AiLeVaDiSi FoRuM  

Go Back   AiLeVaDiSi FoRuM > GeneL Forum > Genel

Genel Buradaki forum konularına uymayan her tür mesajınız için buraya yazın

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 22-06-2009, 06:31 PM   #11 (permalink)
BeRLiNDeN
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

Kahvenin Yararları -3



Yapılan araştırmalar şaşırtıcı bir şekilde kahvenin iyi bir antioksidan kaynağı olduğu ortaya çıktı.



Aslında antioksidan içeren besinler içerisinde listenin en başında kahve geliyor. Bununla beraber işlenmiş kahve, işlenme süreci sırasında içeriğindeki antioksidan değerlerini kaybetmiyor.

Kardiyovasküler hastalıkların, kanserin ve diyabetin de içinde bulunduğu kronik bazı hastalıklardan kaçınmanın en iyi yollarından biri antioksidanlar açısından zengin bir beslenme düzenine sahip olmaktır. Ama ne yazık ki bir çoğumuz antioksidan değerleri açısından çok zengin olan sebze ve meyvelerden yeteri kadar tüketmiyoruz.



KAHVE ANTİOKSİDAN AÇISINDAN ZENGİN

Öyleyse antioksidanları başka hangi yiyecek içeceklerden alıyoruz tahmin edebilir misiniz? Kahveden hoşlanıyorsanız yalnız değilsiniz. Yapılan istatistiksel araştırmalarda Amerika nüfusunun yüzde 54'ten fazlasının her gün kahve içtiğini gösteriyor. Bu oranla beraber Almanya, Avusturya ve Finlandiya da ise günde iki kahve veya daha fazla içildiği belirtiliyor.

Kahve tüketimi ile ilgili yararlar çok çeşitli olabilir. Bu konuda yapılan derin araştırmalar daha henüz başlarda bile olsa, kahve tüketiminin sağlıklı getirileri olduğunun belirtileri ortaya çıkmaya başlıyor.



KAHVENİN BAZI YARARLARI

Parkinson Hastalığı riskinin azalması : Yapılan bir araştırmada günde bir fincan kahve içen erkeklerin parkinson hastalığı riskinin yüzde 40'a varan oranlarda azaldığı ortaya çıkarılmıştır. Bununla beraber menopoz sonrası ostrojen terapisi gören kadınlarda kahve tüketimi Parkinson Hastalığı riskini arttırmaktadır.

Tip 2 Diyabet riskinin azalması: Bunun olması aşırı kahve tüketimi sonrasında meydana gelmektedir. Bu ise sağlık açısından önerilen bir durum değildir. Çok fazla kahve tüketmenin getirdiği riskler bu yararın önüne geçmektedir ve aşırı kahve tüketiminden kaçınılmalıdır.

Karaciğer kanseri riskinin azalması: Kahve tüketmek özellikle siroz yüzünden oluşan karaciğer kanseri riskinin azaltılmasına yardımcı olmaktadır. Siroz, karaciğerin iltihaplanıp yara oluşumuna neden olan bir çeşit karaciğer hastalığıdır. Eğer kahvenin sağlıklı yararları varsa da bunların nereden geldiği net olarak bilinmemektedir. Kahve sadece antioksidanlar içermez, aynı zamanda kafein ve daha araştırılmamış diğer bileşenleri de içerir.

Kahvenin içinde bir çok uyarıcı var. Filtre edilmemiş kahve kan yağlarının değerlerini arttırabilir, aşırı kafein tüketimi ise kafeine karşı hassas kişilerde sorunlar yaratabilir. Bir fincan kahvede 72 ile 130 miligram arasında kafein bulunmakta. Bu oran kahve çekirdeğinin çeşidine ve pişirilme yollarına göre değişkenlik kazanmakta.
  Alıntı ile Cevapla
Alt 22-06-2009, 06:32 PM   #12 (permalink)
BeRLiNDeN
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

Kahvenin Yararları -2






* Kahve, Kolesterolü düşürüyor.

* Kahve, Ağrı kesicilerin etkisini yüzde 40 oranında artırıyor.

* Kahve, Şeker hastalığının erken uyarı sinyali olarak kabul ediliyor.


* Kahve, Göğüs kanseri riskini azaltıyor.


* Günde 3 fincan kahve, astım tehlikesini azaltıyor.


* Kahve girişkenliği arttırıyor.


* Kahve, Siroz hastalığı riskini yarı yarıya düşürüyor.


* Kahve, Nefesi açıyor.


* Kahve, Kemikleri güçlendirir, ancak yaşlılar fazla tüketmemeli.


* Kahve, Menopoz sorununu giderir.


* Kahve, Tip 2 diyabeti ve Parkinson hastalığından koruyor.


* Kahve, Selülit gibi cilt sorunlarına karşı etkili oluyor.


* Kahve, Yüksek tansiyonu önlüyor.


* Kahve, Pankreas kanserini azaltıyor.


* Kahve, Kalp rahatsızlıklarını büyük oranda önlüyor.


* Kahve, Bağırsakları düzenliyor.


* Kahve, Depresyona karşı etkili.
  Alıntı ile Cevapla
Alt 22-06-2009, 06:34 PM   #13 (permalink)
BeRLiNDeN
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

Kahvenin Yararları



İtalya'nın en tanınmış diyet uzmanlarından Kiara Trombetti, 'Sabah kahvenizin tadını kaygısızca çıkarmanız için yeterli bilimsel veri var, kimse korkmasın' diyor.




İtalyan uzmana göre, Amerikan usulü filtre kahveden ziyade, koyu kahveyi tercih etmenin sağlık açısından olumlu yanları bulunuyor. Doktor Trombetti'ye göre kahve, kalbe ve damarlara iyi gelen tanen ve anti-oksidanlar içeriyor.


Bunun yanısıra, kahvenin başağrılarını geçirmede iyi bir yöntem ve karaciğere de faydası var; sirozun engellemesine yardımcı oluyor. Üstelik kahve, astım hastalarına da tavsiye ediliyor. Doktor Trombetti, kafeinin astım nöbetlerine iyi geldiğini ve kan dolaşımını güçlendirdiğini söylüyor.
  Alıntı ile Cevapla
Alt 22-06-2009, 06:53 PM   #14 (permalink)
BeRLiNDeN
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

Kahvenin Zararları








Kahvenin Kalbe Etkisi

Aşırı kahve tüketimi kalbin ritmini olumsuz yönde etkiliyor. Kahvenin içerdiği kafein fazla tüketildiğinde, kalpte ritim bozuklukları meydana gelebiliyor. Düzensiz kalp atışları kalp çarpıntısına ya da taşikardi gibi rahatsızlıklara neden olabiliyor. Doktorlar özellikle kalp hastalarının sınırlı miktarda kahve içmelerini tavsiye ediyor.

Kahvenin Tansiyona Etkisi

2003 yılında Edinburgh Üniversitesi uzmanlarının yaptığı bir araştırmayla, kahvenin tansiyona olan etkisiyle ilgili görüşler yeni bir ivme kazandı. Düzenli olarak günde dörtbeş bardak kahve içenler üzerinde yapılan araştırmalarda kandaki basınç, yani tansiyon hızla yükseldi. Yapılan testlerde, yüksek miktarda kahve tüketiminin tansiyonu hızla yükselttiği görüldü.

Kahvenin Mideye Etkisi

Kahve, ülser gibi mide rahatsızlıklarına neden olmasa da, bu hastalıkların varlığında kötüleşmesini tetikliyor. Kahve, midenin asit salgılamasını uyarıyor.

Kahvenin Şeker Hastalığına Etkisi

Bu sene açıklanan iki raporda; kafeinin Tip 2 şeker hastalığı üzerindeki etkileriyle ilgili olarak farklı görüşlere yer verildi. Amerika'da yapılan araştırmalarda, yemek zamanlarında yükselen kan şekeriyle birlikte tüketilen kahvenin şeker hastalığını olumsuz yönde etkilediği ortaya çıktı. İngiltere ise, yapılan bu araştırmanın yetersiz olduğunu ve Tip 2 şeker hastalığının kahveden olumsuz yönde etkilenmediğini açıkladı. Uzmanlar kahvenin içindeki kafeinin değil, minerallerin şeker hastalığına karşı koruyucu bir etkisi olduğunu savunuyorlar.

Kahvenin Vücutta Su kaybı Yaratması

Uzmanların bir kısmı kahvenin vücutta sıvı kaybına neden olduğunu savunurken, bir kısmı da bu kaybın önemsiz derecede az olduğunu savunuyorlar.

Kahvenin Migrene Etkisi

Kahve uzun zamanlardan beri migreni tetikleyen uyarıcıların başında sayılıyor. Kahvenin bileşenlerinin beyinde bulunan kan hücrelerini tetikleyerek migrene neden olduğu, araştırmalarda görülüyor.

Kahvenin Vitamin ve mineral kaybı yaratması

Kafein, vücudun demir ve diğer besinleri emmesini engelliyor. Ayrıca, kalsiyumun idrar ile vücuttan atılmasına neden oluyor. Bu da osteoporoz (kemik erimesi) riskini artırıyor.

Kahvenin Doğurganlığa Etkisi

Kafeinin doğurganlığı olumsuz yönde etkilediği biliniyor. Günde üç fincan veya daha fazla kahve içmek, kadının doğurganlık oranını azaltıyor. Çünkü aşırı miktarda kafein tüketimi yumurtlamayı olumsuz etkiliyor. Bu konuda çarpıcı bir başka sonuç ise, Brezilya'dan geliyor. Brezilya'da bulunan Sao Paulo Üniversitesi uzmanlarının yaptığı araştırmalarda, her gün düzenli olarak kahve içen erkeklerin içmeyenlere oranla daha güçlü spermleri olduğu kanıtlandı. Kafeinin spermin üzerinde uyarıcı etkisi olduğunu savunan uzmanlar, bunun merkezi sinir sisteminde de aynı etkiyi gösterdiğini iddia ediyorlar.

Kahvenin Hamileliğe Etkisi

Kafeinin anne karnındaki bebeğe zararlı olduğu biliniyor. Uzmanlar, hamile kadınların günlük kafein tüketme sınırlarının 300 mg olduğunu belirtiyorlar.
  Alıntı ile Cevapla
Alt 22-06-2009, 06:58 PM   #15 (permalink)
BeRLiNDeN
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

Türk Kahvesinin Yararları




ABD`nin Scranton Üniversitesi`nden bir grup bilim adamı, kahvenin, yaşlanmayı geciktiren, kanseri önleyen anti-oksidan olarak zengini olduğunu keşfetti.


Söz konusu kahve, Türk usulü pişirilen kahve... Araştırmayı yapan Scranton Üniversitesi`nden Prof. Joe Vinson, `Anti-oksidanların birincil kaynağı kahve. Diğer besinler de de var. Ancak kahvedeki anti-oksidan maddeler açık arayla hepsini geçiyor` diyor. Kahvenin karaciğer ve bağırsak kanseri, Tip 2 diyabet ve Parkinson hastalığı riskini azalttığı bir süredir konuşuluyordu. Kahvedeki yüksek anti-oksidan özellik, bu etkilerin bir kısmını açıklıyor. Ancak araştırmayı yapan doktorlar şu uyarıda bulunmayı ihmal etmiyor: `Günde bir-iki kahveyi aşmayın.`
  Alıntı ile Cevapla
Alt 22-06-2009, 07:12 PM   #16 (permalink)
BeRLiNDeN
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

Türk Kahvesinin Tarihi




Türklerin kahveyle tanışması 16. yüzyıla kadar uzanıyor. Kanuni Sultan Süleyman dönemde, Yemen Valisi Özdemir Paşa'nın kahveyi saraya kabul ettirmesiyle kültürümüze yerleşen bu tat, Avrupa'ya da Türkler tarafından yayıldığı için uzun yıllar "Türk kahvesi" olarak anıldı.


Zamanla Avrupalılar da kahveye kendi kültürlerinden bir şeyler kattı ve kahve için değişik ve hızlı çalışan makineler geliştirdiler. Espresso, cappucino, filtre kahve ve granül kahve çeşitleri de böyle ortaya çıktı...

Kahve, Osmanlı hudutları içinde önceleri "çiğ tane" olarak alınıp dibeklerle dövülüyor ya da el değirmenleriyle çekiliyordu. Türk kahvesinin günümüzde de en ünlü isimlerinden biri olan Kurukahveci Mehmet Efendi, kahveyi ilk kez dolaplarda kavurup değirmende döverek geniş çapta üretime geçen kişidir.

Türklerle özdeşleşen kahve, kültürümüze o kadar yerleşmiş ki sabah kahvesinden önce yenilen altlık mahiyetindeki yemeğe "kahve altı" denilmiş. Zamanla kahvaltı olarak söylenilen, günün en önemli yemeğinin adı da buradan gelmekte. Asırlardır en güzel geleneklerimizden biri olan kahve içimi bugün bile her evde bir tören havasında gerçekleşir...


Kahvenın kökeni olarak Habeşistan olarak gösterilmektedir. Zamanla kahve oradan Yemene geçmiş ve sonra da tüm Orta Doğuya yayılmıştır.




Osmanlılarda kahve

Kahvenin Osmanlı İmparatorluğu'na gelişi konusunda iki hikaye vardır. Birincisine göre, 1554 yılında Suriyeli iki girişimci tarafından (Halepli Hukm ile Şamlı Şems) İstanbul'a getirilmiştir.


Diğer hikayeye göre ise 1517 yılında Kanuni Sultan Süleyman'ın Yemen Valisi olan Özdemir Paşa, lezzetine hayran kaldığı kahveyi İstanbul'a getirmiştir. Yemen Valisi Özdemir Paşa, böylelikle Yemen'den getirdiği kahveyi saraya taşıyor. Türk kahvesini, sarayın görkemli salonlarında, 40 kişilik kadrolu kahveci ustaları tarafından özenle Sultan'a servis ediliyor. Harem'de cariyelere doğru kahve pişirme dersleri başlıyor.


Hangi hikaye gerçek olursa olsun, doğru olan nokta kahvenin ve kahve kültürünün hızla Türkler arasında yayıldığı. İlk olarak Tahtakale'de açılan ve tüm şehre hızla yayılan kahvehaneler sayesinde halk kahveyle tanıştı. Günün her saati kitap ve güzel yazıların okunduğu, satranç ve tavlanın oynandığı, şiir ve edebiyat sohbetlerinin yapıldığı kahvehaneler ve kahve kültürü dönemin sosyal hayatına damgasını vurdu.


Saray mutfağında ve evlerde yerini alan kahve, çok miktarda tüketilmeye başlandı. Çiğ kahve çekirdekleri tavalarda kavrulduktan sonra dibeklerde dövülerek cezvelerde pişirilmek suretiyle içiliyor ve en itibarlı dostlara büyük bir özenle ikram ediliyordu.
Türkler tarafından bulunan yepyeni hazırlama metodu sayesinde kahve, güğüm ve cezvelerde pişirilerek Türk kahvesi adını aldı.



Osmanlılardan Avrupa'ya


Türk kahvesine olan ilgi Osmanlı toprakları ile sınırlı kalmadı... 1615'te Venedikli ve 1650'de Marsilyalı tacirler de Türk Kahvesini dünyaya yayıyorlar. İtalyan gezginPietro della Valle tattığı ve hayran kaldığı içecekle ilgili değişik bilgileri arkadaşlarına anlatıyor. Ancak, bu tarihlerde kahve yaygın bir şekilde Avrupa'da tüketilmeye başlanmıyor. Zira bir yandan din, diğer yandan tıp adamları bu gizemli içecek hakkında hiç de olumlu yorumlar da bulunmuyor!















Türk kahvesinin Avrupa'da tanınmasını sağlayan bir diğer olay ise diplomatik bir girişim. 1669'da Osmanlı Sefiri Hoşsohbet Nüktedan Süleyman Ağa, Osmanlı İmparatorluğu ile Fransa Krallığı arasındaki ilişkiler için Paris'e gönderiliyor. Süleyman Ağa'nın XIV. Louis'yi ziyareti pek güzel geçmese de Süleyman Ağa'nın Paris'te 20 kişilik maiyeti ile kaldığı sırada Türk kahvesini Paris sosyetesine ikram ediliyor. Ağa Paris'ten ayrılırken, kahvecisi Paris'te kalır ve bir kahvehane açar...

Fakat, Türk kahvesini Avrupa'ya esas kök salışının gerisinde bir savaş var... Avusturyalılar 1683'te Osmanlı Ordusu'nun Viyana Kuşatması sayesinde tanışıyor kahveyle. Viyana kapılarından geri çekilen Osmanlı Ordusu yaklaşık 250 kg kahveyi orada bırakıyor. Aslında, bu kahve çuvalları neredeyse Viyanalı askerler tarafından deve yemi sanıldıkları için Tuna'ya dökülecekti. Ancak, Türk kültürünü yakından tanıyan bir Avusturya ajanı olan George Kolschitzki, bu kahvelerle Viyana'da bir kahvehane açar...

Böylelikle, Türk kahvesi kültürü yavaş yavaş tüm Batı ülkelerine yayılmaya başlar...

Her ne kadar günümüzde "Yunan Kahvesi", "Ermeni Kahvesi" gibi taklit isimler altında başka ülkeler tarafından sahip çıkılmaya çalışılsa da Türk kahvesi, kendine has özellikleri ile yurdumuzda yaratılan ve buradan tüm dünyaya yayılan nostaljik bir tad olarak dünyadaki yerini almıştır...
  Alıntı ile Cevapla
Alt 22-06-2009, 07:18 PM   #17 (permalink)
BeRLiNDeN
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

Türk Kahvesi




“Türk kahvesi” adıyla ilk milletlerarası markamız sayılabilecek kahve; güzel bir içecek olmasının yanı sıra pek çok deyime, atasözüne, şiire ve türküye de konu olmuştur.


Rivayetlere göre kahveye ilk kez Yemen'de rastlanıyor. "Kahve Yemen'den gelir" deyimi de bunu ispatlar niteliktedir. Kahvenin bulunuşuyla ilgili çok farklı rivayetler söylenmektedir, ama en çok kabul göreni de "Uyuklayan keçi ve koyunlarını gezdiren Etiyopyalı çoban Kaldi' nin öyküsü"dür. Kaldi, keçi ve koyunlarının bazı yemişleri yedikten sonra canlandığını, çok hareketli olduklarını ve geceleri çok az uyuduklarını fark etmiş. Bunun üzerine çoban Kaldi, bu yemişlerden tatmış ve sonrasında da kendini daha dinç ve canlı hissetmiş. Zamanla bu çekirdekleri kavurup öğüten Araplar çok lezzetli ve keyif verici olan kahveyi bulmuşlar. Osmanlı topraklarına kahvenin, Hükm ve Şems isimli iki Suriyeli tarafından 1500'lü yıllarda getirildiği söyleniyor. Ancak bazı kaynaklarda Kanuni Sultan Süleyman döneminde (1520-1566) Yemen Valisi Özdemir Paşa tarafından Yemen'den getirildiği bilgilerine de rastlanıyor. Sonuçta kahve öyle ya da böyle Osmanlı topraklarına girmiş.

Kahvenin Osmanlı topraklarına girmesiyle beraber, ilk kahvehane Taht-ul Kale'de (Tahtakale) açılmış, açılışla beraber insanlarının olağanüstü ilgisiyle karşılaşmış. Bu ilk kahvehane, tanınmış kişilerin ve bilginlerin buluşma, sohbet noktaları olmuş. Memleketin ileri gelenleri ve makam sahipleri kahvehaneden çıkmaz olmuşlar. Tiryakiler burada içilen kahvelere "Kara İnci" adını takmışlar. Türk Kahvesi Eminönü, Taht-ul Kale'de bir sokağa da adını vermiş:
Tahmis Sokağı. (Tahmis = Kurukahve)
Ramazan Bingöl



Tarih içinde Türk Kahvesi


Kahvenin Türk toplumsal tarihinin de demirbasi oldu. Sosyal hayat ve iliskiler, kahvehane kültürüyle gelisti. Bugün Tahtakale adiyla bilinen Taht-ul kale, o günlerde 55 kahvehaneye ve 200 çalisana evsahipligi ediyordu, Evliya Çelebi'nin kayitlarina göre. Tarih içinde Türk Kahvesi, Türk sosyal yasantisindaki yerini olusturdugu gibi, misafirperverlik, kiz isteme gibi "allaturca" (Türk usulü) kültür ögelerini de yaratti. Kahvenin, Türk Kahvesinin tarihi, anlatmakla, yazmakla bitmez..



Türk Kahvesinin Tarifi :

Türk kahvesi aslında bir kahve çeşidini değil, bir pişirilme yöntemini ifade eder. Türk kahvesi, un kadar ince öğütülmüş çekirdeklerden pişirebilir.
Suyu fincanla ölçerek cezveye koyunuz. Her fincan için iki çay kaşığı kahve (5 gr), iki çay kaşığı şeker (arzuya göre) ilave ediniz. Kısık ateşte kahve ve şekeri iyice karıştırınız. Bir süre sonra kabaran köpüğü fincanlara pay ediniz. Kalan kahveyi bir taşım daha pişiriniz ve fincanlara boşaltınız. Türk Kahvesi sunulurken yaninda su verilmesi gelenektir. İçilen su ağzı kahve lezzetine hazırlar. Ve geleneklerinde rituellik dışında sağlık açısından da bize faydaları vardır. Kahvenin içindeki koffein idrar sökücü olmakla birlikte böbrekleri susuz bırakır. Kahveden sonra içilecek bir bardak su ile bunu telafi edebiliriz.

Hava, nem ve ışık taze kahvenin en büyük düşmanlarıdır. Kahve mutlaka hava almayacak bir şekilde metal bir kutuda saklanmalıdır. Sıcaktan ve nemden korunmalı, serin ve kuru ortamlarda saklanmalıdır. Kahve çekirdeklerini veya öğütülmüş kahveyi buzdolabında ve derin dondurucularda asla saklamamalısınız.
  Alıntı ile Cevapla
Alt 22-06-2009, 08:25 PM   #18 (permalink)
BeRLiNDeN
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

KAHVENIN TARIHI VE CESITLERI





Bir Yemen dilberi
mahbub-ı cihandır kahve
Bir siyah cemali
esmerce civandır kahve"




Kahve ismi muhtemelen kahvenin üretim beşiği olan Güneybatı Etiyopya’nın Kaffa şehriyle ilgisi dolayısıyla verilmiş olmalıdır. Bazılarına göre ise eski Arapça’da şarap anlamında kullanılan “Kahwa” zamanla “kahve”ye dönüşmüş. Anlaşılan Araplar, kahvenin canlandırıcı ve enerji veren etkisini şarabınkine benzetmişler.

Bu arada, kahvenin çekirdeğinin Arapçası bunn, öğütülmüşüne yani toz halde olanına da bön demişler. Arapça’da kahvenin sözlük anlamları arasında gereği gibi tokluk, halis süt, rayiha (koku, aroma), bahşiş, kahvehane ve bir rengin adı da bulunmaktadır.


İngilizce coffee, Almanca kaffee, Fransızca’da ise café demişler ona. Hollandalılar koffie, Macarlar kávé, Romanyalılar kava, Polonyalılar kawa, Romanyalılar cafea, Ruslar kophe, İtalyanlar Caff?, Çinliler kafei veya teoutsé ve Japonlar kohi diyorlar. Yani, Dünyanın tüm lisanlarında üç aşağı beş yukarı benzer kelimeler kahveyi ifade ediyor. Bir ülke hariç. O ülke Ermenistan. Orada, kahveye “Soorj” diyorlar. Nereden türetmişler acaba ?


Kahve ağacının geçmişi, tarih öncesi Afrikasına kadar uzanmakta. Bugün Etiyopya ve Kenya’nın bulunduğu Orta ve Batı Afrika’da o dönemlerde, kahve ağacı olduğu varsayılmakta. Sözünü ettiğimiz yerlerde bugün bile yabani kahve çalıları, ağaçları bulunuyor.

Kahvenin tarihini 1000 yılı civarından başlatmak daha uygun. Çünkü, Habeşiştan’da o yıllarda çalı boyunda her mevsim yeşil ağaçların meyvesi olarak kayda geçmiştir. O yıllarda, o yörelerde dolaşan gezginlerin kayıtlarına göre bu meyveler olgunlaşmadan koparılır, kurutulup kavrulur, öğütüldükten sonra tuz ve yağ eklenerek bir bulamaç haline getirildikten sonra peksimet yapılırmış. Genellikle uzun yolculuklarda ekmek niyetine kervana alınırmış. Bu beş asır böyle sürmüş.

Derler ki Etiyopya’lılar, Arabistan’ı işgal ettiklerinde bu bitkiyi Arabistan’a taşıyıp Yemen’in dağlık bölgelerine dikmişler.

Uzun yıllar, ekmek yapmaktan başka bir şekilde değerlendirilmeyen kahvenin bugün bildiğimiz anlamda içilmeye başlamasıyla ilgili çok değişik rivayetler dolaşır.

Tarihçi Ahmet Efendi’ye göre tekkesinden kovulan ve dağlara sürülen bir derviş, bir başka rivayete göre ise bu kişi Mokka (Muhâ) kentinin şeyhi Ali Bin Ömer El-Şâzilî’dir (Ölm : 1418 ) ve dağlara sürgün edilip aç kaldığında kahve tanelerini kaynatarak suyunu içtiği söylenir. Ama işin enteresan tarafı onu ziyaret edenlerin de şeyhi açlık ve ölümden kurtaran bu nesne ile 8 gün beslendikleri söylenir. Bu arada salgın bir kaşıntı hastalığından (muhtemelen uyuz) bu içecek sayesinde kurtulduklarını çevrelerine anlatırlar. Anlatıldıkça kahve içilmesi Mokka’da yaygınlaşır.

Cezayir’de bugün kahve’ye “Şazeliye” demeleri demek ki bu olayın kahramanına atfen imiş. 1851 yılında basılmış olan “Eser-i Şevket” adlı sözlük ise kahve ile kahbe kelimeleri arasındaki ilişkiyi aşağıdaki rivayeti aktararak izah etmekte :

“Geçmiş zamanlarda Yemen vilayetinde bir fahişe kadın yaşayıp ergenlik döneminden vefatına kadar utanç verici işlerle meşgul olup pek çok nasihat edilmiş ise de bunlara kulak asmayıp o halde vefat etmiş; bu sebepten gasledilip kefenlenmesi meselesi ulema ve ahali arasında bir hayli dedikodu ve münakaşa yaratmış, İslami şeraite uygun şekilde yıkanıp kefenlenmesi kabul edilmemişti. Bunun üzerine Hiristiyan mezarlığına defnedilmiş; ancak Hiristiyanlar da kabul etmeyip bir gece mezardan çıkarıp atmışlar; şeyhlerden bir zat bunu görünce hemen bir derviş göndererek cesedi tekkesine getirtip şer'i hükumlara uygun olarak gaslettirip gömülmesini sağlamıştı.”
Bir süre sonra, evli olmadığı kişilerle cinsi münasebetlere girdiği bilinen bu kadının malum organı üzerinden bir ağaç bitmiş, bir tür meyve vermiş. Şeyh, bu meyveyi kaynatıp suyunu içmekte olduğu bir gün işi çıkarak gitmek mecburiyetinde kalmış ve işi bir dervişine havale etmiş, kaynatırken taşırmamasını da sıkı sıkıya tembih etmiş. Ancak derviş, dikkatsizlikle kahveyi taşırmış. Şeyh Efendi bulunduğu yerden ‘Eyvah, zengin fakir, kadin, erkek herkesin tiryakiliğine sebep oldun’ diye bağırmış. O günden beri kahveye kahbe yemişi denildiği ve kahve meyvesinin görünüşünün de kadının organına benzediği anlatılır.”

Yukarıda aktarılanların dışında bir öyküsü daha var kahvenin. O da keçilerin oynaşması ile ilgili. İşte, size Etiyopya’lı çoban Kaldi’nin öyküsü :

Kaldi, keçilerinin bazı yemişlerini yedikten sonra canlandığını, ve geceleri bile çok az uyuduklarını, farketmiş. Bunun üzerine Kaldi, bu yemişleri denemiş ve kendini daha dinç hissetmiş. Zamanla bu çekirdekleri kavurup öğüten Araplar çok lezzetli ve keyif verici olan kahveyi bulmuş.

Kahvenin keçilere yaptığı etkinin kısa sürede farkına varan insanlar, çekirdekleri toplayıp kullanmaya başlamışlar. Bununla birlikte, olgunlaşmış kırmızı renkli meyvelerin toplanıp içlerindeki tohumlarının yenip içilebilecek hale gelmesi için gerekli işlemlerin bulunup uygulanması oldukça uzun yıllar aldı.

Keşfi ile ilgili rivayetler değişse de, bütün tarihçiler, kahvenin dünyaya yayıldığı nokta olan Yemen'e Habeşistan'dan gelmiş olduğunda birleşiyorlar. 1450 yılında Habeşistan'dan, rivayete göre bir Türk kumandanı olan Özdemir Paşa tarafından Yemen'e getirilen ve üretilen kahve bu tarihten itibaren hızla keyif vericiler arasında başköşeyi aldı. Müslümanlar kahveyi çok sevdiler, Hindistan'dan Kuzey Afrika'ya ve Doğu Akdeniz'e kadar her yerde kahve içilir oldu. İslam'ın gittiği her yere kahveyi de beraberlerinde götürürler. Ve Kahve 1250-1600 yılları arasında Yemen'de ekilmeye başlanır.

Kahve ticareti de uzun yıllar Arapların tekelinde kalır. Çünkü Araplar, güneşte iyice kurutulmadıkça ya da suyun içinde kaynatılmadıkça kahve çekirdeklerinin ülke dışına çıkmasına izin vermezler. Böylelikle uzun yıllar boyunca Afrika ve Arabistan'ın dışına hiçbir kahve çekirdeği çıkamaz. Bu durum Yemen'i kahve konusunda rakipsiz kılar.

Bu yeni içecek, Müslüman toplumlarda “kahvehane” denilen yeni bir toplanma mekanı da yarattı. İlk kahvehane 1511’de Mekke’de bir camiin yanında kuruldu ve daha sonra özellikle cami yakınlarında birçok yerde açıldı.

Kahveyi ilk tanıyanlar Araplar olduğundan kahvenin ilk âşıkları da onlar arasından çıkmıştır. Kahvecilerin pîri sayılan ve :

Her seherde besmeleyle açılır dükkânımız
Hazret-i Şeyh Şâzilî'dir pirimiz üstadımız

Beytinde adı geçen Şeyh Ali bin Ömer El-Şâzilî'nin, kahvenin “tıpkı Zemzem gibi, ne niyete içilirse ona yaradığını” söylediği yaygın rivayetler arasındadır. Fakat, kahveye, Şeyh'ten daha fazla inanmış bir kişi vardır ki ömrünün son yıllarında sadece kahve ile yaşadığı ve “vücudunda bir parça kahve ile ölen insan cehenneme gitmez” dediği söylenmektedir. Bu kişi Ahmed bin Alevi Bâ Cendeb’dir.

İslam dininin alkollü içkileri haram saydığını biliyoruz. Doğal olarak şarap da, alkollü içkiler kapsamına girdiğinden yasak sayılıyordu. Sıcak ve kokulu bir içecek olarak sunulan kahvenin, şarabınkine eşdeğer etkisinin farkına varıldığında, ününün tüm İslam ülkelerine yayılması uzun sürmedi. Tütünden sonra ikinci sıraya yerleşen kahveyi tüm İslam toplumları sevmişti.

Yeni içeceği özellikle de Türkler çok sevmiş : Anadolu, Suriye, Mısır ve Güneydoğu Avrupa'da tanıtmışlardır. 1570'lere doğru kahve tüketimi Yemen’de yerleşmişti ve sufilerin, gece ibadetleri müddetince uyanık kalmalarına yardım ediyordu. XVII. Yüzyılın sonunda Türkiye’de de alışkanlık haline gelmişti. Kanuni Sultan Süleyman devrinde girmiş olan kahve o devirde, Yemen’den hareketle Mısır’dan transit geçerek İstanbul’a ulaşıyordu. Hatta kahvenin Yemen’den geldiğine dair bir çok manimiz vardır. Bunlardan biri aşağıdadır :

“Kahve Yemen’den gelir
Yârimden haber getir
Eğer yarim gelmezse
Yakasından tut getir.”

Kahvehanelerin sayısı Mekke’de hızla artar. O kadar ki birkaç yıl sonra kentte yüzlercesi vardı. İnsanlar bu kahvehanelerde sohbetler eder, gezginlerin öykülerini dinler ve çeşitli oyunlar oynarlar. Kahvehanelerde o denli çok şey öğrenilir ki hepsi birer “bilgelik okulu”na dönüşür. 16. yüzyılın ortalarında kahve Mısır, Suriye ve İran'da da içilir.. İstanbul'un yanısıra Medine, Kahire, Bağdat ve İskenderiye'de de kahvehaneler çoğalmaya başlar. Kanuni Sultan Süleyman'ın askerleri bu keyif veren içeceği Balkan, Orta Avrupa, İspanya ve Kuzey Afrika halklarına da öğretirler.

Ancak kahve bu denli yayılırken yasaklama girişimlerine de karşı karşıya kalır. 1511 yılında Mekke'nin yönetiminden sorumlu olan Khair Bey buyruğundakilerin kahve içip ona karşı geleceğinden çekinerek bu lezzetli içeceği yasaklamaya kalkar ancak bu durum Sultan'ın kulağına gidince kahvenin kutsal olduğu ilan edilerek Khair Bey ölümle cezalandırılır.

Kahvenin bu kadar popüler olmasına karşın Araplar, kahve ağacının yetiştirilmesindeki sırları dış dünyaya karşı korumuş ve yabancıların kahve çiftliklerine girişini yasaklamış.

Kahve çekirdeğini ham haliyle Arabistan'ın dışına çıkaran ilk kişinin Baba Budan adlı bir hacı olduğu söyleniyor. Budan, Mekke'den aldığı kahveleri Hindistan'a kaçırıyor ve oradan da çekirdekler Hollandalıların eline geçiyor. Bu çekirdekler Java'da kurulan kahve çiftliklerinin de temelini oluşturuyor.

Osmanlı'da kahve sıkıntısı başlaması ve Osmanlı’nun bu yüzden diğer ülkelere kahve satmaktan vazgeçmesi, Avrupa’lıları kahvenin tohumlarını alarak sömürgelerinde yetiştirmeye itiyor. Dünyanın ilk kahve serası olan Jardin de Plantes, 1713 yılında Fransa Kralı 14. Louis tarafından kuruluyor. Bazı kaynaklara göre 1720’de, bazılarına göre de 1723 yılında bir deniz subayı olan ve kahve tarihinin en önemli kişilerinden biri olarak bilinen Mathieu Gabriel de Clieu, bu seradan aldığı veya çaldığı kahve çekirdeklerini Martinik Adası'na ulaştırıyor. Hatta gemi yolculuğunda başgösteren içme suyu kıtlığında De Clieu’nün kendi günlük yarım bardak su istihkakını kahve fidanıyla eşit paylaşarak bu zorlu yolculuğu salimen tamamladığı nakledilir. Bu tohumlar 50 yıl İçinde 19 milyon ağaca ulaşıyor ve Orta ve Güney Amerika'nın kahve cenneti olmasını sağlıyor.

Bilin bakalım, kahve tarihi açısından bir dönüm noktası sayılan De Clieu’nün bu deniz yolculuğunu yaptığı geminin adı neydi ? Şimdi bana kızdığınıza eminim. Muhtemelen diyorsunuz ki : “Be adam biz kahve kitabı okuyup bilgi edinelim dedik, oysa sen bizi sıvana sokuyorsun !” Haklısınız. Geminin adı “Le Dromedaire” idi. Yani “Deve”. Tesadüfe bakın Arapların o tarihte (petrol olmadığından) en önemli ticari ürünü Deve adlı bir gemi ile dünyanın öbür tarafına taşınmış. Yani deve edilmiş.

Sonuç mu ? Yemen'den başlayan kahvenin yolculuğu Anadolu sayesinde dünyanın bir diğer ucuna ulaşıyor. Ama hala birçok insan, tarihi bir yanılgı içinde, bugün kahvenin anavatanı olarak Brezilya'yı tanıyor.

Yemen’in kahvesi var
Kahvenin telvesi var
Seninki pek de hırçın
Acep onun nesi var.







Buzlu kahve köpüğü



KAÇ KİŞİLİK: 1
HAZIRLAMA SÜRESİ: 5 dk
PİŞME SÜRESİ: dk



Malzemeler:

Yarım su bardağı sıcak filtre kahve
1 tatlı kaşığı esmer şeker
100 gr kaymaklı dondurma
1 akide şekeri



Hazırlanışı:

* Şekeri sıcak kahveye ilave edip eriyinceye kadar karıştırın. Her yarım saatte bir karıştırarak buzlukta 3 saat bekletin.

* Ufak ufak buzlar oluşmaya başlayınca shaker?a alın ve 2 dakika boyunca çırpın. Servis bardağına doldurup dondurmayı ekleyin. Akide şekerini iri iri kırıp dondurmanın üzerine serpiştirin. Soğuk olarak servis yapın.




Çedene Kahvesi



Hazırlanışı:

Çedene kahvesi Türk Kahvesi gibi hazırlanır. Kahve yapmak için kullanılan menegiç yağlı ve macun kıvamındadır.

1 Fincan kahve yapmak için Cezveye

1 Fincan su veya süt,
1 Çay kaşığı çedene kahvesi,
2 Çay kaşığı toz şeker,
Eklenerek; orta ateşte kaynamaya başladıktan sonra birkaç defa karıştırılıp. 6-7 dakika daha kaynatılır, sıcak olarak içilir.

.



Türk Kahvesi nasıl yapılır..


Türk kahvesi yapmak için doğru gereçlere sahip olmanız gerekir:
Cezve: geniş ağızlı, uzun saplı kahveyi kaynatmak için kullanılan kap.

Kahve fincanları
İstenirse kahve değirmeni.

Türk kahvesi yapmak için kahve çekirdekleri çok ince toz gibi çekilmelidir. Çoğu elektrikli öğütücüler, bu kadar ince kahve çekemezler.

Cezvenin içerisine her fincan kahve için bir fincan su koyun ve her fincan kahve için 1 çaykaşığı kahve ve 1 çaykaşığı şeker koyun. İyice karıştırın, cezveyi kısık ateşe yerleştirin ve yavaşça kaynama derecesine getirin. Kaynamaya başlayınca üstte oluşan köpüğü fincanlara dağıtın, yeniden kaynatın ve kalanı fincanlara dağıtın.
İyi yapılmış bir Türk kahvesinin üstü köpükle kaplı olur ve Türklerde en çok köpüklü fincan misafire veya en yaşlı kişiye verilir. Kahvenin köpüklü olması için doğru boyutta cezve seçilmesi gereklidir. Bu nedenle iyi donanımlı bir mutfakta 1 fincandan 4 fincan alabilecek boyuta kadar cezve takımları olur.



İngiliz Usulü Kahve



Malzemeler

1/2 fincan şekersiz pişmiş kahve
1 dolu çay kaşığı şeker
1 çorba kaşığı vanilyalı dondurma
1 çorba kaşığı kakao
1/2 bardak soğuk süt


Hazırlanışı

Kahveyi şeker ve kakao ile karıştırın.
Buzdolabında soğumaya bırakın.
Vanilyalı dondurma ve sütü ilave edip bir bardakta kamış ile hemen servis yapın.
Süre 10 dk.
Kaç Kişilik 1



İtalyan Usulü Soğuk Kahve



Malzemeler

1 fincan buzdolabında soğutulmuş şekersiz kahve
1 top vanilyalı dondurma
1 çorba kaşığı krem şanti
1/2 çay kaşığı kakao
1/2 çay kaşığı doğranmış şam fıstığı



Hazırlanışı

Kahveyi uzunca bir bardağa koyun.
Dondurmayı içine atın.
Onun üzerine krem şantiyi sıkın.
Kakao ve şam fıstığını serptikten sonra hemen servis yapın.
Süre 20 dk.
Kaç Kişilik 1


Soğuk Kahve

Malzemeler
125 gr. krem şantiy
300 gr. vanilyalı dondurma
1/2 litre şekersiz pişmiş ve buzdolabında soğutulmuş kahve
1 çay kaşığı şeker
1 çorba kaşığı rende çikolata
4 adet buz

Hazırlanışı

Krem şantiyi çırpın.
Sıkma torbasında buzdolabında bekletin.
Dondurmayı küçük parçalar halinde kesin.
Dürt bardağa dağıtın.

Soğuk ve şeker ilave edilmiş kahveyi üzerine dökün.
Her birinin üzerine krem şantiden bir top sıkın.
Rende çikolata ile garnitur yapın.

buzları krem şantilerin arasına koyun.
Kamış ve uzun saplı bir kaşıkla servis yapın.
Süre 15 dk.
Kaç Kişilik 4
  Alıntı ile Cevapla
Alt 22-06-2009, 08:28 PM   #19 (permalink)
BeRLiNDeN
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

Kahvenin Tarihi , Kahve Üretimi ve Kahve Ağacı Yetiştiriciliği




Kahve kökboyasıgiller (Rubiaceae) ailesinin Coffea cinsinden ağaçtır. Afrika'nın nemli ormanlarında kendiliğinden yetişen, orta boyda (5-7 m) bir ağaç olan kahvenin yaprakları her zaman yeşil renkli, kaygan ve parlaktır.


Kahve yapraklarının koltuk bölgesinde yumacık biçiminde bir arada bulunan çiçekler, parlak beyaz renkte ve kokuludur. Kahvenin kiraza benzeyen meyveleri, yumurta ya da küre biçiminde zeytinsi meyvelerdir (drupa), olgunlaştıklarında erguvan kırmızısı rengini alırlar; her meyvenin içinde, bir yam tümsekli, öbür yam yassı, boyuna derin bir çizgiyle çukurlaşmış ve sulu ya da lifli bir öz içinde iki tohum (kahve tanesi) bulunur. Her tohum, bir kılıf içinde bulunan gümüş renginde bir zarla kaplıdır.

Kahve ağacı, 3 ya da 4 yaşında meyve vermeye başlar. Meyvenin büyümesi yavaş olur, olgunlaşması, çiçek-lenmeden 8-12 ay sonra gerçekleşir; bir kahve ağacının çoğu kez hem çiçek, hem de meyve taşıdığı görülür. Meyve verimi, hektar basma 2-5 t arasında değişir. Kahve tohumları, çimlenme yeteneklerini çok kısa sürede yitirirler. Birçok kahve ağacı türü, ticarete yönelik, nitelikli kahve verir. Bunların arasında en çok tanınanı, aranan ve yetiştirileni Arabistan kahvesidir (Coffea arabica); Etyopya'nın yüksek vadilerinde (1 000-2 500 m arasında) kendiliğinden yetişir ve Yemen'deki yüksek vadilerde (500-1 500 m) de yetiştirilir.Kendiliğinden yetişme alanı, ağaçlarla kaplı gölgelik ve nemli küüelerin dar ve derin boğazlarıdır. 1880'e kadar ekimi yapılan tek tür olan Coffea arabica özellikle dağlarda yetiştirilirdi.

Daha sonraları, Afrika'nın ekvator bölgesindeki ovalara kadar çok daha alçak yerlerde yetiştirüebilen, çok nemli ve çok sıcak bir iklimde iyi gelişebilen ama Arabistan mokasından daha az nitelikli kahve veren türler bulundu; bunlardan, Coffea canephora ("robusta" kahvesini verir) Afrika'nın ekvator bölgesindeki bütün sık ormanlarda yetişir ve dünyada Arabistan kahvesinden sonra en çok yetiştirilen kahve ağacıdır; Coffea Liberica ya da Liberya kahve ağacı ("liberia " kahvesini verir), Gine'de Kongo ırmağı ağzında kendiliğinden yetişir; Coffea excelsa Kamerun ve Ubangi Şari'de yabani olarak yetişir.




Kahve Ağacı Yetiştiriciliği

Kahve, Etyopya'da uzun süre bir hasat ürünüydü; XVIII. yy'ın başında Yemen hâlâ tek kahve üreticisi durumundaydı. "1700'e doğru Hollandalı gemiciler, Yemen'deki Moka kahve ağaçlarını Asya içlerine taşıdılar; bu kahve ağaçları Sri Lanka, Cava ve Sumatra'daki büyük tarım işletmelerinin kökenini oluşturdu. Kahve ağacı, 1720'ye doğru Martinik, Guadeloupe ve Guyana'da yetiştirilmeye başladı; daha sonra Antüler'de büyük bir gelişme gösterdi ve XVIII. yy. sonunda kahve üretimi Avrupa'nın gereksiniminin dörtte üçünden fazlasını karşılıyordu. Aynı dönemde, kahve ağacı bir yandan Maskarene adalarına, öbür yandan da Brezilya'ya götürüldü.

XIX. yy. ve daha sonra XX. yy'da dünyadaki kahve ağacı yetiştirilen bölgelerin dağılımında büyük bir değişiklik oldu. Hemileia vastatrix'in yol açtığı pas hastalığının etkisiyle Sri Lanka'daki kahve ağaçları yok oldu; kahve güney Asya adalarına yayıldı; Antiller'deki üretim geriledi, buna karşılık Brezilya'daki kahve üretimi gelişti. Aynı zamanda, Afrika ormanlarında yetişen yabani türlerden elde edilen kahve çeşitleri (excelsa, liberia, robusta) "arabica" kahvesinin üstünlüğüne son verdiler. Günümüzde "arabica ", Doğu Afrika ve Güney As-ya'daki (özellikle Hindistan'da) dağlarda yetişir. Afrika'da, Fildişi Kıyısı, "robusta" tipi kahvede en büyük üretici durumundadır; onu Uganda ve Angola izler; yalnızca "arabica " kahvesi üreten Amerika en büyük kahve dış satımcısıdır. Dünyadaki en büyük kahve ağacı dikili alanlar, Brezilya'nın ünlü "kırmızı toprakları"nda, 500-1000 m arasındaki yüksekliklerde bulunur.




Kahvenin Tarihçesi

Kahve, Arabistan ve Etyopya'da çok eski zamanlardan beri bilinmekteydi; XIV. yy'da Aden'de ve Moka'da kahve içiliyordu; Araplar kahvenin bir içecek olarak kullanılmasını Doğu'da (Mısır, İran, Ortadoğu ülkeleri), daha sonra Batı'da yaygınlaştırddar. Ortadoğu ülkeleriyle etkin biçimde ticari ilişkilerde bulunan Venedikliler kahveyi Avrupa'ya soktular; ilk kahve tohumları 1615'te Venedik'e, 1644'te Marsüya'ya, 1657'de de Paris'e ulaştı. XVIII. yy'ın ilk yıllarından başlayarak da kahve içimi bütün Avrupa'da yaygınlaştı.

Türkiye'ye kahve Afrika'dan Yemen yoluyla Kanunî Sultan Süleyman döneminde getirildi ve o tarihten başlayarak da halkın içtiği bir madde haline geldi.
  Alıntı ile Cevapla
Alt 22-06-2009, 08:31 PM   #20 (permalink)
BeRLiNDeN
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

Kahvenin Dünyadaki Gelişimi








1 -) Etiyopya: 11. yüzyılda Çoban Kaldi, kahve çekirdeğinin keçiler üzerinde canlandırıcı etkisini gördü.

2 -) Yemen: Afrika' dan göçen kabileler sayesinde tanıştı. İlk olarak kahve bahçeleri kuruldu, kavrulup içecek haline getirildi. 16. yüzyıla kadar tarımsal üretimi Araplarca yüzyıllar boyu sır olarak saklandı.

3 -) Suriye-Mısır-İran-Anadolu-Hindistan: Mekke' ye gelen hacılar sayesinde tanınmaya ve yayılmaya başladı.

4 -) İstanbul: 1554 yılında Dünyanın ilk kahvehanesi Tahtakale' de açıldı 1630 yılında şehirde 55 kahvehane ve 100 kahve satıcısı vardı.

5 -) Venedik: İstanbul' un kahvehanelerinden etkilenen Venedik' li tüccarlar, Avrupa' daki ilk kahvehaneyi Venedik' te açtı.

6 -) Marsilya: Fransa' da ilk defa Marsilya'da bir tavernanın mönüsüne girdi.

7 -) Oxford: 1650 yılında bir Türk mülteci, ilk olarak Alkahveyi üniversite öğrencilerine tanıttı ve İngiltere'deki ilk kahvehaneyi açtı.

8 -)Londra: 1652 yılında İngiltere' deki ikinci kahvehane Londra' da açıldı.

9 -) Paris: 1669 yılında Osmanlı Büyükelçisi Süleyman Ağa, 14. Lui' nin sarayında ilk tanıtımı yaptı.Verdiği partilerle Fransız soyluları arasında yayılmasını sağladı.

10 -) Viyana: 1683 yılında Viyana Kuşatması sonrası Osmanlı ordusu kahve çekirdeklerini savaş alanında bıraktı. Bu çekirdeklerin ne işe yaradığını Osmanlı' dan bilen Polonyalı bir göçmen, Viyana' nın ilk kahvehanesini bu öekirdekleri kullanarak açtı.

11 -) Paris: 1689 yılında Paris' teki ilk kahvehane " Cafe Procope" adı altında açıldı. Bu mekan bugüne kadar aynı isimle faaliyetine devam etmektedir.

12 -) Java Adası ( Endonezya ): 1600'lerin sonlarında Arapların tekelini kırmak amacıyla Hollandalılar tarafından Mekke' den gizlice götürdükleri kahve çekirddekleriyle adada deneme yaptılar ve başarılı oldular.Böylece Java Adasında büyük kahve üretim çiftlikleri kuruldu.

13 -) Almanya: 1700' lerin başında Almanya' daki ilk kahvehaneler Leipzig, Bremen, hannover ve Hamburg' da açıldı.

14 - ) Paris: 1713 yılında Hollandalıların, Kral 14. Lui' ye fidanlarını hediye etmesiyle, Fransızlar ilk kahve serasını kurdular.

15 -) Martinik Adası ( Fransız Guyanası ): 1723 yılında Fransız deniz subayu Mathieu Gabriel, Fransız Guyanası'ndaki tropik Martinik adasında ilk başarılı denemeleri yaptı.

16 -) Boston ( ABD ): 1773 yılında İngiltere Kralı' nın çaya uyguladığı yüksek vergiyi protesto eden Amerikan Kolonileri, kahveyi Kuzey Amerika' nın ulusal içeceği haline getirdi.

17 -) Orta ve Güney Amerika ( Brezilya ve Kolombiya ): Bu tarihe kadar Güney ve Orta Amerika'da kahve tarımı yoktu Martinik adasından yayılan kahve çekirdekleri ile, 50 yılda Orta ve Güney Amerika' ya 20 milyok kahve ağacı yayıldı. Bugün dünya kahve üretiminin % 85' i bu kıtadan gelmektedir.
  Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Etiketler
Çeşitleri, diğer, kahve, özellikleri, turk

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Forum Şartları


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 09:34 PM.


Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.2
aBSHeLL
Protected by CBACK.de CrackerTracker
Abshell-AileVadisi

Linkler

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314