AiLeVaDiSi FoRuM  

Go Back   AiLeVaDiSi FoRuM > GeneL Forum > Hukuk Köşesi

Hukuk Köşesi Hukuksal Bütün sorularınızı ve Bilmek istediklerinizi bizlerle Paylaşabilirsiniz

 

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 02-05-2010, 03:12 PM   #1 (permalink)
HaYaTıN iÇiNDeN
JQuLK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
AileVadisi.NeT
Üyelik tarihi: Dec 2009
Bulunduğu yer: -
Konular :
Mesajlar: 35,359
Rep Puanı : 1047
Rep Derecesi : JQuLK has much to be proud ofJQuLK has much to be proud ofJQuLK has much to be proud ofJQuLK has much to be proud ofJQuLK has much to be proud ofJQuLK has much to be proud ofJQuLK has much to be proud ofJQuLK has much to be proud of
İletisim :
Standart Insan haklari çerçevesinde adil yargilanma


http://www.ailevadisi.net
İNSAN HAKLARI ÇERÇEVESİNDE ADİL YARGILANMA
(FAİR TRİAL) VE SÖZLEŞMENİN 6/3-d MADDESİ KAPSAMINDAKİ TANIK DİNLETME VE 6/3-e MADDESİ KAPSAMINDAKİ TERCÜMAN HAKKI



M. Hakan UYAR

Sandıklı Cumhuriyet Başsavcısı



İnsan hakları ve gelişimi
İnsan hakları günümüzde en çok tartışılan kavramların başında olup bugünkü anlayışa göre tüm insanlar eşit, özgür ve onurlu yaşama hakkına sahiptir. Bu hususlar birçok ulusal ve uluslararası belgede ifadesini bulmuş*tur.

J. J. Rouseau “Toplum Sözleşmesi” adlı eserinde “İnsan hür olarak doğar fakat zincirler içinde, zincirlenmiş olarak yaşar” demek suretiyle kişinin doğuştan sahip bulunduğu hak ve özgürlükleri, daha yaşamının ilk gününden itibaren sınırlandığını açıklamıştır. Yani bir kere doğuştan özgür olmak doğuştan itibaren belirli haklara sahip olmak demektir. Özgürlüklerin kaynağı haklar, hakları tesis eden ve onlardan insanların yararlanmasını sağlayansa toplumdur. Tüm bunları ise hukuk marifetiyle yapar. Bu yüzden hukuk ne kadar adilse insanların sadece insan olmak nedeniyle sahip ol*duk*ları haklar o derece güvence altında demektir.

Türkiye ırk, dil, din, etnik köken farkı gözetmeksizin tüm insanların bireysel haklarını anayasa ve diğer yasal düzenlemelerle güvence altına al*mıştır. Bunun göstergesi olarak da, insan hakları konusundaki Avrupa sözleş*meleri ve BM çerçevesinde yapılan önemli sözleşmelerin büyük bir bölü*müne taraftır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Kadınlara Karşı Ay*rımcılı*ğın Ortadan Kaldırılması, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Kişisel Baş*vuru Hakkı, Avrupa İşkencenin Önlenmesi Sözleşmesi, BM Çocuk Hak*ları Sözleşmesi gibi birçok sözleşmeye taraf olup bu sözleşmeler Türk hu*kuku*nun vazgeçilmez bir parçası olmuştur. Hatta daha ileri gidilip bir çok Av*rupa ülkesinde olmayan iç hukuk düzenlemeleri yapılarak bir adım öne dahi geçilmiştir. Bu anlamıyla ülkemiz insan hak ve özgürlüklerini “anaya*sal” bir güvenceye kavuşturmuştur.

Yürürlükteki 1982 Anayasası Türkiye Cumhuriyeti’nin nitelikleri ara*sında insan haklarına saygılı bir hukuk devleti olduğu ilkesini kabul etmiş*tir. Türkiye 1990 yılından itibaren AİHM’nin zorunlu yargı yetkisini tanı*mış, 1987 yılından beride bireysel başvuruyu kabul etmiştir. AİHS uluslara*rası bir anlaşma olarak Türkiye Cumhuriyeti’ni bağlayan bir anlaşma ol*makla birlikte insan hakları ile ilgili Anayasada yer alan hükümler nedeniyle ulusal kanun niteliğindedir. Nitekim Anayasanın 90’ıncı maddesinin son fıkrasında “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası anlaşmalar ka*nun hük*mündedir, bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiasıyla Anayasa Mahke*mesine başvurulamaz” denilmek suretiyle bunu tevsik etmiş belki de kendi kurallarımızdan ve kanunlarımızdan bir adım daha öteye taşımıştır.

AİHS 10 Mart 1954 tarih ve 6366 sayılı Kanunla onaylanmıştır. O zamanki hukukumuza göre bu onaylama iki sonuç doğurmuştur. Bu onay-lama ile Türkiye Cumhuriyeti ilk önce milletlerarası hukukta sözleşme ile bağlanmıştır. İkinci sonuç sözleşmenin onay kanunu ile Türk hukuk düze*nine girmesi, onun bir parçası olmasıdır. 1954’den beri milli hukukumuzda önemli gelişmeler olmuştur. 1961 Anayasası insan haklarında yeni ufuklar açmıştır. İkinci maddede Türkiye Cumhuriyetinin insan haklarına dayanan bir hukuk devleti olduğu ilkesi kabul edilmiştir. Anayasa Komisyonunun 9 Mart 1961 tarihli raporuna göre “kişi hakları, anayasa tarihimizde uzun bir gelişmenin ulaştığı bir merhale ifadesidir. Bu tasarıda genel mahiyetiyle kişi hakları, iktidarı sınırlayıcı bir demokratik prensip olarak yer almaktadır. Ger*çekten, siyasi iktidarın müdahale edemeyeceği maddi ve manevi olanlar, bugün artık tartışılması bile mümkün olmayan bir gerçektir.” 2’nci madde*nin gerekçesinde de Türkiye Cumhuriyeti’nin insan hak ve hürriyetleri te*meline dayandığı vurgulanmıştır. Milli iradenin dahi ferdi hak ve hürriyetler esasına saygı göstermesi gerektiği belirtilmiştir. Böylelikle Anayasada gös*terilen çerçeve içinde kanunların insan hak ve ana hürriyetlerini kaldırama*yacakları ilkesi kabul edilmiştir.

Yukarıda olayın kısmen de olsa felsefesini açıkladıktan sonra, kişi gü*venliği ve özgürlüğünün hukuken güvence altına alınması, keyfi olarak ce*zalandırılmaması, tutuklanmaması, herhangi bir kamu görevlisi tarafından rahatsız edilmemesi gibi hakları uygulayıcılar olarak tüm yargı mensupları*nın gönülden inanması atılacak adımların daha da hızlandıracaktır.



İşte bu aşamada hepimizi yakından ilgilendiren AİHS’nin 6’ncı mad*desi “adil yargılanma hakkı” burada büyük önem kazanmaktadır. Fair Trial denilen bu hak AİHM kararlarının % 80’i ile ilgilidir. Belki de en önemlisi 6’ncı maddedeki hakların otonom olması ve bu hakların hazırlık soruşturma*sında da uygulanabilmesidir.

Ülkemizde açılan davaların % 40’ı beraat ile sonuçlanıyor, aleni ola*rak beraat edecek bir kişiyi yargı önüne çıkarmak bu anlamda bir ihlaldir, ancak Cumhuriyet savcıları olarak Türk sisteminde bunun malum sebepleri olduğu da açıktır.

Altıncı maddenin uygulama alanı CMUK’un 153’üncü maddesi ile yani şüphe ile başlar ve Cumhuriyet savcısı bu konuda gerekli araştırmayı yapmak zorundadır. Bu aşamada henüz suç isnadı yoktur. Cumhuriyet savcı*sı gerekli görürse davasını açar ve suç isnadı iddianame ile başlar.

AİHS 6/3-d maddesi kapsa*mında tanık dinletme

Ceza davalarında tarafların tanık ve bilirkişilere soru sorabilmesi mu*hakeme hukukunda itham, tahkik veya karma sistemlerinden tercih edilen delil sistemine göre farklılık oluşturmaktadır.[378]

Çapraz sorgu (cross examination)[379] itham sisteminde gelişen bir sorgu*lama tekniğidir. AİHM çapraz sorgu yöntemini uygulamaktadır.

Faruk Erem ’e göre insanlık tarihinin ilk dönemlerinde itham sistemi vardı ve bu sistemde suçlayanla sanık arasında eşitlik mevcuttu. Buna karşı*lık orta çağ kilisesinin Hıristiyanlığı yaymak için oluşturduğu engizasyon mahkemesinde kabul edilen gizli ve yazılı yargılama sisteminin esas alındığı tahkik sisteminde hakim hem suçlayan hem de delilleri araştıran makam haline geldiğinden, suçu itirafı sağlamak için sanığa işkence yapılması yay*gınlaşmıştır. Aydınlık çağda (Rönesans) kara Avrupa’sında yer alanların ak*sine bu alandaki kanunlar kilise hukukunun direnci karşısında tamamen kal*dırılmamış ve yumuşatılmış bir tahkik sistemi iktibas ettiğimiz Alman Ceza Usul Kanununa da temel olmuştur. Buna karşılık Anglo-sakson hukuku, kilise hukukundan hiç etkilenmemiş iddia ve savunmanın eşitliğe dayalı itham sistemini koruyarak bu sorgulama tekniğini geliştirmiştir.[380]

AİHS’nin 6’ncı maddesi (3) d bendinde “İddia tanıklarının sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı ko*şullar altında çağrılmasının ve dinlenilmesinin sağlanmasını istemek” şek*lindeki düzenlemeyle tanıkların dinlenmesinde hak eşitliğine dayalı bir dü*zenleme getirmiştir. Fransa, Belçika, Almanya ve Türkiye gibi tahkik siste*minin sertliğini gideren karma sistemin benimsendiği kara Avrupası ülkele*rinde karar makamı etkin bir konumda olmakla birlikte kısmen de olsa ta*rafların doğrudan soru sormasına izin verme yetkisine sahip bulunmakta*dır.

AİHM bugüne kadar verdiği kararlarda ta*nıkların dinlenmesinde hak eşitliğinin silahların eşitliği ilkesinin bir parçası olduğunu, mahkemenin görevinin “ispat araçlarının sunuluş tarzı da dahil olmak üzere yargılama*nın bütünü bakımından adil olup olmadığını araştır*mak” olduğunu bu yüz*den sunulan delillerin kabul edilebilirliği konusunda karar yetkisinin iç hu*kukta olduğunu vurgulamıştır.[381] Bu nedenle çapraz sor*gu da dahil tanıkların ne şekilde dinleneceği konusu da iç hukuka ait bir so*run sayılmıştır.[382]

Türk hukukunda duruma gelince; CMUK’a göre duruşmanın ida*resi, sanığın sorgusu ve delillerin ortaya konulması mahkeme başkanının görevleri arasında sayılmış olduğundan (CMUK md. 231) iddia ve savun*manın eşitliğine dayalı itham sistemi yerine tahkik sistemi ağırlıklı bir karma sistem mevcuttur.

Doğrudan çapraz sorgu yerine yargılamada asıl yetkili ve etkin ko*numda olan mahkeme başkanından (veya tek hakimli mahkemelerde hakim*den) izin almak suretiyle soru sormak veya iddia ve savunma makamının anlaşarak tanık ve bilirkişilerin karşılıklı soru sorması şeklinde iki yönteme yer verilmiştir.[383]

Bunlardan ilk yönteme göre, mahkeme başkanından izin alınarak bilir*kişi sanığa doğrudan doğruya soru sorabilir. Aynı zamanda başkandan izin alınarak mahkeme üyelerinin Cumhuriyet savcısı ve müdafiininde ta*nıklara ve bilirkişilere soru sormaları mümkündür (CMUK md. 233). Ancak başkan soru sorulmasını uygun görmezse bu haktan men edebilir (CMUK md. 234).

İddia ve savunma makamının anlaşarak tanık ve bilirkişilere karşılıklı soru sormaları şeklinde ve belli oranda çapraz sorgu olarak bilinen ikinci yöntem, CMUK’un 232’nci maddesinde düzenlenmiştir.[384] Buna göre Cumhuri*yet savcısı ile sanık tarafından gösterilen tanık ve bilirkişilere bir*likte yapacakları istem üzerine mahkeme başkanının yönetiminde Cumhu*riyet savcısı ve müdafiinin karşılıklı soru sorması mümkündür. Burada kla*sik çapraz sorgu sisteminden farklı olarak başkan etkin bir durumdadır, uy*gun görmediği soruların sorulmasını önleyebilir (CMUK md. 232/2) ve hatta verdiği izni geri alabilir (CMUK md. 234/1).

CMUK 232’de yer alan mevcut hükmün uygulanmasının işlerlik ka*zandırılması AİHS’nin 6’ncı maddesinin (3) d bendinde düzenlenen tanıkla*rın dinlenmesinde hak eşitliğinin de bir gereği sayılmalıdır. Bu hükmün uy*gu*lanmama nedeni mahkemelerin yükünün ağırlığına, savcılarla avukatların karşılıklı sorgu konusunda anlaşamamalarına bağlamak mümkündür.

CMUK Tasarısı AİHS’nin 6’ncı maddesi (3) d’yi dikkate alarak mev*cut yasa hükmünü değiştirmiş ve bu haktan yararlanacakların kapsamını geniş*letmiş, hem de Cumhuriyet savcıları ile avukatların karşılıklı anlaşarak ko*nuyu mahkeme başkanına sunma zorunluluğunu kaldırmak suretiyle ta*rafla*rın doğrudan karşılıklı soru sorma olanağını artırmak suretiyle çapraz sorgu yöntemini bir bakıma önemli ölçüde hayata geçirerek iyi bir adım atmıştır. Buna göre Cumhuriyet savcısı ile sanık avukatı yanında katılan sanık da tanıklara ve bilirkişilere doğrudan soru yöneltme hakkına sahip kılınmıştır.

Altıncı maddenin 3-d fıkrası bir anlamda adil yargılama açısından de*lillerin değerlendirilmesi kısaca ispat konusuna ilişkin bir ilkeyi ortaya koy*maktadır. Savunma tanıkları da iddia tanıklarıyla aynı düzeyde bulunacak, aynı koşullar altında davet edilip dinlenileceklerdir. Sanık “iddia tanıklarını sorguya çekmek ve çektirmek; savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında çağrılmasını ve dinlenilmesinin sağlanmasını istemek” hak*kına sahiptir. Bu hak silahların eşitliği ilkesinin bir uzantısıdır. Ancak bu mutlak bir hak değildir. Altıncı madde bütününe egemen adil yargılama kav*ramına uygun düştüğü ölçüde takdirini yetkili ulusal makamlara bırak*mıştır.

Bir tanığın daha önce polis yahut sorgu yargıcı gibi öteki adli veya kazai merciler türündeki beyan ya da ifadesinin, sonradan duruşma sıra*sında okunması aslında Sözleşmeye (md. 6 (3-d) ) aykırı değildir; yeter ki bir ispat aracı olarak bunlardan yararlanılırken savunma hakkı çiğnenmemiş; sanık kovuşturmanın veya yargılamanın herhangi bir safhasında tanığa soru yö*neltmek yahut onun beyanlarını çürütmek olanağına sahip kılınmış olsun. Bu nedenledir ki Mahkeme Unterpertinger/Avusturya davasında polise sa*nığın gıyabında ifade veren iki tanığın bilahare tanıklıktan çekilerek (sanı*ğın karısı ve üvey kızı), duruşmaya katılmaması üzerine kendilerinin polise ver*dikleri ilk ifadeleri okunarak mahkumiyet kararı verilmesini, 6’ncı mad*denin 3’üncü fıkrasının d bendine aykırı bulunmuştur.

Delillerin açık duruşmada taraflar önünde tartışılıp değerlendirilmesi gereği, yargılama hukukunun üç temel ilkesi ile bağlantılıdır: Gıyapta yargı*lama daima bir istisnadır; ikinci olarak yargılamanın yüzyüzeliği adil yar*gılamanın temel öğelerinden biridir; nihayet 6’ncı maddenin 1’inci fıkra*sında öngörülen “açık duruşma” hak dağıtımının gizli oyunlara alet olma*sını önleyecektir. Mahkeme içtihadında “açık duruşma” ilkesi mutlak olma*yıp yargılamanın adil niteliğini bozmamak kaydıyla istisnalara konu olabilir. Bazı maddi veya hukuki imkansızlıklar nedeniyle, tanığın duruşmada hazır bulundurulması yahut güvenlik nedeniyle sanıkla yüzleştirilmesi mümkün olmayabilir. Böyle durumlarda mahkeme, sağlıklı bir karar vermek için başka ispat araçlarına sahip ise mesele yoktur. Aksi hal (d) bendinin ihla*linin ortaya çıkmasına sebebiyet verilebilir. Mahkeme, her olayı kendi içeri*sinde değerlendirip savunma hakkının vazgeçilmez gereklerini çeşitli yollar ve im*kanlardan yararlanarak sanığa sağlamaya çalışacaktır.

Zana, Dicle ve Doğan/Türkiye davasında adı geçenler kendilerinin sorgulamak yahut sorgulatmak olanağına sahip bulunmadıkları tanıkların beyanı sonucu hüküm giydiklerini bunun da Sözleşmenin 6’ncı maddesinin 1 ve 3’üncü fıkrasının d bendine aykırı olduğunu ileri sürmüşler ve mahke*mede mahkumiyet hükmünün Cumhuriyet başsavcılığında ifade veren fakat sonradan açık duruşmada vicahi olarak dinlenmeyen ve sorgulanmayan ta*nıkların ifadesine dayandırıldığı gerekçesiyle söz konusu fıkra hükmünün (md. 6/1 ve 3-d) çiğnendiğine karar vermiştir. (17.07.2001 tarihli karar.)

Bir savunma tanığının dinlenilmesi istemini reddeden mahkeme, kendi*sini bu sonuca götüren gerekçeleri kararında göstermek zorundadır; aksi uygulama (d) bendinin ihlalidir. Mahkeme içtihadında “tanık” ve “ta*nık beyanı” kavramları, ulusal mevzuat ve düzenlemelerde taşıdığı anlam*lardan bağımsız, otonom kavramlardır. Bu nedenle bazı ülkeler bazı kişilerin (kral, din adamı, cumhurbaşkanı vs.) tanıklığı konusunda rastlanan özel dü*zenle*meleri Sözleşmeye aykırı bulmamıştır. (K. Bricmont/Belçika, 07.07.1989 Messogue et Jabardo/İspanya 06.12.1988.)

AİHM şimdiye kadar verdiği birkaç ka*rarda kimliği bilinmeyen özel kişilerden oluşan tanıkların ifadelerinin hü*küm verilirken kullanılması konu*sunu incelemiştir. Kimliği açıklanmayan kişilerin verdikleri ifadelerin de*ğerlendirilmesi ilke olarak yasaklanmış de*ğildir. Tanığın yukarıda belirtti*ğimiz gibi gizli tutulması için ağır basan ye*terli sebepleri varsa gizli tutma*nın müdafaa bakımından doğurduğu zorluklar gereken şekilde değerlendi*rilmeli ve giderilmelidir.

AİHM özel kişiler tarafından verilen ve verenin kimliğinin gizli tutul*duğu ifadelerin hüküm verilirken kullanılmasını iki olayda reddetmiştir. Hol*landa aleyhine açılmış olan Kostovski ve Avusturya aleyhine açılmış olan Windisch davasıdır.

İlk olayda mahkeme sanık aleyhine kasten veya taksirle doğru olma*yan ifadeler verilebileceği şüphesine dikkati çekmiş ve ayrıca kimliği belli olmayan bir kişinin sanık aleyhine kasten veya taksirle doğru olmayan ifa*deler verilebileceği şüphesine dikkati çekmiş kimliği belli olmayan bir kişi*nin sanık aleyhine peşin hükümle hareket etmesi ihtimaline değinmiştir. Ne sanık ne müdafii muhakemenin herhangi bir aşamasında tanığa soru sormak fırsatına sahip olmamışlardır. Hazırlık soruşturmasında araştırmaları yürüten hakim ve esas hakkında hükmü veren mahkemenin de tanığın kimliğini öğ*rene*mediklerinden söylediklerinin doğruluk derecesi hakkında bir kanaat oluş*turmaları mümkün olmamıştır.

İkinci olay Tirol’da bir kahvehaneye soygun amacıyla girilmesine ilişkindir. O olayda iki kadın kimliklerinin gizli tutulmasını isteyerek olay yeri yakınında bir minibüs içerisinde iki erkeği gördüklerini ve bunların yüzlerinin kısmen mendil ile örtülü olduğunu söylemişlerdir. Daha sonra gizli bir teşhis yaptırılmış ve bu teşhis sırasında şüphelinin yüzüne bir men*dil örtülmüş ve her iki tanık 7-10 metre mesafeden bir otomobil içerisindeki şüphelileri izlemişler ve yüzü örtülü olan o kişinin olay yerinde gördükleri şahıs olduğunu söylemişlerdir. AİHM bu iki tanığın işlenmiş olan suçu biz*zat görmediklerini, sadece sanıkları olay yerinde hazır bulunduklarının ta*nığı olduklarını vurgulamıştır. Böylece olaydaki sorun, duyduğunu söyleyen bir tanığın tanıklığı değil olay yerinde hazır bulunmanın suç işleme açısın*dan yeterli ispat sayılıp sayılamayacağı noktasında yoğunlaşmıştır.

AİHM’nin 6’ncı madde (3) d bendi hakkında vermiş olduğu ve açık*lamaya çalıştığımız Türk hukukundaki tanık dinletme kavramı silahlarda eşitlik prensibine dayanmaktadır. Doktrinde hakim gö*rüşe ve AİHM’nin yerleşmiş içtihadına göre “Ge*nel Fair Trial” ilkesinde silahlarda eşitlik ilkesini içerdiğinden “Fair Trial” hakkının temel öğelerinden biridir.

Altıncı madde (3) d kapsamında tanık dinletme ile verdiğimiz bu bil*gilerden sonra şimdi de 6’ncı madde (3) e kapsamında tercüman hakkını in*cele*meye başlayacağız.

Tercüman hakkı; anlatmaya çalıştığımız insan haklarının artık sa*dece temel hakların belirlenmesiyle yeterli olmadığı, aynı zamanda bu hak*ların somut koruma yöntemlerini güçlendirecek muhakeme hukuku temel kuralla*rıyla gerek ulusal ve gerekse uluslararası düzeyde güvence altına al*mak ge*rektiğini göstermiştir. Nitekim AİHS’nin 6’ncı maddesinde bu gü*venceler “dürüst yargılama” ya da adil yargılama başlığı altında düzenlen*miş bu*lunmaktadır.[385]

Yargılamada kullanılan dili anlamama veya konuşamama nedeniyle yargılananlar arasında dil sorununa dayalı olarak doğabilecek eşitsizliği or*tadan kaldırmayı hedefleyen 6/3-e maddesindeki bu kural, Sözleşmenin 14’üncü maddesinde düzenlenen ayrım yasağının etkinliğini de güçlendir*mektedir.[386]

Hükmünde “duruşma” dilinden söz edilmiş olması bu hakkın yalnızca son soruşturma safhasında varolduğu anlamına gelmez. Duruşma dili ko*vuşturmanın bütünü için geçerli olduğundan sanık bedava tercüman hakkına baştan sona, tüm kovuşturma boyunca kesin hükme kadar savunmaya yöne*lik yanı “kendisinin adil şekilde yargılanmasını sağlayacak” tüm işlemler bağlamında sahiptir. Almanya’ya karşı açılan Luedicke, Belkacem ve Koç davasında Almanya’da üzerine atılı suçtan suçlu bulunan bir kimsenin ter*cüman masraflarını da ödemeye mahkum edilmesinin Sözleşmenin 6 ve 14’üncü maddelerinin birlikte ihlali anlamına geleceği sonucuna varmıştır. Tercüman masraflarında mahkemece mahkum edilmemesi anılan masrafla*rın sadece yargılamada eşitliği sağlamaya dönük olmasından kaynaklan*maktadır.[387]

Tercümandan yararlanma hakkı yukarıda belirttiğimiz gibi yargıla*mada kullanılan dili anlamama veya konuşamama nedeniyle yargılama eşit*liğini sağlamaya dönük bir koşul olup, bunun dışındaki bir amaca hizmet etmez. Bu doğrultuda örneğin yargılama dilini anlayıp konuşabilen bir kim*senin ana dilinin duruşmadaki dil olmadığı gerekçesiyle ücretsiz tercüman*dan yararlanma hakkına sahip olması mümkün değildir.

Ücretsiz tercümandan yararlanma hakkı kapsamı ve uygulanacağı alan bakımından sözleşmede asgari düzeyde düzenlenmiş olmakla birlikte mah*keme içtihatlarıyla belirli bir açıklık kazanmıştır.

Türkiye’de resmi dil Türkçe olduğundan yargılama dili de Anayasa gereği Türkçe’dir. Yargıtayın 12.03.1996 tarih ve 1996/6-2 Esas, 1996/33 sayılı oldukça yeni bir Ceza Genel Kurulu kararı da, ücretsiz tercüman*dan yararlanma hakkını açık bir şekilde vurgulamış ve bu karar Adalet Ba*kanlı*ğının 24. 12. 1996 tarihli genelgesinde şu şekilde yer almıştır.

“İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetlerini Koruma Sözleşmesi, TBMM tarafından 6366 sayılı Yasa ile onaylanarak yürürlüğe konulmuş ve Anaya*samızın 90’ıncı maddesi uyarınca yasa niteliği kazanmıştır.”

TCK’nın 30 ve CMUK’un 406’ncı maddelerinde yargılama gideri*nin kime yükletileceği ve ne şekilde tahsil edileceği gösterilmiştir. Duruş*mada kullanılan dili bilmeyen sanığın bir tercümanın yardımından ücretsiz yararlanacağına ilişkin AİHS’nin “6/3-e maddesi genel kuralı düzenleyen ceza yasası ve CMUK’un yanında istisnai bir hükümdür. Adil yargılanmayı gerçekleştirmek, sanığın duruşmada kullanılan dili bilmemesi nedeniyle kendini etkili şekilde savunmaktan yoksun kalmasını önlemek amacıyla kabul edilmiştir. Kutsal haklardan olan savunma hakkını kolaylaştırmak ve güçlendirmek amacı güdülmüş sanığın duruşmada olup biteni anlaması ve kendisini savunması sağlanmıştır. Yargılama dilinden anlamama yanında sağır-dilsizlik gibi fiziki bir arızanın neden olduğu olanaksızlık halinde de sanığa ücretsiz çevirmen sağlanacak ve kendisine savunma olanağı tanına*caktır.

Bu itibarla; yargılamada kullanılan dili anlamayan ya da sağır-dilsiz olan sanığa yalnız son soruşturmada değil yargılamanın tüm aşamalarında kesin hükme kadar sağlanan tercüman için ödenecek ücretin mahkumiyet halinde dahi diğer yargılama giderlerine eklenerek sanıktan istenmesi müm*kün olmadığının kabulü gerekir.

Türk hukukunda durum; CMUK’un 252’nci maddesi “Tercüman bulundurulacak haller” başlığı altında şu hükmü getirmiştir.

MADDE 252 – Sanık Türkçe bilmiyorsa bir tercüman vasıtasıyla, hiç olmazsa Cumhuriyet Savcısının ve müdafiin son iddia ve müdafaalarının neticeleri kendisine anlatılır.

Sağır veya dilsiz olan sanığa bunlar yazıyla bildirilemeyecek olursa 58. madde mucibince muamele olunur.

MADDE 58 – Tanık, yemin şeklini yüksek sesle tekrar ederek veya okuyarak yemin eder.

Okuyup yazmayı bilmeyen dilsizler işaretlerinden anlayan bir kimse vasıtasıyla işaretle yemin ederler. Okuyup yazmak bilen dilsizler yemin şek*lini yazarak ve imzalarını koyarak yemin ederler.

Yukarıda görüleceği üzere CMUK’daki iki maddenin açıklamaları ba*şından beri AİHM’nin içtihatlarını tam olarak karşılayan maddeler değildir. Anayasamızın 3/1’inci maddesi “Türkiye Devleti ülkesi ve milletiyle bö*lünmez bir bütündür. Dili Türkçe’dir” demektedir. Ancak yargılamada Türkçe kullanılması zorunluluğu sanığın yalnızca Cumhuriyet savcısının ve müda*fiin son iddia ve müdafaalarının neticelerinin kendisine anlatılmasıyla kısıt*lanamaz. Mahkeme içtihatlarında görüleceği üzere bu anlama ilk hazır*lık soruşturmasından son hükmün verilmesine kadar bu hakkın genişletil*mesi gerektiğini göstermektedir.

Ücretsiz tercümandan yararlanma hakkı olanları şöyle vasıflandı*rabiliriz:

A. Duruşmada konuşulan dili anlamayan veya konuşamayan sa*nıklar

AİHS’nin anladığı anlamda sanık hakkında ceza kovuşturmasına baş*lanan ve ifadesine başvurulan kişidir ve bu andan itibaren bu haktan yarar*lanması gerekir. AİHM’nin 27 Şubat 1980 tarihli Deweler dava*sında[388] ve 26 Mart 1982 tarihli Adolf davasında[389] belirtildiği gibi 6/3-e maddesi cezai konuda sanıklık ile ilgili olup bu haktan yararlanma diğer davalarda cezai konuya yaklaştığı oranda göreceli olarak uygulanır (mutatis mutandis).[390] Bu doğrultuda Almanya’ya karşı açılan Öztürk dava*sında AİHM’nin 21 Şu*bat 1984 tarihli kararında idari bir kabahatten dolayı kovuşturulan Öztürk dava*sında Sözleşmenin 6/3-e maddesinin uygulanması gerektiği, zira davacı Öztürk’e isnat edilen idari yaptırımı gerektiren fiilin pek çok ülkede ceza kovuşturmasının konusunu oluşturduğu hatta Al*manya’da 1968/1975 mev*zuatının yürürlüğe girmesine kadar bu fiilin cezayı yaptırımı gerektirdiğini vurgulamıştır.[391]

Ayrıca avukatının duruşmada konuşulan dili bilmesi sanığa ücretsiz tercümandan yararlanma hakkını engellemez. Bununla birlikte ulusal ha*kimlerin sanığın duruşma dilini bilip bilmediklerini değerlendirme yetkileri vardır. Şayet somut bir olayda sanığın duruşmada konuşulan dili anlamadığı ya da konuşamadığı açıkça anlaşılıyor ve mahkemede buna rağmen sanığa ücretsiz tercüman hakkını tanımıyorsa Sözleşmenin 6/3-e maddesi ihlal edilmiş olur. Ancak sanığın duruşma dilini anlamadığını veya konuşamadı*ğını ilgililere bildirmesi ve bu konuda sözlü veya yazılı tercüman talebinde bulunması gerekir. Bazen böyle bir gereksinim olmayabilir, çünkü kimin ulusal mevzuatta tercüman görevlendirmesi ulusal mahkemenin re’sen gö*revlendirme yükümlülüğüne girebilir.

B. Duruşma dışında yakalama, gözaltına alma ve suç isnat etme gibi durumlarda konuşulan dili anlamayan veya konuşamayan sanık*lar

Açıklamalarımızın en başından beri belirttiğimiz gibi Sözleşmenin 6’ncı maddesi yalnızca yargılama aşamasında değil hazırlık soruşturmasını da kapsayan otonom bir maddedir. Bu yüzden mahkeme sözleşmede her ne kadar yalnız duruşmadan söz edilse bile duruşma dışında sanığa ilişkin ola*rak yakalama, gözaltına alma ve suç isnat etme gibi durumlarda da konuşu*lan dili anlamayan veya konuşamayan sanıkların tercümandan yararlanma hakkı bulunduğunu kabul etmektedir. Maddenin bu şekilde yorumlanması adil yargılanmanın doğal bir sonucudur.

Yürürlüğe giren Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği ve Yakalama ve Gözaltına Alma Yönetmeliğinde bu yönde bir düzenleme yapılarak her türlü aramaya maruz kalan ancak bunun sebebinin ne olduğunu Türkçe bil*mediği için bilmeyen şahısların insan hakları çerçevesinde bilgilendirilmesi açısın*dan tercüman hakkı ile ilgili bir madde konulmasının bu anlamda ya*rarlı ola*cağı düşüncesindeyim.

C. Sanığı suçlayan tüm belgelerin tercümesini istemesi hakkı

AİHM’ye göre tercümandan yararlanma hakkı sanığı suçlayan tüm belgelerin tercüme edilmesi yükümlülüğünü içerir. Yukarıda bahsettiğimiz gibi Luedicke, Belkacem ve Koç davasında bu yükümlülüğü açık şekilde belirtmiştir.

AİHM’nin vardığı bu sonucun, dosyada bulunan bütün resmi belge ve delillerin yazılı tercümesinin yaptırılması zorunluluğu şeklinde anlaşılma*ması gerekir. Avusturya’ya karşı açılan Kamasinski davasında AİHM’nin verdiği 19.12.1989 tarihli karara göre “Tercüman yardımı sanığa isnat edi*lenin ne olduğunu anlamaya ve özellikle olaylara ilişkin kendini anlatım biçiminin mahkemeye sunacak şekilde savunmasını yapmayı sağlayacak düzeyde olmalıdır.”

D. Dinlenen tanıklar

Ceza davasında dinlenen tanıklar, yargılama dilini bilmemeleri veya an*lamamaları halinde tercümandan yararlanma hakkına sahiptir. Tanığın an*lattıklarının delil olabilmesi için anlaşılabilir olması gerekir. Bu anlaşılabi*lirlik ise tercüman marifetiyle sağlanabiliyorsa tercümandan yararlanma hakkından yararlananlar kapsamına yargılama dilini bilmeyen veya anlama*yan tanığın da dahil edilmesi gerekir. Bu durumda gerçeğin ortaya çıkması için tercüman aracılığıyla dinlenen tanığın tercüme masraflarının da mah*kum olması halinde dahi sanığa yükletilmemesi mahkeme içtihatlarına uy*gun düşer.

E. Sağır ve dilsizler

Bu konuda da geçen anlatımlarda bilgi verilmiştir. CMUK’un 252 ve 58/2’inci maddeleri Türk hukukunda sağır ve dilsizlerden bahsetmektedir. Söz*leşmenin 6/3-e maddesinin bu kimseleri de kapsadığı kabul edilmeli fiziki bir engelin yargılama dilini anlamama ve konuşamama kavramına dahil ol*duğunu kabul etmek gerekir.

Tercümanın hukuki statüsü

Tercüman duruşma dilini bilmeyen ya da anlamayan veya sağır ve dil*siz olması sebebiyle iletişimi kuramayan sanık veya tanık ile mahkeme ara*sında çeviri şeklinde bir belirlemeyi yapan iletişimi kuran kişidir.

Türk uygulamasında tercüman konusu Almanya’da olduğu gibi CMUK’un yanında başka bir yasada düzenlenmediğinden CMUK’da eksik*lik bulunmaktadır. Bu yüzden tercümanın çağrılması, yemin ettirilmesi, gö*revden çekilmesi halleri gibi konular boşlukta kalmaktadır. Bu boşluğu dol*durmak için tercümanın konumu bazen tanıklara ilişkin kurallara göre ve çoğunlukla da bilirkişi benzetilerek çözülmektedir. Nitekim 24.12.1996 ta*rihli Adalet Bakanlığı genelgesinde konu olarak “yabancı uyruklu sanıklara soruşturma ve yargılama sırasında tercüman bilirkişi ücretinin yükletilme*mesi” ifadesine yer verilmiştir. Yargıtay Altıncı Ceza Dairesinin 20.11.1995 tarih ve 1995/11619 E., 12124 sayılı kararında da bu düşünce dile geti*rilmiş*tir.

Bilirkişi teknik bilgisiyle adalete katkıda bulunduğundan Faruk Eren’inde belirttiği gibi tercümanın statüsünün ayrı bir düzenleme ve ayrı bir başlık altında düzenlenmesi daha uygun olacaktır.[392]

[378] Yargılama makamının iddia ve savunma karşısındaki durumu bakımından ortaya çı*kan ve delil toplama da çeşitli ülkelerde üçünden biri tercih edilen bu sistemler ve özellikleri hakkında bk. Bahri Öztürk, Bahri Erdem, O Özbek, “Uygulamalı Ceza Mu*hakemesi”, 4. bası, Ankara 1999, n 100; Nurullah Kunter, Feridun Yenisey, “Ceza Muhakemesi Hukuku” 9. B İstanbul , n 34-37.

[379] 2-Anglo-sakson hukukundan gelen bu kavrama Türkçe’de Kunter CMUK’da kabul edildiği şekliyle “karşılıklı sual sorma sistemi”demişse de (bk. n 474-3c) (aynı doğrul*tuda Süheyl Donay, İnsan Hakları açısından sanığın hakları ve Türk hukuku İstanbul s. 1982) öğretide genellikle çapraz sorgu teriminin benimsendiği görülmektedir. Bu ko*nuda bk. Baha Kantar, “Ceza Muhakemesi Usulü”Ankara 1957, s. 237; Faruk Erem, “Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunun (Şerh)” Ankara 1996, s. 487 vd. Erdener Yurtcan, “Ceza Yargılaması Hukuku” İstanbul 1982, s. 361; Bahri Öztürk, Bahri Erdem, O. Özbek, “Uygulamalı Ceza Muhakemesi” s. 384; Nur Başar Centel, “Ceza Muhakemesi Hukukunda Müdafi”, İstanbul 1984, s. 134; Metin Fevzioğlu, “Ceza Mahkemesi Huku*kunda Tanıklık”, Ankara 1996, s. 349, Adnan Yağcı, “Ceza Muhakemesi Hukukunda Tanık” (Doktora tezi) DEU Sosyal Bilimler Enstitüsü, İzmir, 1998 s. 249 vd.

[380] RASSAT Michele-Laure, Procedure penale, ed PUF, Paris, 1990 n 184

[381] Feyyaz Gölcüklü, Şeref Gözübüyük, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Uygula*ması”, Ankara, 2. b 1996 n 546-552.

[382] Donay, s 182-183.

[383] Feyzioğlu, s. 342 vd; Centel, s. 133-137B.

[384] CMUK ‘ da bu hüküm şöyle düzenlenmiştir.

Şahitlerle , bilirkişi, C. Savcısı ve maznun taraflardan dinlenmeleri ve istizahları:

Madde 232 – Cumhuriyet Savcısı ile sanık tarafından gösterilen tanıklarla bilirkişi*nin dinlenmelerini ve istizahını, Cumhuriyet Savcısı ve müdafiin müttefikan vaki talep*leri üzerine mahkeme reisi kendilerine tevdi eder. Bu takdirde Savcı tarafından gösteri*len tanıkları ve bilirkişiyi evvela dinlemek ve istizah etmek hakkı Cumhuriyet Savcısına aittir. Sanık tarafından gösterilen tanıklar ve bilirkişinin dinlenmesinde ve istizahında aynı rüçhan müdafie aittir.

Bundan sonra reis dahi tanıklara ve bilirkişiye meseleyi daha ziyade tenvir için lü*zum gördüğü sualleri sorabilir.

[385] Jacques VELU-Rusen ERGEÇ, La convention europeenne des droits de I’ homme, Ed. Bruylant, Bruxelles, 1990, s. 335, no:381

[386] Sanığın hazırlık soruşturmasında ifadesinin alınması DEU Hukuk Fak. Yay. İzmir 1996, S. 232-233; Erol Cihan, Feridun Yenisey, “Ceza Muhakemesi Hukuk”, Beta, 2. b. İstanbul 1997, S. 200, no: 254.

[387] Arrets et Decisions de la Cour des doits de I’homme, Serie A, vol. 29, Av. Kom. Yay., Strasbourg, 1979, S. 21 ve 53.

[388] Affaire Deweler, arrets et Decisions de la Cour des doits de I7Homme, Serie A, vol. 35. Av. Kon. Yay. Strasbourg, 1980, s. 30 ve 56.

[389] Affaire Adolf, Arrets et Decisions de la Cour des diots de I’homme, Serie A, vol. 49 Av. Kon. Yay. Strasbourg, 1982 S. 15 ve 30.

[390] Feyyaz Gölcüklü, Şeref Gözübüyük, age, s. 283, 350 vd.

[391] Affaire Öztürk, Arrets et Decisions de la Cour des doits de I’homme, Serie A. vol. 73, Av. Kon. yay. Strasbourg, 1984, s. 20 ve 53 Öte yandan Almanya bu karar ve ben*zeri başvurular üzerine düzene aykırılıklar yasasında ve CMUK’da 15.6.1989 tarihli yasa ile değişiklik yapmış ve sanığa ücretsiz çevirmen sağlamayı kabul etmiştir. Bu konuda bk. Şeref Ünal, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, TBMM yay. Ankara 1995, S. 186-187.

[392] Faruk Eren, age, s. 540.






imza
Ölüm elbet herkes için gelecektir...
Ancak sadece bazıları o an geldiğinde gerçekten yaşamış olarak ölecektir...
İşte ölüm ve yaşam arasındaki fark budur.
Herkes ölür, ama herkes gerçekten yaşayamaz...
-j-



JQuLK : Bir savaş sırasında omuzunu dayaya bileceğin güvenilir adamın.
JQuLK isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Reklamlar Bağışlanmaktadır
Cevapla

Bookmarks

Etiketler
adil, çerçevesinde, haklari, insan, yargilanma

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Forum Şartları


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 03:36 PM.


Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.2
aBSHeLL
Protected by CBACK.de CrackerTracker
Abshell-AileVadisi

Linkler

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307