ.Ü'de kurulan Psikoloji Kürsüsünün başına getirilmiş ve burada Almanya'da olduğu üzere psikoloji deneysel bir bilim olarak ele alınmıştır. Aynı yıl, alanında ilk olan, çocuk psikolojisi üzerine bir kitap yayımlanmış ve Binet-Simon Zeka Testi türkçeye çevrilmiştir. 1. Dünya Savaşı sonunda İstanbul işgal edilince, İ.Ü'de bulunan yabancı pröfesörler de ülkelerine geri döndüler. Psikoloji Kürsüsünün başına, Jean Jacques Rousseau Enstitüsünde eğitimini tamamlamış olan Şekip Tunç getirildi. Şekip Tunç psikolojinin deneysel alanından çok eğitim yönüyle uğraşmış, kitaplar ve makaleler yazmış, Freud ve James gibi önemli isimlerden çeviriler yapmış, günlük gazetelere psikoloji üzerine yazılar yazarak psikolojinin daha çok bilinir olmasına hizmet etmiştir.

1933'de İ.Ü. yeniden yapılanmaya gitmiş, bunda Nazi Almanyası'ndan kaçarak Türkiye'ye gelmiş bilim adamlarının rolü büyük olmuştur.Bu dönemde 103 yabancı profesör Türkiye'de çeşitli görevlere getirilmişlerdir.Hemen hepsi alanlarında öncü olan bu isimler İstanbul Üniversitesi'ne en parlak 15 yılını yaşatmışlardır.

1936 yılında Prof. Wilhelm Peters, Deneysel Psikoloji Kürsüsünün başına geçirilmek üzere davet edilmiş ve 1937'de bu kürsünün başına geçmiştir. Prof. Peters Deneysel Psikoloji Kürsüsünü, Pedagoji Enstitüsünden ayırmak için çalışmalar yaptı. Bu dönemde psikoloji kütüphanesi ve laboratuvarı kuruldu.

Aynı yıl Ankara Üniversitesi ve bu üniversitede bir de psikoloji kürsüsü kuruldu. Felsefe Enstitüsü'nün altında psikoloji ve felsefe kürsülerinin başında Prof. Pratt ve Muzaffer Sherif bulunuyorlardı.

1953 yılında İ.Ü'nden emekli olan Prof. Peters'in yerini asistanlığını da yapmış olan Prof. Mümtaz Turhan aldı. Prof. Turhan yurt dışından misafir öğretim görevlileri çağırmış ve asistanlarının da yurt dışında eğitim görmelerini sağlayarak, verilen eğitimin kalitesini arttırmaya çalışmıştır.

Aynı yıl Deneysel Psikoloji Kürsüsü'nden ayrılan Genel Psikoloji Kürsüsünün başında Prof. S. Esat Siyavuşoğlu bulunuyordu. Siyavuşoğlu'nun Rorshach testinin türkçeleştirilmesi, Şişli psikoteknik laboratuvarının ve kriminoloji enstitüsünün kurulmasında katkıları olmuştur. Yukarıda sözü geçen iki kürsü 1983 yılında YÖK kararı ile tekrar birleştirilmişlerdir.

1953 yılında Eğitim Bakanlığı Test ve Araştırma bürosu kurulmuş burada yabancı dillerdeki testlerin çeviri ve adaptasyonlarının yapılması planlanmıştır.

60'lı yıllar ve devamında Türkiye Üniversitelerinin sayısındaki artış ile 1987 yılına gelindiğinde psikoloji lisans eğitimi veren üniversitelerin senede aldıklar öğrenci sayısı 800'e ulaşmıştır. 70'li yıllar itibarı ile ülkemizde, diğer alanlarda olduğu gibi, psikoloji alanına ilişkin kitapların, araştırmaların sayısında bir artış olmuştur.



------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Türkiye'de 'psikolog' tanımı ve eğitimi bağlamında genel ve uzmanlığa ilişkin standartlar 1978'den itibaren tartışılmaya başlandı. 1980'de gerçekleştirilen 1. Yöresel Psikooji Sempozyumunda, çocuk yurtları, hastaneler, ıslahevleri, kreş ve gündüz bakımevleri gibi kurumlarda çalışan psikologların; görev tanımı, mesleki bilgi ve yeterlik açılarından dile getirdikleri sorunlar (Güçray, 1980; Kakçıoğlu, 1980; Öktem, 1980; Satılmış, 1980; Şentaş, 1980; Yazgan, 1980) ele alınmış, psikologların uzmanlık ve eğitim standartlarıyla ilgili çalışmaların üniversitelerde oluşturulacak komitelerce yürütülmesi gerektiği ileri sürülmüş (Şahin,1980; Uçman, 1980) ve daha önce Öztürk'ün de (1979) değindiği çizgide iki yıllık bir temel eğitimden sonra uygulamaya yönelmek isteyenler için iki yıllık bir eğitim, staj ve yaz programı düzenleme fikirleri ortaya atılmıştır (Kuzgun, 1980; Uçman, 1980). Ancak, o tarihten bugüne kadar devam edegelen tartışmalarda psikoloji bölümlerinde uygulanan mevcut lisans programının uzmanlık yönünden yeterli sayılamayacağı vurgulanmıştır (Öztürk, 1979; Le Compte, 1980; Öner, 1980; 1982; Savaşır, 1980; Yazgan, 1980; Türk psikologlar Derneği Bülteni, 1993). Yukarıda değinilen tartışmaların ardından, Psikologlar Derneğinin çabalarıyla 1988'de psikoloji mesleğinin tanımına yasal nitelik kazandırma girişimleri, 1993'de yeniden canlanmış ve psikolog tanımı Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Sağlık Komisyonunun gündemine alınmıştır. Meslek Yasa teklifinde Sağlık Yasası kapsamında incelenecek olan klinik psikolog görev ve yetkilerinin yanısıra, diğer psikoloji dallarında uzmanlaşan psikologların görev ve yetki tanımları da ele alınmaktadır. Psikoloji mesleğine ilişkin uzmanlık ve eğitim standartlarınadayanan yasa önerisi, hem psikolojinin alt dallarının neler olduğunu hem de bu dalların, ilgili diğer meslek alanlarından farklarını netleştirirken, psikoloji alanının kendi sınırlarının tanımlanması sonucu etik standartlara bağlı mesleki denetimin de gerçekleştirilmesini mümkün kılacaktır.

Psikoloji mesleği tanımlanmaya çalışılırken bazı sorunlarla karşılaşılmıştır. Bunlardan en başta gelen birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de yaşanan meslekler arası tanım çatışması ve rekabettir. Psikologlar, psikiyatristler, eğitimciler, psikolojik danışma ve rehberlik hizmetlerini yürütenler arasında genel ve uzmanlık standartlarına ilişkin mesleki tanım sorunları mevcuttur (Baymur, 1980; Kakçıoğlu, 1980; Kuzgun, 1980; Öktem, 1980; Öner, 1980; Özer, 1980; Pamir, 1980; Savaşır, 1980; Uçman, 1980, Urcan, 1980). Anılan sorunlar, 1978'den itibaren Türkiye'deki psikoloji mesleği açısından tartışılmaya başlanmıştır. Bu tarihte psikologların, klinik, sosyal va gelişim dallarındaki görev ve sorumlulukları belirtilmiş, ayrıca çocuk yuvaları, özel eğitim kurumları, huzur evleri gibi kurumlarda çalışabilecekleri vurgulanmıştır. Bunun yanısıra Adalet Bakanlığına bağlı kurumlarda çalışan psikologların görev ve yetkileri tanıtılmıştır (Le Compte, 1978). Ancak bu saptamalar, uzmanlık tanımında gerekli eğitim standartlarına değinilmediği gerekçesiyle eleştirilmiştir (Öztürk, 1979). Bundan sonra yer alan okul, klinik ve endüstri psikoloğu tanımlarında ise eğitime ilişkin gerekli koşulların da belirtildiği görülmektedir (Öner, 1979; Savaşır, 1979; Toker, 1979).

Psikolojide eğitim standartlarına geldiğimizde ise APA VE EFPPA'NIN standartlarına uyum sorunları ve 4 yıllık lisans diploması aldıktan sonra alanda çalışan psikologların yeterlilikleri konusundaki sorunlar görülmektedir. APA ve EFPPA'nın standartlarına uyum konusunda çok çeşitli görüşler öne sürülmüş fakata halen bir değişime gidilmemiştir. Dört yıllık lisans diploması aldıktan sonra alanda çalışan psikologların yeterlilikleriyle ilgili olan sorun ise dikkate alınmış, 1. Yöresel Psikoloji Sempozyumunda hizmet içi eğitimin geliştirilmesi hedefinin (gençtan, 1980; Kuzgun, 1980; Şahin, 1980; Uçman, 1980; Yazgan, 1980), yasada yer alması, bu konuya verilen önemi göstermiştir. Öte yandan, farkklı uygulama dallarındaki psikologların kendilerine yakın mesleklerdeki uygulayıcılarla yaşadıkları mesleki ilişkileri ve eğitime ilişkin belirsizliklerden de söz edilebilir. Örneğin , klinik psikologlarıbn eğitiminin psikiyatristler tarafından mı, psikologlar tarafından mı yapılacağı konusu yine 80' li yıllarda tartışma konusu olmuştur. Gençtan (1980), klinik psikoloğun terapi yapabilmesi için uzmanlık eğitimi sırasında bir psikiyatristin denetiminde çalışmasının gerektiğini ileri sürerken, Topçu (1979), Savaşır (1980), Topçu ve Kuzgun (1980) ve Özer (1982), psikologların eğitiminin ancak psikologlar tarafından mümkün olacağını vurgulamışlardır.


ALINTI
( Hazırlayanlar: Hakan Burçoğlu, Burçin Öğrenir )
  Alıntı ile Cevapla
Reklamlar Bağışlanmaktadır
Alt 29-02-2008, 11:23 AM   #2 (permalink)
BeRLiNDeN
Guest
Avatar Yok
AileVadisi.NeT
Konular :
Mesajlar: n/a
İletisim :
Standart


http://www.ailevadisi.net
Psikolog Doktor Ferhunde Öktem,
Hacettepe Üniversitesi Çocuk ve Ruh Sağlığı Anabilim Dalı


Röportajı yapanlar: Metin Özdemir, Meryem Esma Dağlı


İlk olarak çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

Master'a başladığımda Gülhane Askeri Tıp Akademisi Psikiyatri Kliniği'nde çalışmaya başladım. Burada ki deneyimlerimden çok fazla şey öğrendim. İlk klinik uygulamalarımı burada yaptım ve daha sonra GATA Türkiye'nin en zengin testlerinin olduğu bir yer haline geldi. Orada çalışırken arkadaşlarımla birlikte kongrelere götürdüğümüz araştırmalarla gurur duyuyorduk. Tüm bunları Psikoloji alanına ciddi katkılar olarak değerlendiriyorum. Daha sonra Hacettpe Üniversitesi Psikiyatri Kliniğinde çalışmaya başladım. GATA'da edindiğim tecrübelerin burada da çok olumlu etkilerinin olğunu düşünüyorum. Dış temaslarla da insanlar neler yaptığımızı ve katkılarımızın ne olacağını biliyorlardı.

Özellikle klinik uygulamalar dışında yapılan çalışmaların da alana önemli katkılarının olduğuna inanıyorum. İlk olarak özürlü çocuklar zamanımızın çok önemli bir kısmını alıyor. Ailelerin bu konuda yakınmaları destek çalışmalarıyla, derneklerin katkılarıyla ve çeşitli yönlendirmelerle olumlu bir yöne çekilmeye çalışılıyor. İkinci olarak, korunmaya muhtaç çocuklar ve karşılaştıkları zorluklara yönelik uygulamalar yapılıyor. Üçüncü olarak adalet psikolojisi alanında, suçlu çocuklarla ciddi çalışmalar yürütülüyor. Son olarak da cinsel ve fiziksel tacize uğramış çocuklarla ilgili olarak çalışmalar sürdürülüyor. Şimdiye kadar bu alanlarda yapılan, sağlıklı olmayan çalışmalar klinik psikoloji sayesinde daha iyi bir duruma geldi. Bununla beraber, sağlıklı çocukların korunması ve bilinçli ailelerin oluşması açısından da medya kuruluşlarıyla, özelliklede TRT ile ortak çalışmalarımız var.

Yine son zamanlarda deprem ile ilgili, Türk Psikologlar Derneği ile birlikte yaptığımız çalışmaların da çok önemli kilometre taşları olduğunu düşünüyorum.

Trafik psikolojisi ve madde bağımlılığı gibi konularda da çalışıyorum ve bilimsel danışma üst kurulunun belirlediği, çocuk psikiyatrisi alanın tek psikolog üyeyim.

Türk Psikologlar Derneği çok önemli bir yer tutuyor ve ben derneğin bir numaralı kurucu üyesiyim.


Genel olarak psikolojinin dününü ve bugününü karşılaştırdığınızda neler söyleyebilirsiniz?

Ben işe başladığımda hocalarıma göre daha kolay bir ortamdaydım. Bizler geldiğimizde tohumlar ekilmişti. . Kuruluş aşamasında emek daha fazla ama göstergesi daha azdır. Alana girdiğimde tabi daha hazır bir ortamla karşılaştığımı söyleyebilirim. Çok şanslıyım çünkü çok güzel hocalardan ders aldım: İffet Dinç, Işık Savaşır, Bozkurt Güvenç, Hüsnü Arıcı ve anlatınları çok iyi benimsedim ve içime sindirdim. Bu hocaların dersleri hala aklımda. Her şey çok keyifliydi. Böyle iyi hocaların varlığının bilinmesi insana büyük bir güven veriyor. Sayelerinde psikoloji çok iyi yerlere geldi. Bütün mesleklere ilgi azalabilir ama psilojiye olan ilgi azalmayacak hatta ilerideki günlerde ilgi daha da artacaktır.


Kamusal alandaki gelişmelerden halkın bakış açısı, psikiyatristler ile olan ilişkilerden bahseder misiniz?

Psikologların henüz bir çalışma yasası, bazı nedenlerden dolayı yok. Psikologların alanları çok fazla olduğu için yasa hazırlanması zorlaşıyor. Belki toplu bir halde psikolog tanımı yapmak ve yasa hazırlamak zor. Sağlık Bakanlığı işin sadece klinik yönü ile ilgileniyor, diğer alanlarla ilgilenmiyor. Mesela endüstri alanını ile Çalışma Baklanlığının ilgili olduğunu söylüyor. Bir bütün olarak yasa çıkamıyor. Yasa olmadığı zaman uygulamaya geçmek da zor oluyor. Çalışma koşulları, yasa olmadığından dolayı sağlıklı değil. Örneğin ben 1200 TL maaş alırken 5000 TL ye test uygulayan bir grup psikolog il il dolaşıp, zeka testleri yapıyorlar ve çocuklara bir diploma veriyorlardı. Bunu ancak çocuklar başarısız olupta anneler bize başrunca farkettik ve ben bir yasamız olmadığı için, bunlarla ancak vergi yasası vasıtasıyla savaşabildim.

Mesleki rakabetten dolayı Psikiyatristler ile ilişkiler sağlıklı olamıyor. Yanlış iletişimler ve inanışlar var. oysa alanlar farklı ve yapılacak o kadar çok iş varki 24 saat, tüm mezunlar çalışsak gene de bir sürü iş kalacaktır. Aralarındaki çatışma insanlığa zararlıdır. Çünkü insanlar bu alanda ulaşmaları gerektiği sağlıklı konuma ulaşamıyorlar. Oysa herkesin ayrı işler yapabileceği ortak bir alan oluşturulmalıdır. Beraberlik kavramı iyi değerlendirilmeli ve herkes birbirine destek olmalıdır. Eğitimciler ile yaşanan çatışmalar da herkesin nerede çalışması gerektiğinin bilinmesiyle çözülebilir.


Klinik psikoloji alanında ne gibi gelişmeler oldu, anlatır mısınız?

Dışarıdaki gelişmeler ile bağlantılıdır. Bunlar ekonomiden, eğitime kadar çeşitlenebilir. Psikologlar giderek daha bilinçleniyorlar, mesela iki dil biliyorlar.

Çok şikayet ediyoruz ama bu şikayetlerin sadece bir parça doğruluk payı var, geri kısmı ise güzel.

Stajın mutlaka yapılması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü alanı değişik ortamlarda, eğitim sürecinde tanımalıyız. Böylece daha bilinçli olarak bir alana yöneliriz. Örneğin sosyal çalışmacılar 3. ve 4.sınıflarda alana çıktıklarıiçin, onları bizlerden daha şanslı olarak görüyorum. Kişi mastır sırasında neyi istediğini anlayınca bırakıp gidiyor ve o zamanda yazık oluyor. Bu benim zamanımdan beri böyle.


Psikoloji öğrencilerini karşılaştırdığınızda, şimdi ve geçmiş arasında ne gibi farklar gözlemliyorsunuz?

Öğrencilerin seçme şansları arttı. Alanlar çoğaldıkça , öğrenciler kendilerine uygun alanı seçme imkanı buldular. Ayrıca yabancı dil bizim açımızdan çok gerekli.


Toplumun bakış açısı nasıl değişti?

Çok olumlu yönde değişti. İnsanlar kendilerini daha iyi hissetmek, birşeyleri paylaşmak için bile psikoloğa gelebiliyorlar. İnsanlar sadece hastalık için gelmiyorlar ve paylaşıma hazır, ne istediklerini bilerek geliyorlar. Türkiyenin dört bir yanından talep var ve biz bunları karşılayamıyoruz.


Bu gelişmelerde neler etkili sizce?

İnsanlar olumlu sonuçları görüyorlar ve psikoloğun ne işe yaradığını anlıyorlar. Ayrıca TV ve okullar ile işbirliği çok önemli.


Herkes psiloloğa gitmeli mi? Ve çok bağımlı olmanın zararları var mı?

Psikolog meslekte iyi ise ve istismar yoksa tabi bir zararı yok. Çünkü insanlar tek bir görüşme ile bile problemlerine çözüm yolları bulabiliyorlar. Eğer psikolog, gelen insanları kendine bağımlı kılmaya çalırsa, orada istismar başlıyor.


Son olarak söylemek istediğiniz birşeyler var mı?

Eskiden çok ciddi varoluş mücadeleleri yaşadık. Bu mesleğin varoluş mücadelesiydi. Çünkü başlangıçta GATA'da bize 'hiçbir şeye dokunmayın, yeterki ayak altında dolaşmayın' denirken ve biz hiç bir şey yapamazken, daha sonra bizim imzamız olmadan raporlar onaylanmıyordu. O zamandan bu zamana psikologların yapacağı işler daha belirginleşti. Yokluk edebiyatı ile değil de, 'ben varedebilirim' bakış açısıyla yaklaşılırsa birşeyler yapılabilir. Zaten bir bilimin yerleşmesi açısından 50-60 yıl kısa bir süre.


Bize bir anınızı anlatır mısınız?

Bir gün, otistik bir çocuğa sahip bir anne büyük bir suçluluk duygusuyla geldi. Kadın babasının ölümü sonrasında, çocuğuyla fazla ilgilenemediğini ve bunlardan dolayı çocuğunun otistik olduğunu düşünüyordu. Bir süre konuştuktan, ağladıktan sonra kadın dışarı çıktığında 'o ne has kadındı öyle, o konuştu ben ağladım, ben konuştum ben ağladım, çocukta otistikmiş, nasıl olsa iyileşir' demesi ve kapıdan çıkarken son bir kez bakışı, inanılmaz güzel birşeydi benim için.
  Alıntı ile Cevapla
Alt 29-02-2008, 11:24 AM   #3 (permalink)
BeRLiNDeN
Guest
Avatar Yok
AileVadisi.NeT
Konular :
Mesajlar: n/a
İletisim :
Standart


http://www.ailevadisi.net
Haluk Özbay, Psikiyatrist


Röportajı yapanlar: Meryem Esma Dağlı, Çiğdem Sağır

Psikiyatrinin dünü ve bugününü kısaca karşılaştırabilir misiniz?

Psikiyatrinin gelişimi 1950'lerden sonra psikotik ilaçların bulunması ile hız kazanmıştır. Tedavi etkinliği artarken psikiyatrinin çalışma mekanları da değişti. Örneğin, daha önceleri akıl hastalıkları hastaneleri sürekli ayrı merkezler olarak düşünülürken, normal hastaneler bünyesinde psikiyatri servisleri kurulmuş ve bu servisler hastanelerin bir parçası olmuştur.


Psikiyatristler ve psikologlar birlikte çalışmalı mı? Avantajı, dezavantajı nedir bunun?

Psikiyatristlerin psikolog ve sosyal çalışmacı gibi uzmanlarla ekip çalışması yapması oldukça avantajlıdır. Her şeyden önce haftaya farklı açılardan bakılması, aynı hastanın probleminin farklı uzmanlık alanlarına göre değerlendirilmesi mümkündür.

Psikolog ile çalışmak, eğer yeterli eğitimi almış ve yeterli donanıma sahipse, oldukça iyidir.


Psikologlar ile psikiyatristler arasında bir sorun olduğundan bahsedilir çeşitli yerlerde? Sizce böyle bir sorun var mı?

Türkiye'de psikologlar ile psikiyatristler arasından ciddi bir sorun olduğu söylenemez. Birlikte çalışmaları faydalı olur. İlaç yazma konusu var mesela. Bu farklı bir durum. Kanuna göre sağlık uzmanları belirlenmiş. Hemşire, eczacı da ilaç yazamıyor. Ancak tıp doktoru bu işi için 6 yıl, ihtisas için de 4 yıl eğitim görüyor; reçetesini de yazıyor. İlaç yazmak isteyen bu eğitimi almalı; sonra istediği gibi yazsın. Kanun böyle ise bu sorun olmamalı. Her meslek alanı kendi görevin,, yetki alanını bilmeli ve ona göre çalışmalı. Psikologların meslek yasası çıkacaktı, odaları olacaktı ancak psikolojik danışmanlık-rehberlik uzmanları engelledi yasanın çıkmasını. Psikiyatristler engellemedi. Psikologların PDR uzmanları ile sorunu daha çok. Kimin alanı ne, yasa olmadığı için bilinmiyor.

Psikolog olmak için lisans eğitimi yeterli olmuyor. Eğitimleri süresice sistemi, hastaneyi, çalışma koşullarını tanıyamıyorlar. Oysa tıp öğrencileri belli bir dönem sonra sürekli hastaneler içinde bulunuyorlar. Doktorlar ile psikologlar arasında belki de en önemli fark bu sistemi tanımak problemidir. Doktorların sosyal ilişkileri, birbirlerine hitapları, ast-üst ilişkisinin varlığı gibi durumlar psikologlara yabancı geliyor ve hastanede doktorlarla çalışmaya başladıklarında problemler yaşayabiliyorlar. Ancak bunlar ortama uyum sağladıktan sonra gözlenmiyor. Psikolog, hastanede çalışmak istiyorsa, sisteme uymalı, kendi yetkinliğini ispat etmeli.


Psikiyatrinin veya psikolojinin gelişmesi ne gibi unsurlara bağlı? Bir gelişme varsa alanda değerlendirebilir misiniz?
Psikolojinin, psikiyatrinin önemi zaman geçtikçe, ihtiyaçlar değiştikçe anlaşılıyor. İnsanların öncelikleri zamanla değişiyor ve hayatta daha mutlu, stressiz, huzurlu yaşama isteği öncelik kazanıyor. Bu durumda bizim mesleğimiz etkinlik kazanıyor ve talep edilir hale geliyor.

Bir alanın gelişmesi için tanıtım şart. Psikiyatristler sıklıkla toplantılar düzenliyorlar, çeşitli etkinliklerde toplanıyorlar, televizyon programlarında konuk oluyorlar. Bu da mesleğin ve bu uzmanlık alanının ne işe yaradığının öğrenilmesine neden oluyor. Artık sabah programlarının konukları psikiyatristler, psikologlar oluyorsa bu talebin olduğunu gösterir. Bu talebi iyi değerlendirmek gerekli. Psikiyatristler bu fırsatları daha iyi değerlendiriyorlar.
  Alıntı ile Cevapla
Alt 29-02-2008, 12:48 PM   #4 (permalink)
BeRLiNDeN
Guest
Avatar Yok
AileVadisi.NeT
Konular :
Mesajlar: n/a
İletisim :
Standart


http://www.ailevadisi.net
Prof. Dr. Nail Şahin,
Orta Doğu Teknik Üniversitesi


Röportajı yapanlar: Metin Özdemir, Çiğdem Sağır

Sizin öğrencilik yıllarınız veya alana girdiğiniz dönem ile bugün psikolojinin içinde bulunduğu durumu karşılaştırabilir misiniz?

Öğrencilik yıllarımda, 60'lı yıllarda, da psikoloji ile çok ilgili öğrenciler vardı. Zaman zaman bir araya gelir psikolojinin durumunu, neler yapabileceğini, üstlenmesi gereken rolü, gelişmesi için neler gerektiğini vs. konuşur, bazı sonuçlara varmaya çalışırdık. Birkaç arkadaş bir araya gelip psikoloji ve psikologlar hakkında insanların neler bildiğini, düşündüğünü öğrenmeye çalıştığımız zamanlar da oldu. Ancak psikoloji, psikolog kimdir dediğimizde insanlardan aldığımız yanıt "haa…" gibi cevaplar oluyordu. Kimse psikolojiyi, ne işe yaradığını bilmiyordu. O vakitler "asabiye mütehassısları", şimdiki adıyla psikiyatristler tanıyordu. Daha sonraları bu durum değişti. Psikoloji eğitimi veren üniversite sayısı arttı. Şehirler büyüdükçe sağlık hizmetlerinin çeşitliliği arttı ve psikologlara ihtiyaç duyulmaya başlandı. Bu süreç içinde de psikoloji ve psikologlar tanınmaya başladı.


Halbuki psikoloji eğitimi ülkemize ilk olarak 1915'de İstanbul Üniversitesi'nde başlamıştı. Geç kalmış bir gelişme yaşamış olunmuyor mu?

Psikoloji, esasen Türkiye'de Avrupa ile eşdeğer zamanda fark edilmiştir. Tanzimat döneminde aydınların toplumu, kültürü değiştirme arzuları onların psikolojiye başvurmalarını gerekli kıldı. O dönemde yazılan pek çok psikoloji kitabını çevirdiler. Bunlar çok değerli gelişmeler. Ancak şimdi eski yazıyı bilen olmadığı için kullanılmıyor.

İstanbul Üniversitesi'nde başlayan psikoloji eğitimi felsefenin içinde verildi bildiğim kadarı ile. Zaten küçük bir zümrenin entelektüel merakıydı ve Avrupa menşeli deneysel psikoloji, Wundt ekolü gelmişti o zamanlar. Bu önemli bir başlangıç, ama çok da değil. Gazi Eğitim Enstitüsü kurulunca ciddi psikoloji eğitimi başlar ülkemizde. Muzaffer Şerif de ilk orada derslerini vermiştir, 40'lı yıllar bunlar. O dönemlerde hala üniversitede psikoloji. Daha sonra alandaki ihtiyaçlarla psikologların iş bulması kolay hae geldi ve kendi işleri ile ilgilenmeye başladılar.

Derneği kurduğumuz yıllarda tek tek alanda çalışan psikologları bulduk, onların sorunları dinledik. Gördüm ki o zamanlar da aslında bir hayli psikolog istihdam edilmiş çeşitli kurumlarda. Ancak yaptıkları iş ya psikoloji ile doğrudan alakalı değil veya psikolog kadrosunda çalışmıyorlar. İstanbul'da, örneğin 14 yıldır bir hastanede çalışan bir bayan psikologla görüşmüştüm (1974-75 gibi). Yani sağlık kurumlarımıza 1960 da psikologlar girmiş. Ancak maaşlarını yardım sağlık görevlileri kadrosundan, hemşire, laborant gibi, alıyorlar. Kendileri var ama isimleri psikolog değil.


Bu yavaş gelişimin nedenleri neler olabilir sizce?

Her şeyden önce meslek bilinci ve örgütlü çalışma çok önemli. Dernek örgütlü çalışma süreci için çok önemli bir adımdı. Ancak bu haline çok zor şartlarda geldi. Maalesef psikologlar psikolojinin bugünkü durumundan suçlular. Bir araya gelip, ortak hareket etme, alana yatırım yapma gibi şeyler sık rastlanılan şeyler değil. Halbuki yapılacak işin çok kaynağın ise az olduğu bir durumda en akılcı çözüm ortak hareket etmek ekip olarak çalışmaktır. Bu anlayış maalesef gelişmemiş. Üniversitelerde akademisyenler kendi odalarına kapanmayı meslekle ilgilenmeye tercih ediyorlar. Bunlar çok yanlış. Kişi isterse odasından çıkmadan da çok şey yapabilir. "Zamanım yok", "yoğunum" gibi mazeretleri ben saçma buluyorum. Telefonla, e-posta ile yapılabilecek o kadar çok şey var ki…


Mesleki alanda eksiklerin ve problemlerin olduğu ortada. Psikologlar kanunu da hala yok. Bu gelişmelerin içinde bulundunuz ve hala olayları takip ediyorsunuz? Biraz kanun eksikliğinden bahseder misiniz?

Kanunumuz yok, bu çok büyük bir eksiklik. Dernek artık "meslek oda sı" olmalı ancak kanun olmadığı için, simitçilerin, boyacıların olduğu halde bir meslek odamız yok. Kanun çıktığında da her sorun bitmiyor. İyi, etkin, tarafsız çalışan bir meslek örgütü şart. Ülkemizdeki en önemli sorunlardan bir mesleki denetimin olmaması. Bu işleri oda yapar. Alanda çalışanların belli konularda belli eğitimleri almış olması şart, bu eğitimlerin belli sürelerle de tekrarlanması gerekli ki değişiklikleri takip edebilsin. Ancak özellikle İstanbul'da pek çok serbest çalışan psikolog var ki bunların önemli bir kısmı ehliyetsiz kişiler. Lisans diplomasını alıyor ve gidip bir büroda hasta kabul ediyorlar. Bunların neden olabilecekleri sorunları düşünmek bile istemiyorum. Bazılarının da üniversitede bazı konularda ders alma imkanları olmayabilir. Tüm bu eksikliklerin, kişi alanda çalışacaksa, meslek örgütleri tarafından verilen kurslarla giderilmesi şart.

Denetim olmak zorunda. Zaman zaman birilerinin akıl almaz işler yaptıklarını öğreniyor ve savcılığa suç duyurusunda bulunuyoruz. Şimdiye kadar yaptığımız başvurularda savcılar baktı; cana, mala zarar gelmiş mi, gasp var mı? Sonra adi suçların hiçbiri yok deyip geçiştirdiler konuyu. Birileri parasını vermiş, konuşmuş, belli bir kanun düzenlemesi ve denetim olmayınca bu tip durumlar problem olarak görülmüyor.


Üniversitelerde psikoloji eğitimi nasıl? Ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Olması gerektiği gibi olmadığı bir gerçek. Her şeyden önce mezuniyetinin hemen ardından psikolog unvanı verilen öğrencilere alanda çalışmaları için gerekli donanım verilmiyor. Bunun yerine iş olsununa, formaliteden dersler verildiği oluyor. Öğrencilerimiz çok temel bazı testlerin uygulamasını lisans eğitiminde öğrenmek zorundadırlar. Bu temel ihtiyaçların giderilmiyor. Mezun olunca da kendisine avantaj sağlayacak bilgi ve becerilerden mahrum kaldığını görüyor. Bu çok acı bir gerçek. Eğer öğrenci daha donanımlı mezun olsa, daha kolay iş bulur. Sürekli olarak eğitimin gözden geçirilmesi, değişikliklere ve ihtiyaçlara uygun eğitim programları hazırlanmalı.

Psikoterapi eğitimi 1970'lere kadar yoktu. O vakte kadar bazı hocalar psikodinamik yaklaşımları ders olarak okutuyordu. Daha sonra davranışçı terapiler ders programlarına alındı. Işık Hanım başlattı bunu yanılmıyorsam. Şimdi de yeni akımların, alanların ders programlarına hızla eklenmesi gerekli. Spor psikolojisi, trafik, en önemlilerinden biri sağlık psikolojisi gibi alanlar derslerde okutulmalı.

Hala ülkemizde yetişkinler için kullanılabilecek bir zeka testi yok. Bunun gibi çok acil ihtiyaç duyulan testlerin uyarlanması veya geliştirilmesi gerekli. Bundan 20 yıl önce WISC-R'ın Türkiye normlarını hazırladık. O zamana kadar Amerikan normlarına göre çocukların zeka seviyelerini tespit ediyorduk. Bakınız ne oldu. Türkiye normlarını oluşturduğumuzda gördük ki, eski normlara göre orta SES'den bir çocuğun zeka düzeyini yıllarca 10-12 puan daha düşük ölçmüşüz. Bu düşük SES'ler için 18 puana kadar çıkıyordu. Yani ortalama zeka seviyesine sahip bir çocuk zeka testi aldığında bu çocuğa "eğitilebilir zeka özürlü" damgası vurduk yıllarca. Şimdilerde ise o normlar eskidi. Yeniden oluşturulmaları gerekiyor. Ancak bu işeri yapmaya gönüllü insan çıkmıyor. Akademisyenler başka konularla ilgileniyorlar.


Avrupa Birliği'ne eğitim ve mesleki alan olarak hazırlanmamız gerektiği muhakkak. Eğer şu an AB'ye girsek psikoloji ve psikologların durumu ne olurdu?

Durum son derece vahim olurdu. Her şeyden önce AB'ye girince her meslek alanının birlik standartlarına uyması gerekecek. Mesleki uzmanların serbest dolaşım hakları olacak. Bizimde hem eğitim hem de meslek örgütü olarak buna hazırlanmamamız gerekli. Ancak bu da çok geç kalınmış bir alan.

Elimizde örnekler var. İtalya, İspanya, kısmen de olsa Yunanistan AB'ye girince pek çok sorunlar, sıkıntılar yaşadılar. Bunarı örnek almak zorundayız. İtalya'da eğitim 4 yıldı. AB İtalyan psikologları psikolog olarak dahi kabul etmedi. Gerekçesi de 4 yılın yeterli olmayacağıydı. İspanya'da aynı durumu yaşadı. Şimdi İtalya'nın çok güzel, detaylı bir meslek kanunu var. Psikologların ne işler yapabileceğinden tutun, eğitimlerine ve hizmet içi kurslara kadar herşey düşünülmüş ve düzenlenmiş. İspanya ise geçiş sürecinde çok büyüm maddi ve uzman desteği aldı. Sürekli olarak alanda çalışan psikologlara kurslar verdiler, 4 yıllık eğitimin üzerine alınması gereken dersler, krediler bu kurslar sayesinden tamamlandı.

AB'ye girince meslek kanunumuz çıkmak zorunda olacak. Ancak meslek olarak alanımızın çok olumsuz etkilenememesi için şimdiden bazı girişimlerde bulunmak gerekli.


Üniversitelerde gördüğüm kadarı ile yabancı dergilerde yayın yapma eğilimi var. Bu da Türkçe üretimi azaltıyor. Türk Psikoloji Dergisi'nin uluslararası tarama indekslerine girmesi ile bu durum değişiyor. Bu konuda neler söyleyebilirsiniz?

Sadece hocalar değil, üniversite idareleri de yabancı yayınları teşvike diyor. Esasen ülkemizde de öyle çok üretim yok. Bir dönem yayınlar sadece akademik terfi geldiğinde düşünülürdü. Akademik terfisi yaklaşanlar alelacele bir şeyler yazar, bir araya gelip, bir dergi, kitap çıkardılar. Kimse bu yazılanları denetlemedi, kalitesini sorgulamadı. Böyle olunca da üniversiteler "yazının yeterliliğini, kalitesini ispatla" dediler. Tabii ki bu mümkün olmadı. Kalitenin en iyi göstergesinin de, bir yere kadar haklı olarak, yabancı dergilerde o makalenin yayınlanabilmesi olduğu görüşü hakim oldu. Bunun haklı tarafı olmasına rağmen fanatik tutumlar da ortay açıktı. Var olan potansiyelin de Türkçe yayın yapması bir ölçüde engellendi. Bölüm başkanı olduğum sırada ODTÜ'ye doktoralarını Amerika'dan almış iki genç araştırmacı başvurdu. Çok uğraştık ama dekanlık yabancı yayınları olmadığı gerekçesiyle her ikisini de reddetti. Şimdi bu kişilerden biri Kanada'da bir enstitünün müdürü. Diğeri de bir başka ülkede hoca. ODTÜ zamanında bu insanları, kalitelerinden emin olmadığı için, geri çevirmişti. Fanatiklik bu dereceye kadar da vardı.

Kendi dilinde yayın yapmayı küçümsemek müstemleke aydınının kafasına sahip olanlar olduğunu gösteriyor. Türk araştırmacılar her dilde yayın yapsınlar ama anadilde de yayın yapılabileceğinin, Türkçe'nin de bilim dili olabileceğinin kabul edilmesi gerekli.
  Alıntı ile Cevapla
Alt 29-02-2008, 01:06 PM   #5 (permalink)
BeRLiNDeN
Guest
Avatar Yok
AileVadisi.NeT
Konular :
Mesajlar: n/a
İletisim :
Standart


http://www.ailevadisi.net
Psikolog Dr. Nedret Öztan,
Orta Doğu Teknik Üniversitesi


Röportajı yapanlar: Meryem Esma Dağlı, Özden Ocak, Çiğdem Sağır


Kendinizi kısaca tanıtır mısınız?

Ben Klinik Psikolog Nedret Öztan. Dil Tarih’ten mezun olduktan sonra MEB’in bursuyla master ve doktora eğitimi almak üzere Amerika’ya gittim. Egitimimi tamamladıktan sonra Amerika’da şizofreniklerle çalıştım, ayrıca bir grup terapisi programından sertifika aldım. Amerika’da 10 yıl kaldıktan sonra Türkiye’ye geri döndüm. Ankara Üniversitesi’nde 2 yıl süreyle ders verdim. Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde de dönem dönem dersler verdim. Halen Bilkent Üniversitesi’nde part-time olarak çalısıyorum, aynı zamanda da Psikolojik Bilimler Enstitüsü’nün koordinatörlügünü yapıyorum. Burada yaptığım işi insanlara ihtiyaç duydukları desteği vermek olarak tanımlıyorum.


Sizin mesleğe başladığınız günden bu yana, psikoloji alanında ne gibi gelişmeler oldu?

Ben 1974 yılında mezun olduğumda Psikoloji diye birşey yoktu. Psikoloji birkaç kişinin bildiği ama kendilerine sakladıklari bir bilimdi. Psikolojinin uygulama alanı da olmadığı için ne oldugunu çıkarmak pek mümkün değildi. Ögrenciler de bu bölümü Psikoloji ögretmeni olmak için seçiyorlardı. Oysa bugün insanlar niçin bu bölümde okuduklarının, ne istediklerinin ve ne yapabileceklerinin farkındalar.


Sizce Psikolojinin bu güne gelmesinde katkısı bulunan önemli kişiler kimlerdir?

Psikolojiye kimlerin katkısı olduğundan çok kitlelerin katkısından bahsetmek daha doğru olur diye düşünüyorum. İsmi bilinmeyen birçok kişinin bu alanın gelişmesine sundukları katkıyı göz ardı etmemek gerekir. Bu anlamda derneğin çalışmaları son derece önemli bir katkı saglamıştır. Özellikle depremden sonra adımızı bu kadar duyurabilmemiz de böyle bir örgütlülüğün sayesinde oldu.


Kamusal alandakı, hastanelerdeki psikolog-psikiyatrist ilişkilerindeki gelişmeleri nasil değerlendiriyorsunuz?

Alanda epeyce bir ilerleme sağlandığını söyleyebilirim. Artık herkes doktorla değil psikologla görüşmek istiyor ama aslında bu durum sorun da yaratıyor çünkü psikolog ve psikiyatristin yaptığı işler birbirinden farklı.

Yasal anlamda ise hiçbir gelişme yok. 1946’daki yönetmelik neyse o devam ediyor. Biz 1997 yılında yeni yasa hazirlayip Sağlık Bakanlığı’na gönderdik ama ortada bir sonuç yok. Tabii ki bu bir çeliski; bir yandan psikoloğa talep artiyor ama öte yandan henüz ortada net bir rol tanımı yok. Sokaktaki insan da hatta doktorlar bile psikologlara Klinik Psikolog olarak bakıyorlar; oysa ki Psikolojinin birçok alt dalı var. Bu yüzden yasanın çıkması, psikologların rol tanımlarının yapılmasi çok önemli.


Sizce Psikoloji Bölümü ögrencilerinin ve toplumun Klinik Psikolojiye bakisinda ne gibi degisiklikler oldu?

Eskiden Psikoloji’ye Felsefe’nin bir bölümü, teorik birşey olarak bakılıyordu. Psikoloji çok üst düzeyde tartışılan, karmaşık, uygulamadan uzak bir bilimdi. İhtiyacımız olan şey Psikoloji bilgisinin sadece bir kesimin anlayabileceği ve yararlanabileceği düzeyden herkesin yararlanabileceği şekilde pratiğe geçirilmesi. Zamanla da bu yönde adımlar atılmakta. Ancak hala uygulamada birtakım eksiklikler var. Psikoloji Bölümü ögrencileri mümkün olduğu kadar uygulamadan uzak tutulmaya çalışılıyor oysa ki Eğitim Fakültesi ögrencileri lisans eğitimleri süresince stajlar yaparak veya çesitli işlerde çalışarak güven kazanıyorlar. Biz ise sadece Klinik Psikoloji alanında master yapan ögrencilere bu şansı tanıyoruz. Eğitim süresi 5 yila uzatılarak bu sorun çözülebilir; böylece öğrenciler daha çok uygulama imkanı bulabilirler. Yapılan pratik uygulamanın çok uzun süreli olması da gerekmiyor. Ders içinde yapılan küçük uygulamalar, örneğin depresyonlu bir kişiyle yapılmış görüşmenin videodan izlenmesi bile okunan onca şeyden daha faydalı olabilir.

Benim öğrencilik dönemimde biz sadece Freud’u bilirdik. Ben bilişsel-davranışçı tekniğin varlığını Amerika’da ögrendim. Ama şimdi ögrenciler bütün yaklaşımları öğrenebiliyorlar. Ancak uygulamada hangi yaklaşımin bizim kültürümüze daha uygun olduğu araştırılmalı ve tekniklerin Türk kültürüne uyarlanması gerekmektedir. Üniversiteler bilgi üretiyorlar ama bazen üniversite bilginin uygulama alanını unutuyor. Oysa uygulama olmadan ilerlemek mümkün değil; alandaki ilerleme Psikolojinin belli ihtiyaçlara cevap verdiğinin keşfedilmesiyle sağlandı. Üniversiteler bilgi üretmeli ve uygulamada bilginin işe yarayıp yaramadığını araştırmalı. Bilginin var olması tek başına yeterli değildir; bilgi ancak paylaşıldığı ve topluma bir hizmet sundugu zaman faydalıdır.


Son olarak bize unutamadığınız bir anınızı anlatabilir misiniz?

Eskişehir’de bir üniversitede İletisim konulu bir seminere katılmıştım. Katılanlar daha çok Tıp doktorlarıydı. Programı hazırlayanlar salonun dolmayacağından kaygılıydılar ama salon tıklım tıklım dolmuştu. Seminer bittikten sonra sorulara geçeceğimi, isteyenlerin çıkabileceğini söyledim. Asağı yukarı kimse salonu terketmedi. Daha sonra dışarıda bir kişi bana çok çok teşekkür ettiğini, ilk kez psikolog oldugu için bu kadar gurur duyduğunu ifade etti.
  Alıntı ile Cevapla
Alt 29-02-2008, 01:07 PM   #6 (permalink)
BeRLiNDeN
Guest
Avatar Yok
AileVadisi.NeT
Konular :
Mesajlar: n/a
İletisim :
Standart


http://www.ailevadisi.net
Prof. Dr. Nuran Karancı
Orta Doğu Teknik Üniversitesi


Röportajı yapanlar: Kadir Aşar, Çiğdem Sağır

Klinik psikolojinin bugünkü durumu ile öncesini karşılaştırabilir misiniz?

1980 yılında doktoramı bitirip Türkiye'ye geldiğimde ilk gözüme çarpan sorun uzman klinik sayısının çok az oluşuydu.Dört sene okuyup mezun olmuş psikologlar hastanelerde çalışıyordu.Zaman içinde yüksek lisans yapan öğrenci sayısı arttı dolayısıyla hizmet verebilecek uzman sayısı da fazlalaştı.Böylelikle hem hizmet alanında hem de eğitim alnında gelişmeler yaşandı,buna ek olarak Türkiye'ye özgü araştırmaların sayısında da artış oldu.Bu ilerleme kaçınılmazdı.


Kamusal alandaki gelişmeler nelerdir?

Klinik psikoloji bağımsız bir meslek olrak yeni yeni tanınmaya başlandı.Daha çok gelişme için meslek odaları kurulmalı, yasa ve yönetmelikler düzenlenmeli ve denetimler arttırılmalı.Kimin ne iş yapacağı nasıl yapacağı tam olarak tanımlanmadığı için denetimsiz şekilde çalışan bir sürü danışmanlık merkezleri var.Aslında büyük bir çelişki var yaşanan.Bir yanda kendini tanıtmaya çalışan yeni bir alan diğer yanda henüz bir yasa bile yok.


Klinik psikolojiye bakış açısı nasıl?

Klinik çok popüler bir alan eskiden berifakat daha fazla tanınmaya başlandı. Bilmeden, tanımadan klinik psikoloji alanına kayan öğrenci sayısında azalma var.Ayrıca şu son zamanlarda endüstri psikolojisi alanına büyük bir rağbet var.


Toplumun klinik psikolojiye bakış açısı nasıl?

Büyük şehirlerde özellikle İstanbul, Ankara,İzmir gibi yerlerde klinik psikolojinin ne olduğu, nasıl hizmet verdiği anlaşılmaya başlandı.Fakat Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da hala psikiyatri ve ilaç tedavisi çok yaygın bir şekilde uygulanıyor.

Ağustos depreminden sonra psikologların adı çok duyuldu.Bu olayla birlikte hem halk psikologları tanıma fırsatı buldu hem de psikologlar böylesi özel durumlarda neler yapabileceklerini görme fırsatı edindiler.


Bize bir anınızı anlatır mısınız?

1980 yılında Türkiye'ye geldiğimde hastanede çalışmak istedim. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinin Psikiyatri bölümünde tezimi anlatıyorum.Herkes çok sıkılıyor.Bitirdiğimde konuyla ilgili bir soru beklerken birden içlerinden birisi 'Bırak şimdi sen bunları kızım,evli misin bekar mısın?'diye sordu.Ona göre alacaklarmış işe çünkü kadınlar evlenince işlerinden uzak kalıyorlar!
  Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Etiketler
psikolojinin, tarihçesi, türkiyede

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Forum Şartları


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 12:37 AM.


Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.2
aBSHeLL
Protected by CBACK.de CrackerTracker
Abshell-AileVadisi

Linkler

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307