AiLeVaDiSi FoRuM  

Go Back   AiLeVaDiSi FoRuM > GeneL Forum > Dini Bilgiler - Dini Sohbet > İslami Resim/Ayet/Hadis/Dua

İslami Resim/Ayet/Hadis/Dua İslami Resimler,Ayetler,Hadisler,Dualar

 

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 14-05-2010, 05:04 PM   #791 (permalink)
ıŞıK SaÇaN
HinaPoTioa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
AileVadisi.NeT
Üyelik tarihi: Mar 2010
Konular :
Mesajlar: 94,007
Rep Puanı : 1274
Rep Derecesi : HinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud of
İletisim :
Standart


http://www.ailevadisi.net
Falcılık, Bâtıl inanç ve Hurafeler Falcılık, Bâtıl inanç ve HurafelerSual: Fal günah mıdır? Falcılık ve büyücülük aynı şey midir?
CEVAP
Yıldız falı, kahve falı, el falı gibi her çeşit fal hurafedir. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Falcının, büyücünün söylediklerine inanan, Kur'an-ı kerime inanmamış olur.) [Taberani]
(Fal baktıran, falcıya inanmasa bile, kırk gün namazı kabul olmaz.) [Müslim]

Cinci hocanın cinden kurtardığına inanarak, ona ücret vermek caiz değildir. Çalınanları, kaybolanları bilirim diyen ve buna inanan da kâfir olur. “Bana cin haber veriyor, onun için biliyorum” derse, yine kâfir olur. Çünkü cin de gaybı bilmez. Gaybı yalnız Allahü teâlâ, bir de onun vahy ve ilham ettikleri bilir. Cin, bu iki yoldan öğrendiğini haber verirse, “Bana falanca evliya bildirdi” derse küfür olmaz. Cinden arkadaş edinip, olmuş şeyleri ona sorup, ondan öğrenmek ve bunları başkalarına bildirmek de caiz değildir. Çünkü cinlerin gördüğü şeyleri doğru anlatıp anlatmadığı bilinemez.

Cincilere ve büyücülerin, söylediklerine, yaptıklarına inanmak, bazen doğru çıksa bile, Allah’tan başkasının her şeyi bildiğine ve her dilediğini yapacağına inanmak olup, küfürdür. Büyü öğrenmek de, öğretmek de haramdır. Müslümanları zarardan korumak için öğrenmek de haramdır. Hayırlı iş yapmak için de haram işlemek, büyü çözmek için büyü yapmak da caiz değildir. Büyü yaparken, küfre sebep olan bir şey yapmak küfürdür. Böyle olmazsa, büyük günahtır. Hadis-i şerifte (Büyü yapan ve yaptıran ve bunlara inanan bizden değildir) buyuruldu. (Bezzar)

Burçlara göre fal açmak da hurafedir. Her burçta doğan aynı karaktere sahip olsa, bütün dünyadaki insanlar burç sayısı kadar yani 12 karakterli olurlar. Aynı burçta doğan iki kişiden biri âlim, diğeri zalim, biri sert, öteki yumuşak olabilir. İnsanların karakterlerini burçlar tayin etmez.

Siftah olarak alınan parayı çeneye sürmek, güvercine kağıt çektirmek, misafir giden evi 3 gün süpürmemek, salı günü yola çıkmamak, sabunu elden ele vermemek, kötü bir şey söylendiği vakit eliyle bir yere tıklayarak şeytan kulağına kurşun demek, cenazede küreği birinin eline vermeyip yere atmak, lohusa kadının kırkı çıkıncaya kadar, dışarı çıkmaması, yanında birisinin bulunması, hatta yanına bir süpürge olsun koymalı demek, kırkı çıkmamış iki çocuğu birbirinin yanına getirmemek bâtıl inançtır.

Hıdrellezi, Nevruzu, Noeli kutlamak, dert ve dilek için yatırlarda bulunan ağaçlara çaput bağlamak, türbelere mum dikmek, cenazeyi yüksek sesle tekbirle veya marşla götürmek, matem işaretleri taşımak, çelenk götürmek caiz değildir.

Bid’at olmayanlar
Bid’at ehli, aşağıdakileri de hurafe saymışsa da yanlış söyledikleri çeşitli kitaplarda yazılıdır:

Kur'an ve hadiste olmayıp da, icma veya kıyası fukaha ile meydana gelen hükümler bid’at değildir.

İki bayram arasında nikah yapmak caizdir. Peygamber efendimiz, Cuma gününe rastlayan bir bayram günü, namazdan sonra, nikah yapması istenince, (İki bayram arası nikah olmaz) buyurdu. Yani vakit dar, bayramlaştıktan sonra tekrar Cuma namazı için mescide geleceğiz demek istemiştir.

Nazar için kurşun dökmek, nazar boncuğu takmak, tarlaya at kafası takmak bid’at değildir. Bunlara bakılınca, gözlerdeki şua ilk defa oraya gider ve nazar önlenir. (Hindiye)

Ölü işittiği için, ölüye telkin vermek sünnettir.
Devir ve iskat bid’at değildir.
Definden sonra, mezarlıkta, cenaze sahiplerine taziyede bulunmak bid'at değildir.

Peygamber efendimizin âdet olarak yaptığı şeyleri yapmamak [mesela entari giymemek] yahut da yapmadığı şeyleri yapmak, [mesela çatal kaşık kullanmak] bid'at değildir.

Ölmüş evliyaya adak yapmak, yani mübarek bir zatı vesile edip, Allahü teâlâya yalvarmak caizdir. Mesela (Hastam iyi olursa, sevabı Seyyidet Nefise hazretlerine olmak üzere, Allah için, adak olarak bir koyun keseceğim) demek. Burada, Allahü teâlâ için kesilen adağın sevabı Seyyidet Nefise hazretlerine bağışlanıyor, onun şefaati ile, Allahü teâlâ, hastaya şifa veriyor kazayı, belayı gideriyor. Koyunu mezar başında kesmek haramdır. Puta tapanların, put yanında kesmelerine benzememeli. Türbenin avlusu genişse, bir kenarda kesilebilir.

İşleri, Allahü teâlânın yaptığına inanarak, türbelerdeki evliyadan yardım istemek, onların hürmetine dua etmek de bid’at değildir. Hz. Mevlana, (Ben ölünce, beni düşünün, imdadınıza yetişirim) buyurdu. Deylemi’nin bildirdiği (Kabirdekiler olmasa, yeryüzündekiler yanardı) hadis-i şerifi de, Allahü teâlânın izni ile, ölülerin dirilere yardım ettiğini göstermektedir.

Fal ve din istismarı
Kabataş parkında çoluk çocuk oturuyorduk. Esmer bir kız, yanımıza yaklaşıp, (Şu gözlüğümü bir takayım, falınıza öyle bakayım. Neyse halın, çıksın falın) dedi. Ben de, başımdan savmak için, (Biz fala mala inanmayız) dedim. Hemen, (İyi ama beyim, “Fala inanma, falsız da kalma” dememişler mi? Sen yine inanma. Falına bakar, karamsarlıktan kurtulursun, rahata kavuşursun) dedi. Falcıyı uygun şekilde uzaklaştırdıktan sonra, Peygamber efendimizin, (Falcının söylediklerine inanan, Kur’an-ı kerime inanmamış olur) buyurduğunu oradakilere söyledim. Benim hadis-i şeriften bahsettiğimi gören, cübbeli ve bid’at sakallı bir genç, yanıma yaklaşarak, (Amca, duamı almak istemez misin?) dedi. Onun ne demek istediğini anlayamadım. Elimdeki galetayı ona verip, (Dua edersen et, bana niye soruyorsun?) dedim. Eli ile para işareti yaptı. Sonra anladım ki, (Para ver, sana dua edeyim) demek istiyormuş. Halbuki dini alet etmek doğru değildir. Çünkü Allahü teâlâ, Âdem aleyhisselama, (Sakın ola ki, neslin dini geçim vasıtası yapmasın, din ile dünya menfaatini talep edenlere yazıklar olsun!) buyurmuştur.

Kabir fareleri
Kabataş’a gelmeden önce de, Beşiktaş’a uğramıştım. Mezarlığın yanından geçerken bir Fatiha okuyayım, dedim. Hemen yanıma bir genç gelip dedi ki:
- Amca hazır hatim var.
- Kaça satıyorsun?
- Amca Kur’an satılır mı, satılsa ona değer biçilir mi?
- İyi ama sana ne vereceğiz?
- Gönlünden ne koparsa...
- Sen hafız mısın?
- Elbette amca.
Cebimden çıkardığım Tebareke cüzünü gösterip sordum:
- Şunu bir okur musun?
- Amca, hafız olan hoca efendidir. Hatmi de o hazırladı. Ben sadece vazifeliyim.
- Hatimlerin parasını hoca efendi ile müşterek mi paylaşıyorsunuz?
- Hayır, ben aldıklarımın hepsini veriyorum. O da duruma göre az çok veriyor.
- Hoca efendi para ile Kur’an okumanın caiz olmadığını bilmiyor mu?
- Bilmez olur mu hiç?
- Biliyor da niye hatim sattırıyor?
- Amca biz hatim satmıyoruz. Hediye ediyoruz. Para veren olursa alıyoruz.
- Delikanlı müftiyüssekaleyn diye birini duydun mu? Sen şu hoca efendinin adını söyler misin?
Genç, söylediğim kelimeyi anlamadı galiba. Müftü müfettişi mi ne zannetti.
- Hoca efendi öldü, sağlığında verdiği hatimleri bağışlıyorum.
- Anlaşıldı. Bak sağlığın yerinde, alnının teri ile kazansan olmaz mı?
- Olur, bundan sonra öyle yaparım, diyerek uzaklaştı.

Dini alet etmek
Malını müşteriye gösterirken, tüccarın Allah demesi, Kelime-i tevhid okuması günahtır. Bunları para kazanmaya alet etmek olur. Müşteri çekmek için dükkanına dini levhalar asmak da, dini ticarete alet etmek olur.

Gerek şahsi, gerek siyasi menfaat veya nüfuz sağlama işine din istismarı denir ki, bunun dinimizdeki adı riyadır. Koltuk kapmak, alkış toplamak, bir grup insanı peşine takmak, herhangi bir menfaat gibi Allah rızasından başka niyetlerle yapılan her iş riya olur. Riya çok büyük günahtır. İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki: İyi bil ki, riya haramdır. Peygamber efendimiz, (Ahir zamanda dünya menfaati için dini alet eden, gösteriş yapan, sözleri baldan tatlı kimseler çıkar. Bunlar kuzu postuna bürünmüş birer kurttur) buyurdu. (Tirmizi)

Din alet edilerek elde edilen mala şair lanet ederek der ki:
Lanet ola ol male [makama, şöhrete] ki,
tahsiline anın ya din ola, ya ırz, ya namus ola alet.

Sual: Halk arasında, bir hanım ölünce, saçları göğsünü örtecek uzunlukta olmalıdır diye bir inanış var. Bu doğru mu?
CEVAP
Doğru değildir, aslı yoktur.

Sual:
Kulak çınlaması kötüye alamet midir? Çınlayınca okunacak dua var mı?
CEVAP
Kulak çınlaması kötüye alamet değildir. Çok kimsenin kulağı çınlar. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Kulağı çınlayan beni hatırlasın, bana salevat-ı şerife getirsin. Sonra da "Beni hayırla anana Allah rahmet etsin!" desin!) [Müslim]

Sual: Göz seğirmesi kötüye mi alamettir?
CEVAP
Hayır.

Sual: Gözü seğiren, bir şey olacağına inansa, günah mıdır?
CEVAP
Hayır. Tefeül caizdir. [Hayra yormak]

Sual: Gazetelerdeki burç sayfalarını okumanın hükmü nedir?
CEVAP
Caiz değildir.

Sual: İnsan karakterleri burçlara göre midir?
CEVAP
Halk arasında, zodyak (burçlar kuşağı) üzerinde yer alan 12 takım yıldıza "burçlar" adı verilir. Zodyak, gökyüzünde güneş ve başlıca gezegenlerin yolu üzerinde bulunduğu tasarlanan hayali bir kuşaktır. Burçlar kuşağı olarak da söylenir. Güneşin burçlara karşı olan durumunun değişmesi yüzünden, bugün burçlardan hiçbiri kendi adıyla anılan bölgede bulunmamaktadır. Bu yüzden 20. yüzyılda Güneş, 1 Ocak’ta Oğlak burcunda olmayıp Yay burcundadır. Bu yüzden de burçlarda doğanların belli bir karakter sahibi olduğu söylenemez. Her burçta doğan aynı karaktere sahip olsa, bütün dünyadaki insanlar 12 karakterli olurlar. Aynı burçta doğan iki kişiden biri âlim, diğeri zalim, biri sert, öteki yumuşak olabilir. İnsanların karakterlerini burçlar tayin etmez.

Sual: Gece tırnak kesilmez diyorlar. Ne zaman kesmeli, tırnak kesmenin dinimizdeki yeri nedir?
CEVAP
Tırnak gece veya gündüz her zaman kesilebilir. Haftanın her günü kesilebilir. Cuma günü, cuma namazından sonra kesmek daha iyi olur.

Tırnağı uzun olanın rızkı meşakkat ile, sıkıntı ile hasıl olur. Hadis-i şerifte, (Cuma günü tırnağını kesen, bir hafta, beladan emin olur) buyuruldu. Cuma namazı için gusletmek, güzel koku sürünmek, yeni, temiz giyinmek, saç, tırnak kesmek sünnettir. Tırnakları Cuma namazından önce veya sonra kesmek sünnettir. Namazdan sonra kesmek efdaldır. (Dürr-ül-muhtar)

Hadis-i şerifte, (Cuma günü tırnak kesmek şifaya sebeptir) buyuruldu. (E.Şeyh)
Başka bir hadis-i şerifte, Peygamber efendimizin Cuma günü namaza gitmeden önce, tırnaklarını keserdi. Perşembe günü de tırnak kesmek caizdir. Kesilen tırnakları gömmek iyi olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Saç ve tırnağınızı toprağa gömün, büyücüler onlarla sihir yapmasın!) [Deylemi]

Sual: Bir dileğin kabul olması için, Mekke veya Medine’den getirilen bir miktar hamur, bir gece evde kaldıktan sonra, bir bardak un, şeker ve süt katılıyor. 10 gün bu hamurun yanında hacet namazı kılınıyor. Sonra bu hamur dörde bölünüyor. Bir parçası ile tatlı yapıp ev halkı yiyor. Diğer üç parçası komşulara veriliyor. Onlar da aynı şeyleri yaparak dilekte bulunuyor. Böyle bir şeyin dinimizde yeri var mıdır?
CEVAP
Bunların aslı yoktur, uydurma şeylerdir. Dilek için çeşitli dualar vardır. [Duanın önemi ve çeşitli dualar maddesine bakınız.]

Sual: Hocalar Yıldız nameye bakıyor, günah mıdır?
CEVAP
Yıldız name fal kitabıdır, bakmak ve inanmak haramdır büyük günahtır, küfre kadar götürür.

Sual: Yasin okunup düğümleniyor, kırk adet olunca kabre konuyor, böyle yapmak uygun mudur?
CEVAP
Uygun değil, bid'attir.

Sual: Bazı yatırlara para atılıyor. Mahzuru var mıdır?
CEVAP
Kabirlere para atmak, iplik bağlamak gibi şeyler dinimizde yoktur. Bunların hiç bir faydası olmadığı gibi, bid'at olduğu için de zararlıdır.

Sual: Makas gibi kesici aletler elden ele alınmaz deniyor. Alınırsa o iki kişi kavga eder deniyor. Makas hep kapalı durmalı deniyor. Açık durursa kefen biçer deniyor. Bunların aslı var mı?
CEVAP
Aslı yoktur, hurafedir.






imza
Resurrecturi Exsurge, et Agnos Factus Leonibus
HinaPoTioa isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 14-05-2010, 05:04 PM   #792 (permalink)
ıŞıK SaÇaN
HinaPoTioa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
AileVadisi.NeT
Üyelik tarihi: Mar 2010
Konular :
Mesajlar: 94,007
Rep Puanı : 1274
Rep Derecesi : HinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud of
İletisim :
Standart


http://www.ailevadisi.net
Cin ve illüzyon Cin ve illüzyonSual: Cinlere, illüzyon diyenler var, doğru mudur?
CEVAP
Bazı kimselerin, cinleri hayal (illüzyon) sanarak, yok demeleri yanlıştır.
Korkudan, göz önünde hasıl olan hayaller, elbette yoktur. Fakat, bu hayalleri cin sanmak, cinden haberi olmamak demektir. Bir şeye yok diyebilmek için, o şeyi tanımak gerekir. Tanımadan yok demek, çocukça laf olur. Bu gibilere, ilim adamı demek, yersiz olur. Bütün Peygamberlerin haber verdiği ve hele, Peygamber efendimizin çeşitli zamanlarda haber verdiği bir bilgiye, akla, tecrübeye dayanmadan, zan yolu ile, çala kalem yok demek, ilim adamına yakışır bir şey değildir.

Cinlere, meleklere, Cennete, Cehenneme inanmayanlar, (Kim gitmiş, kim görmüş? Var olsalardı görürdük. Görülmeyen şeye inanılmaz) diyorlar. Gözü akla değil, aklı göze bağlı sanıyorlar. Halbuki akıl, duyu organları üstünde bir kuvvettir ve hissedilen şeylerin doğrusunu, yanlışını ayıran bir hakimdir. İnsanlar, göze tâbi olsaydı, insanlık şerefi, gözün kuvveti ile ölçülseydi, kedi, köpek ve farenin insandan daha şerefli olması gerekirdi. Çünkü, bu hayvanlar, karanlıkta da görüyor, insan ise göremiyor. O halde, göremediğine inanmak istemeyen kimse, insanlığı, hayvandan aşağı düşürmektedir. Demek ki, his organlarımız, aklın aletleridir. Hakim, kumandan akıldır. Akıl, görünmeyen, duyulmayan şeyleri reddetmediği gibi, yokluğu ispat edilemeyen ve anlaşılamayan şeylere de yok demez. Bunlara yok demek, akla uygun olmaz. (S. Ebediyye)

Cinlerin yaradılışı
Normal akla sahip bir kimse, kâinattaki muazzam nizamı incelediğinde, bunun kendiliğinden olmadığını anlar. (Dünya kendi kendine muntazam bir şekilde nasıl asırlardan beri dönebilir. Elbette döndüren bir yaratıcı vardır) der. Yaratıcıya inanan da Onun bildirdiklerine inanır. Çünkü cinleri, şeytanları inkâr etmek, Allahü teâlâyı inkâr etmek demektir. Bunun için aklı, fenni, göze tâbi kılmamalı, aksine gözü akla tâbi kılmalıdır! Akıl da tek başına hakkı bulamaz.

Akıl göz gibi, İslamiyet de ışık gibidir. Yani aklın doğru karar verebilmesi için İslamiyet ışığına ihtiyacı vardır. İslamiyet ışığı da bunların var olduğunu bildiriyor. Her şeyi yoktan yaratan Allahü teâlâ, (İnsan ve cinleri ancak, beni tanımaları, ibadet etmeleri için yarattım) buyuruyor. (Zariyat 56)

Nur-ül-islam
kitabında diyor ki:
Cinlerin ilk babası Can’dır. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Canı da daha önce, zehirli, dumansız ateşten yarattık.) [Hicr 27]

Şeytanlar, iblisin zürriyetindendir. İblis de cin taifesindendir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(İblis cinlerdendi.) [Kehf 50]

Cin
suresinin ilk âyetlerinde, cinlerden iman edenlerin de olduğu bildirilmektedir.

Nas
suresinde cinlerden insanlara zarar verenlerin bulunduğu, zararlarından Allah’a sığınılması bildirilmektedir. Bu bakımdan cinleri inkâr edip, onların insanlara zarar verdiğini inkâr eden kâfir olur. Süleyman aleyhisselamın cinlerden de düzenli askerleri olduğu Kur'an-ı kerimde bildirilmiştir. (Neml 17)

Cehennem, cin ve insanlarla doldurulacaktır. (Secde 13)
Cinlerin, mümin ve kâfir olanları vardır.

Kur'an-ı kerimde cin ile ilgili daha birçok âyet-i kerime vardır. Hadis-i şerifte cinlerden korunmak için dualar bildirilmiştir. Göz ile görmediğini inkâr etmek, akla da, ilme de aykırıdır.

Cinleri inkâr etmek, Allahü teâlâyı inkâr etmektir. Bunun için aklı, fenni, göze tâbi kılmamalıdır! Aksine gözü, akla tâbi kılmalıdır! Akıl da tek başına hakkı bulamaz. Akıl göz gibi, İslamiyet de ışık gibidir. Yani aklın doğru karar verebilmesi için İslamiyet ışığına ihtiyacı vardır.


Cin ve Şeytan
Sual:
Şeytan tek midir, çok mudur? Şeytanlar, cinler gibi mi çoğalır? Cin de insana musallat olur mu? Cin ile şeytan arasındaki fark nedir?
CEVAP
İblis
, cin taifesindendir. Şeytan, sapıtan, doğru yoldan ayıran demektir. Bunun için İblisin çocuklarına şeytan denmiştir. Kur'an-ı kerimde şeytanların çok olduğu bildirilmektedir. (İsraf edenler, şeytanların kardeşleridir) buyuruluyor. (İsra 27)

Şeytan ile cin arasında az fark vardır. Şeytanlar da, cin gibi ateş ile havadan yaratılmıştır. İlk insan topraktan yaratıldığı halde, toprak değil, et, kemiktir. Cin de ateş ve havadan yaratıldığı halde, ateş ve hava değildir. Cin ve şeytanlar, en ufak yerlerden geçerler, insanın içine girerler. Şeytanın vesvesesinden kurtulmak için, dine uymak gerekir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(İblis, şeytanlarına der ki, "Et, kadın ve içki ile insanları aldatmaya çalışın! Bunlardan daha tesirlisi yoktur.") [Deylemi]

Fazla et yemenin zararlı olduğu bu hadis-i şeriften de anlaşılmaktadır.

Cin ile evlenmek, Şafii mezhebinde caiz, Hanefi’de caiz değildir. Cinnin çoğalması gaz [hava] iledir. Bundan dolayı, cin ile evlenmek, hakiki evlenmek değildir. Cinden, cin ile uğraşanlardan uzak durmak gerekir.

Her insanın yanında en az kâfir bir cin, bir şeytan bulunur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Her müslümana yüz altmış melek vekildir. Eğer insan bir an yalnız başına bırakılsaydı, şeytanlar ona taarruz ederlerdi.) [Taberani]

Şeytan ve Melek
Sual:
Şeytan, melek değil miydi?
CEVAP
İblis, meleklere hocalık etmiş ise de, melek değil, cin taifesinden olduğu din kitaplarında yazılıdır.






imza
Resurrecturi Exsurge, et Agnos Factus Leonibus
HinaPoTioa isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 14-05-2010, 05:05 PM   #793 (permalink)
ıŞıK SaÇaN
HinaPoTioa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
AileVadisi.NeT
Üyelik tarihi: Mar 2010
Konular :
Mesajlar: 94,007
Rep Puanı : 1274
Rep Derecesi : HinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud of
İletisim :
Standart


http://www.ailevadisi.net
Falcılık büyücülük nedir
Falcılık büyücülük nedirSual: Kâhinlik, falcılık, büyücülük nedir? Bunlara inanmanın hükmü nedir?
CEVAP
Kâhinlik, cinden bir arkadaş edinip, olmuş şeyleri ona sorup, ondan öğrenmek ve bunları başkalarına bildirmektir.

Cin ile tanışan falcılar, (Yıldızname)ye bakıp, sorulan her şeye cevap verenler böyledir. Bunlara ve büyücülere gidip, söylediklerine, yaptıklarına inanmak, bazen doğru çıksa bile, Allah’tan başkasının her şeyi bildiğine ve her dilediğini yapacağına inanmak olup, küfürdür. (Hadika)
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Uğursuzluğa inanan, kâhinlik yapan, kâhine giden, büyü yapan ve yaptıran ve bunlara inanan bizden değildir, Kur'an-ı kerime inanmamış olur.) [Bezzar]

İbni Ebi Zeyd hazretleri diyor ki:
(Cinci tarikatçıya inanmak, insanı cinden kurtardığına inanarak, ona ücret vermek caiz değildir. Büyü çözene de para vermek caiz değildir.)

(Birgivi Vasiyetnamesi)nde, (Bir kimse, ben çalınanları, kaybolanları bilirim dese, diyen de, buna inanan da kâfir olur. “Bana cin haber veriyor, onun için biliyorum” derse, yine kâfir olur. Çünkü cin de gaybı bilmez. Gaybı yalnız Allah bilir) buyuruluyor.

Gaybı cin de bilmez
Kadızade, burayı şöyle açıklıyor:
(Gaybı, Allahü teâlânın vahy ve ilham ettikleri de bilir. Cin gaybı bilmez. Fakat cin, ben evliyadan duydum ki şöyle imiş derse, küfür olmaz. Ancak cinler yalan söyledikleri için onlar biz duyduk deseler de inanmamalıdır. Allahü teâlâ vahy yolu ile Peygamberlere gaybı bildirdiği gibi, ilham yolu ile de evliyaya ve müminlere de bildirir.)

İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki:
(Büyü; ilme, fenne uymayan, gizli sebepler kullanarak, garip işler yapmayı sağlayan ilimdir. Büyü öğrenmek de, öğretmek de haramdır. Müslümanları zarardan korumak için öğrenmek de haramdır.) [R.Muhtar]

Hayırlı iş yapmak için de haram işlemek [büyü çözmek için büyü yapmak] caiz değildir. (Hadika)

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Büyü yapmak, küfre en yakın olan, en kötü haramdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Müslüman büyü yapmaz. Allah saklasın, imanı gittikten sonra büyü tesir eder.) [c.3, m.41]

İmam-ı Nevevi hazretleri buyuruyor ki:
(Büyü yaparken, küfre sebep olan kelime ve iş olursa, küfürdür. Böyle bir kelime ve iş olmazsa, büyük günahtır.)

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Helake sürükleyen yedi şeyden biri büyüdür.) [Buhari]

(İpe üfleyip düğüm atan kimse, büyü yapmış olur. Büyü yapan da Allah’a şirk koşmuş olur.)
[Nesai]

(Falcıya, büyücüye, kâhine giderek, onların söylediklerine inanan, Kur'an-ı kerime inanmamış olur.)
[Taberani]

(Büyücüye inanan kimse, Cennete giremez.)
[İ.Hibban]

(Gaibden haber vermek maksadı ile yıldız ilmi ile uğraşan kimse, büyücü gibi günaha girer.)
[İ.Mace]

(Falcıya fal baktıran, onun sözüne inanmasa bile, kırk gün kıldığı namaz kabul olmaz.)
[Müslim]

(Fal bakmak, yazı ve çizgi ile gelecekten haber vermek, puta tapmak gibidir.)
[Ebu Davud]

(Karı-kocayı birbirine düşüren Allahü teâlânın lanetine uğrar.)
[El-Envar]

(Ana ile evladın, kardeşle kardeşin arasını açana lanet olsun.)
[İ.Mace]

(Kâhinlik yaparak alınan para haramdır.)
[Buhari]

Büyü, insanları hasta eder. Sevgi veya nefrete sebep olur. Yani cesede ve ruha tesir eder. Büyü, kadınlara ve çocuklara daha çok etki eder. Büyünün tesiri kesin değildir. İlacın tesiri gibi olup, Allahü teâlâ dilerse tesirini yaratır. Dilerse tesirini yaratmaz.

Şu halde, (Büyücü, büyü ile istediğini şüphesiz yapar, büyü muhakkak tesir eder) diyen ve inanan kâfir olur. (Allahü teâlâ takdir etmişse, büyü tesir edebilir) demelidir!

Sual: Büyü, sihir etki etmez diye inanıyorum. Doğru mu?
CEVAP
Yanlış. Büyü etki edebilir, mutlaka etki eder demek yanlıştır. Büyü ilaç gibidir. Bazen etki edebilir, insanı hastalandırır. Her ilaç da her zaman etkisini göstermez, göstermediği de olur. Yani ilaca da büyüye de tesir kuvvetini veren Allahü teâlâdır. Vermezse, ilaç da, büyü de tesir etmez.

Sual:
Resulullaha da sihir yani büyü yapılmış, bu olay nasıl oldu?
CEVAP
Resulullah efendimiz, Medine’ye hicretinden önce, Medine halkı Abdullah bin Selul’ün etrafında toplanmışlardı. Resulullah Medine’ye teşrif edince, Medine halkı tamamen Ona hürmet ve alaka gösterdiler. İbni Selul’ü bıraktılar. Bunun üzerine Resulullahı öldürmek için harekete geçti. Yahudiler onun yanına toplandılar. Bazı planlar yaptılar. Lebid bin Asım’dan yardım istediler. Lebid, falan mahallede Hayre adında sihir yapmakta çok ileri yaşlı bir kadın var, onu bulun dedi. Bulup o kadına çok para verdiler. Yaşlı kadın bir güvercin yavrusuna iğneler batırıp, 11 düğüm yaparak güvercin yavrusunun üzerine sardı. Medine’nin dışında harap bir kuyunun içine koyup, ağzını kapattı.

Resulullah efendimiz hastalandı. Azaları hareketsiz kaldı. Bu hâl 9 gün devam etti. Sonra Cebrail aleyhisselam geldi, durumu haber verdi. Resulullahı oraya götürdüler. Kuyuyu açıp güvercini çıkardı. Fakat düğümleri çözemediler. Cebrail aleyhisselam Muavvizeteyn [Kul Euzü] surelerini getirdi. Resulullah bu sureleri o düğümlerin üzerine okudu. Her âyeti okudukça bir düğüm çözüldü. İki suredeki 11 âyet okununca, 11 düğüm de çözüldü. Resulullah efendimiz hastalıktan tamamen kurtulup, sıhhate kavuştu.

Sual: Cin insana geçmişte olan olayları bildirebilir mi?
CEVAP
Cin gördüklerini anlatabilir, gaibden haber veremez. İnsanlar da gördüklerini anlatırlar. Cinlerden görmediklerini söyleyenler çıkabilir. Kibirli yalancı olanları vardır, onlara güvenilmez.

Sual:
Cinci hocaya büyü çözdüğü için para vermek günah mıdır?
CEVAP
Cinci hocaya inanmak, insanı cinden kurtardığına inanarak, ona ücret vermek caiz değildir. Büyü çözene de para vermek caiz değildir.

Sual: Âyetler okunup ipliğe düğüm atılıyor. Kötülerin şerrinden korunmak için dua ediliyor. Büyüye girer mi, caiz mi?
CEVAP
Büyüye girer, caiz değildir.

Sual: Bazı insanlar bio enerji denilen bir güçle bazı şeyler yapıyorlarmış. Televizyon kanallarını aletsiz değiştirmek gibi. Bunlar istidraç mıdır?
CEVAP
Rusya’da daha çok yapılıyormuş, tekniğini bilmiyoruz. Bir tekniğe dayanıyorsa mesele yok. Tekniğe dayanmıyorsa sihir olur.

Sual: Bir cinci hocaya gittim, benden kesilmiş tırnak parçalarımı istedi, vereyim mi?
CEVAP
Öyle yerlere gitmeyin ve vermeyin. Kesilen tırnakları gömmek iyi olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Saç ve tırnağınızı toprağa gömün, büyücüler onlarla sihir yapmasın!) [Deylemi]

Sual: Sihir nedir?
CEVAP
İnsanların bütün işleri, âdet-i ilahiyye içinde meydana gelir. Allahü teâlâ, sevdiği insanlara ikram olmak için, âdetini bozarak, sebepsiz şeyler yaratır. Bunlar enbiyadan meydana gelirse Mucize, evliyadan meydana gelirse Keramet, diğer müminlerden meydana gelirse Firaset, fasıklardan meydana gelirse İstidraç, kâfirlerden zuhur ederse Sihir denir.

Iraklı bazı kimselerin ağızlarına ateş almalarına, avurtlarına şiş sokmalarına keramet diyenler çıkıyor. Allahü teâlâ, böyle kimselerin Hz. Musa zamanında da bulunduğunu, bunların sihir olduğunu bildiriyor. Böyle göz boyamak haramdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Bir kişinin havada uçtuğunu, denizde yürüdüğünü veya ağzına ateş koyup yuttuğunu görseniz, fakat dine uymayan bir iş yapsa, keramet ehliyim dese de, onu büyücü, yalancı, sapık ve doğru yoldan saptırıcı bilin!) [El-Münire]

Sual: TV’de gördük. Efsun yapılanı akrep sokmuyormuş. Efsun nedir?
CEVAP
Efsun, fen yolu ile tecrübe edilmemiş, manası bilinmeyen veya küfre sebep olan şeyi, hasta olmamak veya hastalığı tedavi için okuyup üflemek demektir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Efsun yapan tevekkül etmemiş olur.) [Nesai]
Efsunun büyüye, yani sihre benzeyen tarafı vardır. Bunlarla uğraşmak caiz değildir.






imza
Resurrecturi Exsurge, et Agnos Factus Leonibus
HinaPoTioa isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 14-05-2010, 05:05 PM   #794 (permalink)
ıŞıK SaÇaN
HinaPoTioa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
AileVadisi.NeT
Üyelik tarihi: Mar 2010
Konular :
Mesajlar: 94,007
Rep Puanı : 1274
Rep Derecesi : HinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud of
İletisim :
Standart


http://www.ailevadisi.net
Hadis-i şerifler ve düşündürdükleri Allah'u Teala'nın benimle beraber göndermiş olduğu dini ilimler ve hidayetin misali sağanak halde yağan yağmurun misalidir."



Ebu Musa (Radıyallahu Anh)'dan rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem) şöyle buyurmuştur; "Allah'u Teala'nın beni vasıta kılarak göndermiş olduğu (dini) ilimler ve Allah (Celle Celalühu)'ın hidayetin misali, sağanak halde yağan bir yağmurun misalidir."



Şöyle ki; bu yağmurun düştüğü arazilerin bir kısmı suyu (emerek) kabul edip, çokca ot ve çayır bittiren pak ve verimli bir arazidir. Bu yağmurun düştüğü diğer bir kısım arazi ise, killi toprağı olan arazidir.



Şöyle ki; suyu üstünde tutan bu araziyle Allah (Celle Celalühu) insanlara fayda sağlar. Insanlar bu suyu içer, hayvanlarına içirir ve ziraatte kullanırlar. Bu yağmur diğer bir kısım araziye daha düşer. Bu yer; suyu tutmayan ve ot bittirmeyen kumlu bir arazidir.



İşte Allah (Celle Celalühu)'ın benim vasıtamla göndermiş olduğu ilim ve hidayetten faydalanan; yani bunları öğrenip başkalarına öğreten kimse ile, onlara başını çevirmeyip, taraflarına bakmayan, dolayısıyla benimle beraber gönderilen (ilim ve) hidayeti kabul etmeyen kimse böyledir.



Bu Hadis-i Şerif hakkında ifade edeceğimiz ilk şey şudur; ilim ehli olsun veya olmasın herkes bu Hadis-i Şerif üzerinde düşünüp gereğince amel etmek konusunda azami gayret sarfetmelidir.



Hadis-i Şarihleri, muğlak olan bu Hadis-i Şerifr17;i şerhederken, öncelikle üzerinde durdukları konu, Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem) arazileri üç kısma ayırmış olup, bu arazilere benzetilen insanları iki kısma ayırmasıdır.



Diğer bir ifadeyle, Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem) insanları faydalı ve faydasız diye iki kısma ayırmıştır. Insanların benzetildikleri arazileri ise, üç kısma ayırmıştı.



Hadis alimlerimiz, üzerlerine sağanak halde yağmur yağan toprakların üç kısma ayrıldığı gibi, gerçekte insanların da üç kısma ayrıldıklarını, ancak fayda vermenin niteliğinde farklılık olmakla birlikte, birinci kısım toprakla ikinci kısım toprağın nitelik farkına bakılmaksızın, her ikisinin fayda vermede birleştiğini, bu itibarla da ayrı ayrı benzerlerle ifade edildiklerini söylemişlerdir. Yani ilk iki kısım toprağa "fayda veren insanlar" benzetmesi yapılmıştır.



Ancak ifade ettiğimiz gibi, birinci kısımdaki elverişli toprağın suyu emme ve bitki bittirme özelliği ile, ikinci kısım toprağın suyu üzerinde tutarak fayda sağlama özelliği arasında fark olduğundan, bu farkın insanlar arasındaki yansımalarına açıklık getirmeye çalışmışlardır.



"Mişkat" isimli hadis kitabının şarihleri aşağıdaki açıklamayı uygun görmüşlerdir.



Birinci kısım toprağa benzetilen insan, fetva ve ders verme mertebesine ulaşan kimsedir.



Ikinci kısım toprağa benzetilen insan ise; ancak amel edebileceği miktar ilim alıp, fetva ve ders verme mertebesine ulaşamayan kimsedir.



Buhari, şerhlerinde bu konu şöyle izah edilmiştir:



Birinci kısım toprağa benzetilen insanlar, elde ettikleri ilimlerin gereğince amel edip faydalanan ve bu ilimleri başkalarına öğretmekle fayda veren kimselerdir. Ikinci kısım toprağa benzetilen insanlar ise; elde ettikleri ilmin sadece farz kısmı ile yetinip, onun tamamından faydalanamayan kimselerdir.



"Toprak ol ki, sende güller bitsin,

Zira gülün bittiği yer ancak topraktır."



Üçüncü kısım insanlar ise, Allah (Celle Celalühu)'ın hidayetinin tarafına bakmayıp, o hidayeti kabul etmemeleri cihetiyle insanlara hayat vermede, ilim ve hidayet gibi olan suyu, kabul etmeyip herhangi bir fayda sağlamayan üçüncü kısım toprak gibidirler.



Işte biz müslümanların, manasının anlaşılması oldukça zor olan bu Hadis-i Şerif üzerinde ciddi manada düşünmesi gereklidir.



Şöyle ki; herkesin öncelikle kendini, sonra da sorumluluğu altındaki kişileri en üst düzeyde dini ilimlerin tahsiline teşvik ederek, dini mübini Islam'ın gelişmesine katkı sağlamalıdır. Dini ilimlerin her yönden geliştirilmesine çalışarak bu hususta en azami gayreti göstermekten başka bir şeyin, bu işe ilaç olamayacağının farkında olması tek kurtuluş çaresidir.



Dünyaya bir defa gelme fırsatına sahip bulunan insan, oğlunun himmetini yüksek tutarak, birinci kısım toprağın benzeri olan insanlardan olmaya çalışması ve bu kısım insanların çoğalması için gayret sarfetmelidir.



"Allah (Celle Celalühu) yüksek idealleri sever.



Düşük ideallerden hoşlanmaz."



Allah (Celle Celalühu) cümlemize şuur ihsan eylesin. Ayrıca Hadis Şarihleri bu hadis-i şerifte çok güzel benzetmeler olduğunu söylemişlerdir.



Şöyle ki; vahiy yoluyla gerçekleşen din ilmi, gökyüzünden inen suya benzetilmiştir. Çünkü ikiside hayatın sebebidir.



Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem) ise, feyz-i ilahi olan, ilim ve hidayeti Allah (Celle Celalühu)' tan mahlukata ulaştırmada vasıta olması hasebiyle bütün alemi kuşatan buluta benzetilmiştir.



Kulların kalpleri ise, farklı farklı arazilere benzetilmiştir. Bu kadar çok manaları derlemiş olan bu bir hadis-i şerif bile, ümmi olan Peygamber (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem)'in büyük bir belagat madeni olduğunun açık göstergesi kabul edilmelidir.






imza
Resurrecturi Exsurge, et Agnos Factus Leonibus
HinaPoTioa isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 14-05-2010, 05:05 PM   #795 (permalink)
ıŞıK SaÇaN
HinaPoTioa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
AileVadisi.NeT
Üyelik tarihi: Mar 2010
Konular :
Mesajlar: 94,007
Rep Puanı : 1274
Rep Derecesi : HinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud of
İletisim :
Standart


http://www.ailevadisi.net
Bir şeyi adamak nasıl olur
Bir şeyi adamak nasıl olurSual: Bir şeyi adamak nasıl olur?
CEVAP
Bir şeyi adamak iki türlü olur: Mutlak adak, şarta bağlı adak.
1- Mutlak adak:
(Allah için, bir yıl oruç tutacağım) demek gibidir. Bir şarta bağlı değildir. Bunu söylerken, kastetmese de, söz arasında dilinden çıkmış ise de, yapması vacip olur. Çünkü, adakta niyetsiz, düşünmeden söylemek, ciddi, isteyerek söylemek gibidir. Hatta, (Allah için, bir gün oruç tutmak üzerime borç olsun) diyeceği yerde, (bir ay oruç tutmak) diye ağzından çıksa, bir ay tutması gerekir.

Adak, yemine benzer. Bir kimse (Adağım olsun) dese, neyi adadığını söylemese ve niyet etmese, yemin kefareti vermesi gerekir. Bir kimse, Allah rızası için oruç tutayım dese, kaç gün olduğunu söylemese ve bir şey niyet etmese veya yalnız adak için niyet etse, bu orucu adak olur ve üç gün oruç tutar. Bunu söylerken, adak olmayıp, yemin olmasını niyet etse, yemin olur. Orucu bozarsa, yemin kefareti gerekir. Hem adak, hem yemin olmasını niyet ederse, bu oruç, hem yemin, hem de adak olur. Bu orucu bozarsa, hem kaza, hem de yemin kefareti gerekir.

İbadet olması gerekir
Adak edilen şeyin, farz veya vacip olan bir ibadete benzemesi ve başlı başına bir ibadet olması gerekir. Mesela, abdest almak, ölü kefenlemek başlı başına ibadet olmadıklarından adak olamaz. Hasta ziyaret etmek, cenaze taşımak, gusletmek, cami içine girmek, Kur’an-ı kerimi tutmak, ezan okumak, cami bina etmek de ibadet ise de, başlı başına ibadet değildir.
Şarta bağlı olmayan adağı, fakir olsa da, hemen yapması gerekir.

2- Şarta bağlı olan adak
: Murat edilen şart hasıl olunca, adağı yerine getirmesi gerekir. Yerine getirmeyip, yemin kefareti yapmak caizdir.

Adak yapmak, istenilen bir şeyin hasıl olmasına bağlanırsa, şart ettiği şey hasıl olunca, adak ettiği şeyi yapmak gerekir. Hasıl olmasını istemediği bir şeyi şart ederse, istemediği şey hasıl olunca, hac, oruç, sadaka, nafile namaz gibi adaklarını, isterse yapar. İstemezse, yapmayıp, yemin kefareti verir. Mesela, Ali ile konuşursam, Allah için yüz lira sadaka adağım olsun deyip, Ali ile konuşursa, isterse, sadakayı verir, isterse vermeyip, yemin kefareti verir.

Şarta bağlı olan adağı, şart hasıl olmadan önce yapmak caiz değildir. Mesela, hastam iyi olursa, Allah için şu kadar sadaka vermek ve sevabını seyyid Ahmed Bedevi hazretlerine bağışlamak adağım olsun deyip, hasta iyi olmadan önce adağını yapması caiz olmaz. Hasta iyi olduktan sonra yapması gerekir. Şarta bağlı olan adağı yaparken de yeri, fakirin şahsını ve fakirlerin sayılarını ve paranın cinsini de söylediği gibi yapmak gerekmez.

Kurban demek, bayramın ilk üç gününde zengin için vacip, fakir için ise nafile olarak kesilen davar, sığır veya deve demektir. Bu bakımdan adak yapılırken, kurban denilmişse, Kurban bayramında kesilir. Kurban denmeden, mesela bir koyun keseceğim denirse, gün ve yer belli etse bile, Kurban bayramı günleri dahil, istediği zaman ve istediği yerde kesebilir.

Adağı yerine getirmeli
Adağı yerine getirmek lazım olduğu, Kur’an-ı kerimde ve hadis-i şerifte bildirilmiş ve icma-i ümmet hasıl olmuştur. Hac suresi, 29. âyet-i kerimesinde mealen, (Adaklarını yerine getirsinler) buyurulmuştur. Bunun için, adağı yerine getirmek vaciptir. Farz diyen âlimler de olmuştur.






imza
Resurrecturi Exsurge, et Agnos Factus Leonibus
HinaPoTioa isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 14-05-2010, 05:05 PM   #796 (permalink)
ıŞıK SaÇaN
HinaPoTioa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
AileVadisi.NeT
Üyelik tarihi: Mar 2010
Konular :
Mesajlar: 94,007
Rep Puanı : 1274
Rep Derecesi : HinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud of
İletisim :
Standart


http://www.ailevadisi.net
Hayatimizi şekillendiren Dua Ve Zikirler Duanız olmazsa Rabbiniz sizin neyinize kıymet versin” (Furkan, 77) ayeti, duanın ne büyük bir şeref olduğunu belirtiyor. Çünkü dua Yüce Allah’a imanın ispatıdır. Onda kul olduğunu idrak etmek vardır, içinde Yüce Yaratıcıya karşı büyük bir saygı ve sevgi saklıdır. Dua, kulun acizliğini anlayıp sonsuz kudret sahibine güvenmek ve O’nunla huzur bulmaktır. Dua Allahu Teala’ya koşmak ve Ona sığınmaktır. Dua kulun Yüce Rabbi ile dertleşmesidir. Dua başlı başına bir ibadettir, zikirdir, şükürdür. Dua, nefsin benlik putunu kırıp ona Yüce Allah’ın huzurunda boyun eğdirmektir. Benim duaya ihtiyacım yok demek ne büyük bir cehalet ve gaflettir.
“Ey iman edenler! Allah’ı çokça zikredin” (Enfal, 45; Ahzap, 41; Cuma, 10) Ayetleri, müminlerden devamlı zikir istiyor. Bu zikirlerin sabah akşam her vakte yayılması emrediliyor. Allahu Teala kendisini çokça zikreden erkeklere ve kadınlara mağfiret ve büyük bir mükafat hazırladığını müjdeliyor. (Ahzap, 35)

Dua ibadetin özüdür. Zikir kalbin ışığı ve süsüdür. Dua kulluğun temelidir, zikir ise hedefidir. Dua her an Yüce Yaratıcıya muhtaç bir kul olduğunu anlayıp O’na yalvarmak, zikir ise kalbi Rabbine bağlayıp O’nu saygı ve sevgiyle anmaktır.
İslam alimleri, Allah’ı çokça zikreden kimselerden olmak için önce beş vakit namazın hakkıyla kılınması gerektiğini söylemişledir. Büyük müfessir İbnu Abbas (r.a), bu sınıfa girenlerin ve büyük mükafatı elde edenlerin namazların peşinden sabah akşam Allahu Teala’yı zikrettiklerini, ayrıca yatarken, kalkarken, evine girip çıkarken, günlük işlerine başlarken bir çeşit zikir yaptıklarını belirtmiştir.
Bütün hal ve hayatıyla Yüce Allah’ı zikreden Hz. Rasulullah (s.a.v) Efendimiz, bu konuda ümmetine en güzel örnek olmuş ve erkek-kadın herkesin yapabileceği bir zikir usulü öğretmiştir.
Hz. Rasulullah (s.a.v) Efendimizin ve ashabının günlük olarak sabah akşam aksatmadan yaptıkları özel zikirleri vardı. Bu zikirler, Kur’an okumak ve istiğfarın dışındaki zikir çeşitleriydi.
Ayrıca Rasulullah (s.a.v) Efendimiz ümmetine günlük hayatın içinde yapacakları zikirler ve dualar öğretmiştir. Bir hayırlı işin başında veya sonunda, bir acı veya tatlı olay karşısında okunan bu zikirler o işin sünnetidir, edebidir.
Bu zikir ve dualar günlük ders olarak yapılan zikirler gibi değildir. Herkes aşağıda vereceğimiz bu zikirleri abdestli ve abdestsiz her halde yapabilir. Hayız ve cünüp olmak onları yapmaya mani değildir. Bu zikirler otururken, yatarken, yerken, içerken, çalışırken, yürürken her hal ve şartlarda yapılabilecek zikirlerdir. Bir mümin bu zikir ve duaları alışkanlık haline getirmelidir. Ciddi bir özrü yoksa onları terk etmemelidir. Bu zikir ve dualara davem edilirse dil zikre alışmış olur. Zamanla kalp de dile katılır, bütün vücut zikre ortak olur.
İnsanın kalbiyle devamlı zikir halini elde etmesi oldukça zordur, fakat günlük işlerin önünde ve sonunda yapacağı zikirlerle kalbini uyanık tutmaya ve bir şekilde zikir içinde olmaya çalışmalıdır. Dili zikre alışan müminin inşaallahölümü zikir üzere olur.
Bu edep ve zikirleri yapmak için bir mürşitten izin almaya gerek yoktur. Mürşit tavsiyesi ile yapılan günlük derslere tasavvufta “vird” denir. Vird ilaca benzer, bunlar ise tabii gıda hükmündedir. İlacı doktor tespit etmelidir, ancak tabii gıdasını almakta herkes serbesttir. Bu zikirler, her mezhep ve meşrebin ortak amelidir, herkes yapabilir. Bu dua ve zikirler dille kendi duyacağı bir sesle yapılır.
Dinimizde günlük hayatımızdaki her işle ilgili bir zikir çeşidi öğretilmiştir. İslam aleminde bu zikir ve duaları toplayan müstakil eserler yazılmıştır. İmam Nevevi’nin (rah) “el-Ezkar” isimli eseriyle, İbnu’s- Sinni’nin (rah) “Kitabu Ameli’l-Yevmi ve’l-Leyle” adlı eseri bunların en meşhur olanlarıdır. Ayrıca bütün hadis kitaplarında günlük amellerle ilgili bu dua ve zikirleri içeren bölümler mevcuttur. Biz bunlar içinden bir seçme yaparak günlük olarak en fazla karşılaştığımız iş veya olaylarla ilgili zikirleri vermeye çalışacağız.. Ezberlenmesi kolay olsun diye mümkün olduğu kadar kısa zikirleri ve özlü duaları tercih edeceğiz. Bunların hepsi Allah’ın habibi Hz. Muhammed (s.a.v) Efendimiz tarafından bize tavsiye edilmiş zikir ve dualardır. Her birisinin ayrı bir tesiri, faydası ve fazileti vardır.
Bu zikirleri her okuyucunun faydalanabilmesi için sadece Türkçe okunuşunu yazacağız, ayrıca manasını vereceğiz. Verilen zikirler namaz içinde okunmadığı için, Türkçedeki harflerin farklılığından kaynaklanan bazı noksanlıkların fazla bir zararı olmaz. Ancak isteyenler ismi geçen kitaplara bakarak bu zikirleri Arapça metninden öğrenebilirler. Bu zikirler için el-Ezkar, et-Tac ve Riyazü’s-Sâlihin kitaplarının tercümelerine bakılabilir.
Aşağıda vereceğimiz dualarda okunuşa yardımcı olması ve mananın korunması için şu işaretlere dikkat ediniz. Siyah olarak yazılmış (s) Arapçadaki peltek se’yi, (a) (ayın) harfini, (h) ise gırtlaktan çıkan noktalı (hı) harfini gösteriyor. Tutma işareti olan cezim yerine gerektiği yerlerde (-) işareti kullanıldı. Üzerinde (^) şeklinde uzatma işareti bulunan bütün ince ve kalın harfler biraz uzatılarak okunmalıdır.

EVİMİZİN İÇİNDE YAPILACAK ZİKİRLER ve DUALAR
Uykuya yatarken:
Mümkünse yüz kıbleye doğru gelecek şekilde sağ tarafa yatılır. Şu dualar okunur:
(Bismikellahümme emûtü ve ehyâ) “Allahım! Senin isminle ölür ve dirilirim”.
(Rabbi gınî azâbek yevme teb-asü ıbâdek) “Rabbim, kullarını dirilttiğin günde beni azabından koru.”
Hayız ve cünüp olmayanlar abdestsiz olsalar bile yatarken birer defa Fatiha, Ayate’l-Kürsi, Kafirun suresini, ayrıca üçer defa ihlas, Felak ve Nas surelerini okuyabilirler. Bunları okumak sünnettir ve kötü ölüm dahil o gece başa gelebilecek bir çok felaket için bir emniyettir. Uykusunda korkan veya başka bir korku sebebiyle uyuyamayan kimselerin “Kureyş” suresini okuması, korku ve endişesini giderir.
Cin, şeytan, karanlık, yalnızlık gibi her türlü korku için okunacak çok etkili dualardan birisi de şudur:
(Eûzü bi kelimâtillahit-tâmmeti min gadabihî ve ıkâbihî ve min şerri ıbâdihî ve min hemezâtiş-şeyâtîni ve en yehdurûn)
“Allah’ın gazabından, azabından, kullarının kötülüğünden, şeytanların vesveselerinden ve bana yakın olup zarar vermelerinden Allah’ın mubarek ve mükemmel kelimelerine sığınırım.”
Uykudan uyanınca:
(Elhamdü lillahillezi ehyânâ ba’de mâ emâtenâ ve ileyhin-nuşûr)
“Bizi uykuyla bir nevi öldürdükten sonra dirilten Allah’a hamd olsun. Sonuçta dönüşümüz O’nadır.”
Tuvalete girerken:
(Allahümme innî eûzü bike minel hubsi vel-habâis mineş-şeytan ve cünûdih)
“Allahım, pis olan şeylerden ve kötü varlıklardan, Şeytan ve askerlerinden sana sığınırım.” Bu dua tuvaletin kapısının dışında yapılır. Dua bitince önce sol ayakla içeri girilir.
Tuvaletten çıkınca:
(Elhamdü lillahillezi ezhebe annî mâ yü’zînî ve ebkâ mâ yenfeunî. Ğufrâneke)
“Bana eziyet ve zarar veren şeyleri benden giderip faydalı gıdaları içimde bırakan Allah’a hamd olsun. Ey Rabbim, beni affet.” Tuvaletten önce sağ ayakla çıkılır.
Bir şey yer veya içerken:
(Bismillahirrahmanirrahim) “Rahman ve Rahim olan Allah’ın ismiyle başlarım.”
Rahman, Yüce Allah’ın bir sıfatıdır. Tecellisi bütün varlıkları kapsar. Dünyada yarattığı bütün varlıklara acıyan, nimet ve rızık veren, onları koruyan manasındadır.
Rahim, tecellisi özel bir sıfattır. Sevdiklerine özel nimetler veren, ahirette müminlere acıyan, onları azaptan koruyan, çok şefkatli, çok merhametli olan manasındadır.
Yemek ve içmekten sonra:
(Elhamdü lillahillezi et-amenâ ve-sekânâ ve-cealanâ mine’l-Müslimîn)
“Bize nimetlerini yediren, içiren ve bizi müslümanlardan yapan Allah’a hamd olsun.”
Abdesti bitirdikten sonra:
(Eşhedü enlâ ilâhe illallahu vahdehû lâ şerike leh ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve-rasülühü. Allahümmec-alnî minet-tevvâbîn vec-alnî minel-mütetahhirîn)
“Şahitlik ederim ki Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. O tekdir, ortağı yoktur. Yine şahitlik ederim ki Hz. Muhammed Allah’ın kulu ve peygamberidir.”
“Allahım, beni çokça tevbe edenlerden ve güzelce temizlenenlerden yap.”
Yeni alınan bir elbiseyi giyerken:
(Elhamdü lillahillezi kesânî hâzes-sevbe ve-rezakanîhî min gayri havlin minnî velâ kuvvetin)
“Esasen benim hiçbir kuvvet ve desteğim olmadan bu elbiseyi bana giydiren ve onu bana nasip eden Allah’a hamd olsun.”
Evden çıkıp işe veya bir yola giderken:
(Bismillahi âmentü billah va-tasamtü billah tevekkeltü alellah lâ havle velâ kuvvete illa billah)
“Allah’ın ismiyle çıkarım. Ben Allah’a iman ettim, O’na dayandım, işlerimin sonunu O’na havale ettim. Beni kötülüklerden koruyacak ve iyililiklerde muvaffak edecek Allah’tan başka hiçbir kuvvet sahibi yoktur.”
Eve girerken:
(Allahümme innî es-elüke hayre’l-mevlici ve hayre’l-mahreci. Bismillahi velecnâ ve bismillahi haracnâ ve alellahi rabbinâ tevekkelnâ)
“Allahım, senden hayırlı bir giriş ve hayırlı bir çıkış isterim. Biz Allah’ın ismiyle girer, Allah’ın ismiyle çıkarız. Her işimizde Rabbimiz Allah’a güvenir dayanırız.”
Eve girince çocuk da olsa evdekilere selam verilir. Eğer evde hiç kimse yoksa, meleklerin varlığı düşünülerek şu şekilde selam verilir:
(Esselâmü aleynâ ve alâ ıbâdillahis-sâlihîn) Bize ve Allah’ın salih kullarına selam olsun
EVİN DIŞINDAKİ ZİKİR VE DUALAR
Camiye girerken:
(Bismillah. Allahüme salli alâ seyyidinâ Muhemmed. Allahümmeğfirli veftah li ebvâbe rahmetik)
“Allah’ın ismiyle girerim. Allahım, Efendimiz Muhammad’e salat ve selam et. Allahım beni affet. Benim için rahmet kapılarını aç.”
Camiden çıkarken:
(Bismillah. Allahüme salli alâ seyyidinâ Muhemmed. Allahümmeğfirli veftah li ebvâbe fadlik) “Allah’ın ismiyle çıkarım. Allahım, Efendimiz Muhammad’e salat ve selam et. Allahım beni affet. Benim için ihsan ve lütuf kapılarını aç.”
Ezandan sonra:
(Allahüme Rabbena ve Rabbe hâzihid-da’vetit-tâmmeti vessalâtil-kâimeti âti seyyidenâ Muhammedenil-vesilete vel-fadîlete veb-ashü makâmen mahmûden ellezi veadtehû inneke lâ tuhlifül mîâd)
“Ey Rabbimiz. Ey şu okunan davetin ve hazır olan namazın Rabbi Allahım. Efendimiz Muhammed’e ahirette vesileyi ve ve büyük fazileti ver. Onu kendisine vaat ettiğin makam-ı Mahmud’a yükselt. Hiç şüphesiz sen verdiğin sözden dönmezsin.”
Bir ölüm haberi duyunca:
(İnnâ lilah ve innâ ileyhi râciûn) “Bizler Allah içiniz ve şüphesiz O’na döneceğiz.”
Bir işe başlarken:
(Bismillah. Rabbi yessir velâ tuassir Rabbi temmim bil hayr) “Allah’ın ismiyle başlarım. Rabbim, bu işi bana kolaylaştır, zorlaştırma. Rabbim, bu işi hayırla tamamlamayı nasip et”.
Bir vasıtaya binerken:
(Elhamdü lillah. Sübhânellezi sahhara lenâ hâzâ vemâ künnâ lehû mukrinîn ve innâ ilâ Rabbinâ lemünkalibûn)
“Allah’a hamd olsun. Bu vasıtayı bizim emrimize veren Allah’ı tesbih eder yüceltirim. O bunu yaratmasa biz ona sahip olamazdık. Şüphesiz bizler Rabbimize döneceğiz.”
Çarşı ve pazarda:
(Lâ ilâhe illallahu vahdehû lâ şerike lehu. Lehül-mülkü ve lehül-hamdü yuhyî ve yümîtü ve hüve hayyün lâ yemût bi yedihil- hayr ve hüve alâ külli şeyin kadir)
“Allah’tan başka ilah yoktur. O tekdir, ortağı yoktur. Bütün mülk Onundur, bütün hamdler O’na layıktır. O öldürür ve diriltir. O diridir, hiç ölmez. Hayır O’nun elindedir. Onun her şeye gücü yeter.”
Ağır ve amansız bir hastalığa yakalanınca:
(Allahümme ahyinî mâ kânetil-hayâtü hayran lî ve teveffenî izâ kânetil-vefâtü hayran lî)
“Allahım, hayatta kalmak benim için daha hayırlı olduğu sürece beni yaşat. Ölüm benim için daha hayırlı olduğu zaman canımı al.”
Bir yıldırım veya deprem anında:
(Allahümme lâ tektülnâ bi gadabike velâ tühliknâ bi azâbike ve âfinâ kable zâlike)
“Ey Allahım, bizi gazabınla öldürme, azabınla helak etme. Bunlardan önce bize afiyet ver.”
Bir borç sıkıntısı veya ruhi bunalım içine düşünce: Aşağıdaki duayı sabah ve akşam okumaya devam etmelidir.
(Allahümme innî eûzü bike minel-hemmi vel-hazeni ve eûzü bike minel-aczi vel-keseli ve eûzü bike minel-cübni vel-buhli ve eûzü bike min ğalebetit-deyni ve kahrir-ricâli)
“Allahım derin üzüntü ve kederden, acizlik ve tembellikten, korkaklık ve cimrilikten, ağır borç içinde ve insanların kahrı altında ezilmekten sana sığınırım.”
(Allahümmekfinî bi helâlike an harâmike ve eğninî bi fadlike ammen sivâke)
“Allahım, beni haramdan uzaklaştırıp helal rızıkların ile yetindir. Sonsuz ihsanınla beni senden başkasına muhtaç etme.”
Aksırınca: Aksıran kimse: Elhamdü lillah=Allah’a hamd olsun diye şükreder. Mümin kardeşinden bu hamdi işiten kimse: Yerhamükellah=Allah sana rahmet etsin diye dua eder. Aksıran kimse de buna karşılık olarak: Yehdîkümüllahu ve yuslihu bâleküm=”Allah sizi hidayetine ulaştırsın, hal ve gidişatınızı güzel etsin.” Diye dua eder.
Bir konuşma veya mecliste Hz. Peygamberin (s.a.v) ismi söylenince:
(Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammed)
“Allahım, Efendimiz Muhammed’e salat ve selam et.”
Allahu Teala’nın bir kuluna salat etmesi onu affetmesi, kendisine yüksek dereceler ve güzel nimetler vermesidir.
Bir toplantı veya meclisten kalkarken:
(Sübhânekelllahüme ve bihamdik lâ ilâhe illâ ente esteğfiruke ve etûbü ileyk)
“Allahım seni her türlü noksan sıfatlardan yüce tutarım. Sana hamd ederim. Senden başka ilah yoktur. Senden kusurlarımın affını isterim, kusurlarım için sana tövbe ediyorum.”
Boş vesvese ve kuruntulardan kurtulmak için:
(Eûzü billahi mineş-şeytânir-racîm. Âmennâ billahi ve rasûlihi)
“İlahi huzurdan koğulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım. Biz Allah’a ve O’nun peygamberine iman ettik.” Ayrıca İhlas suresini okumak da tavsiye edilmiştir.
Kalp kaymasını ve huzurunun bozulmasını önlemek için:
(Ya mukallibel-kulûb sebbit kalbî alâ dînike ve tâatik)
“Ey kalpleri istediği tarafa çeviren Allahım, kalbimi dininde ve sana itaatta sabit yap.”
Birisinin sahip olduğu güzel bir nimet görünce:
(Mâ şâallah. Bârekellah) “Allah’ın dilediği olur. Allah bu nimeti ona mubarek etsin”
Bu dua kalpteki haset ve kini temizler.
Çocuğumuzu şeytan, insan ve başka varlıkların kötülüklerinden korumak için:
(Üîzüke bi kelimâtillâhit-tâmmeti min külli şeytânin ve hêmmetin ve min külli aynin lâmmetin)
“Seni bütün şeytanların, zararlı hayvanların ve kötü gözlerin şerrinden koruması için Allah’ın mubarek ve mükemmel kelimelerine sığınırım.”
Bu şekilde dua ve zikirler çoktur. Hepsinin ortak manası kulun acizliğini anlayıp Yüce Rabbine sığınmasıdır. Kul Yüce Rabbine her dilde dua edebilir. Her kalp istediği gibi ilahi huzura derdini açabilir. Bunun yolu açıktır. Ancak Kur’an ve hadiste öğretilen dualar ve zikirler tercih edilmelidir. Bunlar ihlasla söylendiğinde ilahi huzurda daha çabuk kabul görür. Hem onların faydası tecrübe edilmiştir. Arapça duaların Türkçe mealleri ile de dua edilebilir.
Mümin için en kısa zikir “bismillah”, en özlü dua “elhamdü lillah” dır. Yapılması mübah ve hayırlı olan her işin başında “bismillah” denir. Ulaşılan her nimet ve başarının sonunda da “elhamdü lillah” söylenir. Zor bir işe girerken “Lâ havle velâ kuvvete illâ billah”, bir sıkıntıya düşünce “Hasbiyellah” bir kusur işledikten sonra “esteğfirullah” zikirleri erkek-kadın hiçbir müminin dilinden düşürmeyeceği zikirlerdir. En zor durumda bunları terk etmemelidir.
Besmelesiz işten hayır gelmez, şükredilmeyen nimet ne kadar çok olsa yüz güldürmez. Allah diyen yolda kalmaz. Yüce Allah’ı sevenler O’nun zikrinden usanmaz.






imza
Resurrecturi Exsurge, et Agnos Factus Leonibus
HinaPoTioa isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 14-05-2010, 05:06 PM   #797 (permalink)
ıŞıK SaÇaN
HinaPoTioa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
AileVadisi.NeT
Üyelik tarihi: Mar 2010
Konular :
Mesajlar: 94,007
Rep Puanı : 1274
Rep Derecesi : HinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud of
İletisim :
Standart


http://www.ailevadisi.net
Dua Adabi Ebû Hüreyre -radıyallahu anh-dan rivâyete göre Hazret-i Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz buyurmuşlardır ki:

"Sakın sizden biriniz duâ ederken "Yâ Rabb, dilersen beni mağfiret eyle, dilersen bana merhamet eyle" demesin. İstediğini sağlamca ve kat'ıyyetle istesin. Çünkü Allah'ı şu veya bu işe zorlayabilecek hiçbir kudret yoktur." (1)

Yine Ebû Hüreyre -radıyallahu anh-'dan rivâyet edildiğine göre Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz buyurmuşlardır ki:

"Sizden herhangi biriniz" duâ ettim de kabul olunmadı" diyerek acele etmedikçe duâsı kabul olunur." (2)

Duâ eden duâsında ısrar etmeli, devam etmelidir. Her halde er veya geç müstecâb olur.

Bir de dünyâda müstecâb olmasa bile kul bunu yine kendi lehine bilip Allah'dan ümidini kesmemelidir. Duâ büyük bir ibâdet olduğu için âhırette de bir ecir ve sevâbı olur.

Duânın âdabı pek çokdur. Bu cümleden olarak:

1- Evvelâ abdestli bulunmak,
2- Bir namazdan sonra yapılmak,
3- Tevbe ve istiğfârını ve kemâl-i ihlâsını arzeylemek,
4- Kıbleye yönelmek,
5- Duâdan evvel Allah'a çokça hamd ü senâ etmek,
6- Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hazretleri'ne çokça salât ve selâm eylemek,
7- Duânın nihâyetini âmin ile bitirmek,
8- Duâda yalnız kendisini düşünmeyip bütün sâlihleri ve bütün mü'minleri duâya müşterek kılmak,
9- Bir hâcetini isterken ellerini semâya kaldırıp avuçlarını açarak duâ etmek,
10- Kıtlık; umumî sıkıntı ve felâketlerin def'i için ise ellerinin dışını semâya çevirerek duâ etmek ve Allah'a sığınmak,


11- Celb-i menfaat için yapılan duâların nihâyetinde ellerinin avuçlarını yüzüne mesh eylemek, def'-i mazarrat için yapılan duâlarda mesh edilmez.
12- Duânın asıl anahtarı ise helâl lokma yemektir.

Ebû Musa el-Eş'arî -radıyallahu anh-dan rivâyete göre Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hazretleri Hayber gazâsı'na giderken maiyyetinde bulunan ashab-ı kiram bir vâdiye vardıkta yüksek sesle tekbîr ve tehlîl ederek bağıra bağıra zikrullah etmeğe başladılar. Resûlullah -sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem- Hazretleri:

"-Kendinize rıfk u merhamet ediniz. Zîra siz ne sağıra, ne de gâibe duâ ediyorsunuz. Ancak her şeyi hakkıyle işiten ve size sizden yakîn olan Allah'a duâ ediyorsunuz. Ve Allahü Teâlâ Hazretleri siz nerede olursanız berâberinizdedir" buyurdu.

Yani; öyle kendinize bu derece bağırmakla zahmet vermenize hâcet yoktur. Cenâb-ı Hakk'a nisbetle hafî ve cehrî yapılan zikir müsâvidir.

Ebû Mûsâ diyor ki: O esnâda ben, Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Hazretlerinin hayvanının arkasında Zât-ı risâletpenâhîleriyle birlikte beraberdim.

Ve lisânımla



diyordum.


Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-Hazretleri bana hitâben:

- Ey Abdullah bin Kays' buyurdu. Ben de icâbetle:
- Lebbeyk yâ Resûllallah, dedim. Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Hazretleri bana hitâben:

- Ben sana cennet-i a'lânın hazînelerinden bir hazîneye delâlet edeyim mi? buyurunca ben hemen:
- Babam ve anam sana fedâ olsun yâ resûlallah! Evet irşâd ediniz, dedim.
Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Hazretleri:



"Ma'sıyetten sakınmak ve tâat ve ibâdetlerde kuvvet ve kudret ancak Allah Teâlâ Hazretlerinin tevfık-i Rab-bâniyyesi ve irâde-i Sübhâniyyesiyledir." (3)
buyurdu.

Yâni cümle âlemin müdebbir-i hakîkisi ve mutasarrıfı, hepsinin hâlikı olan Allah sübhanehu ve teâlâ-Hazretleridir, demektir.

Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-Efendimiz'e ve ehl-i Beyt'ine salât ve selâm da duânın en mühim âdabındandır.


Hadîs-i şerifte:



"Yapılan bir duâda, Muhammed -aleyhi's-salâtü ve's-selâm- ve ehl-i Beytine salât ve selâm edilmedikçe o duâ, makam-ı icâbete vâsıl olamaz."(4) buyurulmuştur.

Duâ eden kimse, duânın başında, ortasında ve sonunda Peygamber Efendimize salât ve selâmı tekrar etmeli. Hulûs-i kalb, nezâfet, tahâret, istikbâl-i kıble, izhâr-ı tezellül, tazarru, enbiyâ ve evliyâ ile tevessül, günahkâr ve mücrim olduğunu ikrar ile tevbe ve istiğfar edip haram lokmadan ictinâb etmelidir. Bu sûretle yapılacak hayır duâların kabûlü hakkında şübhe etmemelidir.

Şunu da ilâve edelim ki:
Nâsın bâzısı her ne kadar Cenâbı-Hakk'ın kazâ ve kaderine rızâ gösterip sükût eylemeyi duâya tercîh etmişlerse de, muhakkik âlimlerin ekserisi, dünyâ ve âhiret işlerinin esbâbından müretteb olduğunu, müstecâb duâlar ise sebeblerden berî bulunduğunu beyân ile, duâyı terketmek, kazâya rızâ göstermek fikriyle bir şey yememek, şiddetli kışda elbise giymemek, hasta olunduğunda ilâç, muharebede silâh kullanmamak gibi bir takım meşru' olmayan hareketleri irtikâb etmek gibidir, demişlerdir.

Husûsiyle duâ izhâr-ı ihtiyâç, Cenâb-ı Hakk'a ilticâ olduğundan müstakıllen bir ibâdet makamına kaaim olacağından şu halde lisânen duâ eylemek ve kalben tazarruda bulunmak gerekmektedir.






imza
Resurrecturi Exsurge, et Agnos Factus Leonibus
HinaPoTioa isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 14-05-2010, 05:06 PM   #798 (permalink)
ıŞıK SaÇaN
HinaPoTioa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
AileVadisi.NeT
Üyelik tarihi: Mar 2010
Konular :
Mesajlar: 94,007
Rep Puanı : 1274
Rep Derecesi : HinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud of
İletisim :
Standart


http://www.ailevadisi.net
Adak ile adak kurbanı ayrıdır Adak ile adak kurbanı ayrıdırSual: Herhangi bir hayvan kurban olarak adanır mı?
CEVAP
1- Adak ile adak kurbanı ayrıdır. (Hastam iyi olursa, Allah rızası için bir horoz kesip etini fakire tasadduk edeceğim) diyen, horozu, keser ve etini bir fakire verir. Fakire tasadduk edeceğim demese de, adak edilen şey, fakirlere verileceği için sahih olur. (Horoz kesmek nezrim olsun) dese de adak sahih olur.

2- Kurbanlık hayvanlar deve, sığır ve davardır. Bu hayvanlardan başkası kurban olarak adanmaz. Bunun için horozdan kurban adamak caiz değildir.

3- Fakir olsun, zengin olsun, adak eden, adak edilerek kesilen hayvanın etinden yiyemez ve zekat alması caiz olmayanlara yediremez. Ana-babasına, evlatlarına, karı-koca birbirine, fakir olsalar da yediremezler. Yerse veya bunlara yedirirse, yenilen etin kıymetini, fakirlere sadaka verir.

4- Adarken, sığır, deve, koyun, keçi diye bir şey belirtmeyen kimsenin, bir koyun kesmesi gerekir.

5- Koyun kesmeyi adayan kimsenin deve veya sığır kesmesi caizdir.

6- Bir hayvan kesmeyi adayan kimse, kurban mı, hayvan mı dediğini hatırlamasa, halk arasındaki teamüle bakılır. Buna göre kurban demiş kabul edilir. Kurban bayramında kesmek gerekir. Hayvan da denilse, yine bayramda kesmekte mahzur yoktur.

7- Kurban adayan, bayramın ilk üç günü içinde keser. Bundan sonraya kalırsa, mevcut ise, diri olarak sadaka verir.

8- Adak olan kurban kusurlu olursa, zengin de, fakir de onu keser. Adak






imza
Resurrecturi Exsurge, et Agnos Factus Leonibus
HinaPoTioa isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 14-05-2010, 05:06 PM   #799 (permalink)
ıŞıK SaÇaN
HinaPoTioa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
AileVadisi.NeT
Üyelik tarihi: Mar 2010
Konular :
Mesajlar: 94,007
Rep Puanı : 1274
Rep Derecesi : HinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud of
İletisim :
Standart


http://www.ailevadisi.net
peygamberimizin sevdiği ve sevmediği isimler 112 - Ebu'd-Derdâ (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: "Sizler kıyamet günü isimlerinizle ve babalarınızın isimleriyle çağırılacaksınız öyleyse isimlerinizi güzel yapın"

Ebu Dâvud, Edeb 69, (4948).

113 - İbnu Ömer (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Allah'ın en ziyade sevdiği isimler Abdullah ve Abdurrahman'dır."

Müslim, Âdâb, 2, (2132); Ebu Dâvud Edeb 69, (4949); Tirmizî, Edeb 64, (2835).

114 - Ebu Vehb el-Cüşemî (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Peygamberlerin isimleriyle isimlenin. Allah'ın çok sevdiği isimler Abdullah, Abdurrâhman'dır. En sâdık olanları da Hâris ve Hemmâm isimleridir. En çirkinleri de Harb ve Mürre isimleridir"

Ebu Dâvud, Edeb 69, (4950). Metin Ebu Dâvud'a aittir, Nesâî'de muhtasar olarak kaydedilmiştir (Hayl 3 (6, 218, 219)).

115 - Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Allah katında en düşük (ahna') isim Melikü'l-emlâk (mülklerin mâliki) ismidir. Allah'tan başka Mâlik yoktur."

Süfyân merhum dedi ki: Şâhân Şâh bunun örneğidir.

Ahmed İbnu Hanbel merhûm dedi ki: "Ebu Amr merhum'a, ahna'ne demek diye sordum, bana "en düşük" diye cevap verdi.

Buhârî, Edeb 114; Müslim, Edeb 20, (2143); Ebu Dâvud, Edeb 70, (4961); Tirmizî Edeb 65, (2839).

116 - Müslim'in bir diğer rivayetinde şöyle buyrulmuştur: "Kıyamet günü, Allah'ın en ziyade kızacağı en kötü kimse, adı Melikü'l-emlâk (Şehinşâh) olan kimsedir. Allah'tan başka Mâlik yoktur."

(Adâb 21)

117 - Hz. Câbir (radıyallahu anh) anlatıyor: "Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) Ya'la, Bereket, Eflah, Yesâr, Nâfi ve benzeri isimlerin kullanılmasını yasaklamayı arzu etmişti. Sonra onun bu mevzuda sükut ettiğini gördüm. Sonra da yasaklamadan vefat etti."

Bu hadisi Müslim, Âdab 13, (2138); ve Ebu Dâvud, Edeb, 70, (4960) rivayet ettiler. Hadisin metni Müslim'e aittir.

Ebu Dâvud'un rivayetinde şu ziyade mevcuttur: "...Zira kişi "Bereket burada mı?" diye sorar da "hayır yok!" diye cevap verirler."

118 - Hz. Ömer (radıyallahu anh)'in azadlı kölesi Eslem anlatıyor: "Hz. Ömer (radıyallahu anh), bir oğlunu Ebu İsa künyesini kullandığı için dövdü. Öte yandan Muğîre İbnu Şu'be (radıyallahu anh), Ebu İsa künyesini kullanıyordu. Hz. Ömer (radıyallahu anh) ona "Ebu Abdillah künyesini kullanman sana yetmez mi?" dedi. Muğîre: "Bana Ebu İsa künyesini takan Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'dir" cevabını verince, Hz. Ömer: "Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in geçmiş gelecek bütün günahları affedilmiştir. Biz ise bundan böyle sıkıntıdayız" dedi. Ölünceye kadar Muğire'yi "Ebu Abdillah" diye künyeledi.

Ebu Dâvud, Edeb 72, (4963).

119 - Yahya İbnu Sa'îd (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) bol sütlü bir deve hakkında: "Bunu kim sağacak?" diye sordu. Bir adam ayağa kalkmıştı ki Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) "İsmin ne?" dedi. Adam: "Mürre (acı)!" deyince, ona: "Otur!" dedi. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) tekrar "Bunu kim sağıverecek?" diye sordu. Bir başkası ayağa kalktı, ben sağacağım diyecekti. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) ona da: "ismin nedir?" diye sordu. Adam: "Harb!" diye cevap verdi. Ona da "Otur" dedi.

Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Bu deveyi kim bize sağıverecek?" diye sormaya devam etti. Bir adam daha kalktı. Ona da ismini sordu. "Ya'îş (yaşıyor!)" cevabını alınca ona: "Sen sağ" diyerek müsaade etti."

Muvatta, İsti'zan 24 (2, 973).

HZ. PEYGAMBER (S.A.S.)'İN İSİM KOYDUĞU KİMSELER

120 - Sehl İbnu Sa'd es-Sâidi (radıyallahu anh) buyurdu ki: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) Fâtıma (radıyallahu anhâ) annemizin evine uğramıştı. Hz. Ali (radıyallahu anh)'yi evde bulamayınca: "Amca oğlun nerede?" diye sordu. Fatıma (radıyallahu anhâ): "Aramızda bir şekerlenme oldu. Bunun üzerine bana kızdı ve çekip gitti" dedi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) birine: "Hele bir arayıver nereye gitmiş" diye emretti. "Mescidde yatıyor!" diye haber verince, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), 'Kalk ey Ebu Turâb, kalk ey Ebu Turâb (yani Toprak babası) diye seslendi.

Sehl der ki: Hz. Ali (radıyallahu anh)'nin en çok sevdiği ismi bu isimdi.

Buhârî, Salat 58, Fedaili'l, Ashab 9, Edeb 113, İsti'zân 40; Müslim, Fedailu's-Sahâbe 38, (2409).

121 - Esmâ Bintu Ebî Bekr (radıyallahu anhümâ) anlatıyor. "Mekke'de Abdullah İbnu Zübeyr (radıyallahu anh)'e hâmile kalmıştım. Doğum yaklaşmıştı ki, Mekke'yi terkettim ve Medine'ye geldim, Kuba'ya indim. Abdullah'ı orada dünyaya getirdim. Doğunca, bebeği alıp Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a götürdüm, kucağına bıraktım. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir hurma istedi, ağzında çiğneyerek ezdikten sonra, tükrüğünden çocuğun ağzına bıraktı. Abdullah'ın midesine ilk inen şey Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın mübarek tükrükleri idi. Sonra (yumuşattığı o) hurma ile çocuğun damağını oğdu, hakkında bereketle dua etti ve Abdullah ismini verdi. Müslüman aileden ilk doğan çocuk bu idi. (Medine'de bütün Müslümanlar) onun doğumuna çok sevindiler. Çünkü "Yahudiler size sihir yaptılar, asla doğum yapamayacaksınız" diye bir şayia çıkarılmıştı."

Buhârî, Menâkibu'l-Ensâr 45, Akîka 1, Müslim, Âdâb 26, (2146).

122 - Ebu Mûsâ (radıyallahu anh) anlatıyor: "Bir oğlum doğmuştu. Hemen Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a getirdim. İbrahim ismini verip bir hurma ile tahnikde bulundu. Sonra da "Mübarek olsun" diye dua buyurdu ve çocuğu bana geri verdi. Bu çocuk, Ebu Musa'nın en büyük evladı idi."

Buhârî, Akîka 1; Müslim, Adab 24, (2145).

123 - Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Abdullah İbnu Ebi Talha'yı doğduğu zaman Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a götürdüm. Bebek bir bez içerisinde idi. Vardığımızda Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) devesine katran sürüyordu. "Beraberinde hurma da getirdin mi?" diye sordu. "Evet" dedim ve birkaç tane hurma verdim. Onları ağzında çiğnedi, sonra çocuğun ağzını açtı. Ağzına tükrüğü püskürttü. Bebek, yalamaya başladı. Bunun üzerine Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) "Ensar'ın hurma sevgisine bakın (doğar doğmaz başlıyor)" diye latife etti ve çocuğu Abdullah diye isimledi."

Buhârî, Cenâiz 42, Akîka 1; Müslim, Âdab 22, (2144); Ebu Dâvud, Edeb 69, (4951) Hadisin metni; Müslim'deki metindir.

124 - Hz. Aişe (radıyallahu anhâ): "Ey Allah'ın Rasûlü, dedim, arkadaşlarımdan her birisinin bir künyesi var, (benim yok)". Dedi ki: "Oğlum Abdullah İbnu Zübeyr ile künyelen." Aişe, "Ümmü Abdillah (Abdullah'ın annesi)" diye künye almıştı"

Ebu Dâvud, Edeb 78, (4970).

Rezîn merhum: "Teyze anne gibidir" ilavesini kaydetmiştir.

HZ. PEYGAMBER (S.A.S.)'İN DEĞİŞTİRDİĞİ İSİMLER

125 - Hz. Aişe (radıyallahu anhâ): "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) çirkin isimleri değiştirirdi" buyurmuştur.

Tirmizî, Edeb 66, (2841).

126 - Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Zeyneb Bintu Ebî Seleme'nin ismi Berre idi. "Nefsini tezkiye ediyor" denildi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) onu Zeyneb diye isimlendirdi.

Buhârî Edeb 108; Müslim, Edeb 17, (2141).

127 - İbnu Abbâs (radıyallahu anh) anlatıyor: "Cüveyriye Bintu'l-Hâris'in ismi Berre idi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) onun ismini Cüveyriye diye değiştirdi. Zira, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) "Berre'nin yanından çıktı" denmesini sevmiyordu.

Müslim, Edeb 16, (2140).

128 - Şureyh İbnu Hâni, (radıyallahu anh) babasından naklediyor: "Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm), kavmimin beni Ebu'l-Hakem diye künyelediklerini işitmişti. Beni çağırtarak: "Hakem olan Allah'tır, hüküm de O'nadır, öyle ise, sen nasıl Ebu'l-Hakem künyesini taşırsın?" dedi. Ben açıkladım: "Kavmim bir meselede anlaşmazlığa düşünce bana gelirler, ben hükme bağlarım. Her iki taraf da verdiğim hükme râzı olurlar." Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Bu ne güzel şey?" buyurdu ve "Çocuklarından neler var?" diye sordu. Ben: "Şüreyh, Müslim, Abdullah var" dedim. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "En büyüğü hangisi?" dedi. "Şüreyh" dedim. "Öyleyse, buyurdu, sen Ebu Şüreyh'sin"

Ebu Dâvud, Edeb 70, (4955); Nesâî, Kadâ 7, (8, 226-227).

129 - Beşîr İbnu Meymun, amcası Üsâme İbnu Ahdarî'den rivayet ediyor: Ahdarî diyor ki: "İsmi Asram olan bir adam vardı. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ona: "İsmin nedir?" diye sordu. Adam Asram diye cevap verdi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Hayır sen Zür'a'sın" buyurdu.

Ebu Dâvud, Edeb 70, (4954).

130 - Said İbnu'l-Müseyyeb babası vasıtasıyla dedesinden naklediyor: "Dedem, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a uğramıştı. İsmin ne? diye sordu. "Hazn (sert yer)" diye cevap verdi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Hayır sen Sehl'sin" dedi. Müseyyeb: "Olamaz, babanın verdiği bir ismi değiştiremem" dedi. İbnu'l-Müseyyeb ilâve ediyor: "O günden sonra aramızda kabalık devam etti gitti."

Buhârî, Edeb 107-108; Ebu Dâvud, Edeb 70, (4956).

Ebu Dâvud'un rivayetinde şöyle demiştir: "... Hayır sehl ezilir ve hakîr tutulur."

Ebu Dâvud merhum der ki: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Âsi, Aziz, Atele (şiddet, sertlik), Şeytan, Hakem, Gurâb (karga) Habbâb, Şihab isimlerini değiştirdi. Şihâb'ı Hişam, Harb'i Silm (sulh), Muzdaci'ı (yatan) Münbais (kalkan) yaptı. Afire (çorak) adını taşıyan bir araziyi de Hadire (yeşillik) diye, Şi'bu'd Dalâlet'i (sapıklık geçidi) Şi'bu'l-Hüdâ diye isimledi. Benu'z-Zinye'yi Benu'r-Rüşd olarak değiştirdi."

131 - İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) diyor ki: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) Âsiye (isyankâr, itaatsiz kadın) ismini değiştirip Cemîle (güzel kadın) yaptı.

Müslim, Edeb 14, (2139); Tirmizî, Edeb 66, (2840); Ebu Dâvud, Edeb 70, (4952).

132 - Mesruk anlatıyor: "Hz. Ömer'le karşılaştım. Bana "Sen kimsin?" diye sordu. "Mesruk İbnu'l-Ecda" dedim. Dedi ki: "Ben Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın ecda şeytandır" dediğini işittim."

Ebu Dâvud, Edeb 70, (4957).

133 - Sehl İbnu Sa'd (radıyallahu anh) anlatıyor: "el-Münzir İbnu Ebî Üseyd doğduğu zaman Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a getirilmişti. Çocuğu kucağına aldı ve: "İsmi nedir?" diye sordu. "İsmi falandır" diye ne konmuşsa söylendi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Hayır! bunun ismi Münzir olacak" dedi ve o gün çocuğa Münzir ismini koydu.

Buhârî, Edeb 108; Müslim, Edeb 29, (2149).

HZ. PEYGAMBER (S.A.S.)'İN İSİM VE KÜNYESİNİ ALMA HAKKINDA GELEN RİVÂYETLER

134 - Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Bir gün Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Bakî'de idi. Kulağına bir ses geldi: "Ey Ebu'l-Kâsım!" diyordu. Başını sese doğru çevirdi. Seslenen adam: "Ey Allah'ın Resûlü seni kastedmedim, ben falancayı çağırdım" dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): "İsmimi isim olarak koyun, fakat künyemi kendinize künye yapmayın!" buyurdu.

Buhârî, Menâkıb 20, Edeb 106; Müslim, Âdab 1 (2131); Tirmizî, Edeb 68, (2844).

135 - Hz. Cabir (radıyallahu anh) anlatıyor: "Bizden birinin bir oğlu oldu. İsmini Kasım koydu. Kendisine: "Sana Ebu'l-Kasım künyesini vermeyiz. Bu künye ile seni şereflendirip memnun etmeyiz" dedi. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e gelerek durumu arzetti. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bunun üzerine: "Oğlunun adı Abdurrahmândır" dedi.

Buhârî, Edeb 105, 106, 109, Menâkıb 20; Müslim, Adâb 2, (2133); Ebu Dâvud, Edeb 74, (4965); Tirmizî, Edeb 68, (2845).

Bir rivayette şu ziyade var: "İsmimi isim olarak koyun, fakat künyemi künye yapmayın. Zira ben Kasım (taksim edici) kılındım. Aranızda taksim ederim."

Ebu Dâvud'un bir rivayetinde şöyle buyrulmuştur: "Kim benim ismimi almışsa, künyem ile künyelenmesin. Kim de künyem ile künyelenmişse, ismimle isimlenmesin."

136 - Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: "Bir kadın gelerek: "Ey Allah'ın Resûlü, ben bir oğlan dünyaya getirdim. Muhammed diye isim, Ebu'l-Kasım diye de künye verdim. Bana, sizin bu durumdan hoşlanmadığınız söylendi, doğru mu?" diye sordu. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "İsmimi helâl, künyemi haram kılan şey de ne?" veya "Künyemi haram kılıp ismimi helâl kılan şey de ne?" diyerek reddetti.

Ebu Dâvud Edeb 76, (4968).

137 - Muhammed İbnu'l-Hanife, babasından (Allah her ikisinden de razı olsun) anlatıyor: "Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e sordum: "Ey Allah'ın Resûlü, sizden sonra bir oğlum olduğu takdirde, sizin isminizle isimlendirebilir, künyenizle de künyelendirebilir miyim, ne dersiniz?" Bana "Evet" buyurdular.

Ebu Dâvud, Edeb, 76, (4967); Tirmizî, Edeb 68, (2846).

Yuharıdaki metin Ebu Dâvud'undur. Tirmizî, hadise, "sahîh" demiştir, ayrıca: "Burada bizim için ruhsat var" diye kaydetmiştir.

İSİM VE KÜNYE ÜZERİNE MÜTEFERRİK HADİSLER

138 - İbnu Ömer (radıyallahu anhumâ) anlatıyor: "Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) çocuğa, doğumunun yedinci gününde isim konmasını, yıkanarak pisliklerin temizlenmesini ve akika kurbanı kesilmesini emir buyurdu."

Ebu Davud, Edâhî, 21, (2837); Tirmizî, Edâhî 23, (1522), Edeb 63,(2834), (Tirmizî'de hadis İbnu Ömer'den değil, Amr İbnu Şu'ayb an ebîhi an ceddihi tarîkindendir. Burada bir sehiv söz konusu -Nesâî, Akîka 5, (7, 166); İbnu Mâce, Zebâih 1, (3165)-dur.).

139 - Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: "Yeni doğan çocuklar Hz. Peyg er (aleyhissalâtu vesselâm)'e getirilirdi. O da bunlara mübarek olmaları için dua eder, tahnîkde bulunurdu."

Müslim, Edeb, 27 (2147); Ebu Dâvud, Edeb 116, (5106).

140 - Ebu Râfi (radıyallahu anh) anlatıyor: "Hz. Fatıma (radıyallahu anhâ) oğlu Hasan (radıyallahu anh)'ı doğurduğu zaman, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı kulağına ezan okurken gördüm."

Ebu Dâvud, Edeb 116, (5105); Tirmizî, Edâhî 17, (1514).

Tirmizî hadisin sahih olduğunu söylemiştir. Rezîn şu ziyadeyi kaydeder: "Kulağına İhlas sûresini okudu, hurma ile tahnik etti ve ismini koydu."

141 - Yahya İbnu Saîd anlatıyor: "Hz. Ömer bir adama: "İsmin nedir?" diye sordu. Adam "Cemre (kor)" dedi. "Kimin oğlusun?" diye tekrar sordu. Adam: "İbnu Şihâb (alev) deyince "Kimlerden?" dedi. Adam: "Hurakalardan." "Eviniz nerede? diye sordu. "Harretu'n-Nâr'da" cevabını alınca, "hangisinde?" dedi. "Zâtı Lezâ'da" cevabını alınca; Hz. Ömer (radıyallahu anh) "Âilene yetiş, yanıyorlar!" dedi. Gerçekten durum aynen Hz. Ömer'in dediği gibiydi"

Muvatta, İsti'zân 25 (2, 973).






imza
Resurrecturi Exsurge, et Agnos Factus Leonibus
HinaPoTioa isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 14-05-2010, 05:06 PM   #800 (permalink)
ıŞıK SaÇaN
HinaPoTioa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
AileVadisi.NeT
Üyelik tarihi: Mar 2010
Konular :
Mesajlar: 94,007
Rep Puanı : 1274
Rep Derecesi : HinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud ofHinaPoTioa has much to be proud of
İletisim :
Standart


http://www.ailevadisi.net
NİYET
1.
Yapılan işler niyetlere göre değerlenir. Herkes yaptığı işin karşılığını niyetine göre alır. Kimin niyeti Allah'a ve Resûlü'ne varmak, onlara hicret etmekse, eline geçecek sevap da Allah'a ve Resûlü'ne hicret sevabıdır. Kim de elde edeceği bir dünyalığa veya evleneceği bir kadına kavuşmak için yola çıkmışsa, onun hicreti de hicret ettiği şeye göre değerlenir
2. Mekke fethinden sonra artık hicret yok; fakat cihad ve niyet vardır. Allah yolunda savaşa çağırıldığınız zaman hemen katılın.
3. Medine'de bizden geride kalan öyle kimseler vardır ki, bir dağ yoluna, bir vâdiye girdiğimizde onlar da bizimle yürüyormuş gibi sevap kazanırlar. Çünkü onları birtakım mâzeretleri alıkoymuştur
4. Allah Teâlâ sizin bedenlerinize ve yüzlerinize değil, kalblerinize bakar
5.
Biri cesaretini göstermek, diğeri milletini korumak, öteki kendine yiğit adam dedirtmek için savaşan kimselerden hangisi Allah yolundadır? diye soruldu.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şu cevabı verdi:
- "Kim, İslâmiyet daha yüce olsun diye savaşıyorsa, o Allah yolundadır

6.
İki müslüman birbirine kılıç çektiği zaman, öldüren de, ölen de cehennemdedir".
Bunun üzerine ben:
- Yâ Resûlallah! Öldürenin durumu belli, ama ölen niçin cehennemdedir? diye sordum.
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem:
- "Çünkü o, arkadaşını öldürmek istiyordu"

7.
Allah Teâlâ iyilik ve kötülükleri takdir edip yazdıktan sonra bunların iyi ve kötü oluşunu şöyle açıkladı:
Kim bir iyilik yapmak ister de yapamazsa, Cenâb-ı Hak bunu yapılmış mükemmel bir iyilik olarak kaydeder.
Şayet bir kimse iyilik yapmak ister sonra da onu yaparsa, Cenâb-ı Hak o iyiliği on mislinden başlayıp yedi yüz misliyle, hatta kat kat fazlasıyla yazar.
Kim bir kötülük yapmak ister de vazgeçerse, Cenâb-ı Hak bunu mükemmel bir iyilik olarak kaydeder.
Şayet insan bir kötülük yapmak ister sonra da onu yaparsa, Cenâb-ı Hak o fenalığı sadece bir günah olarak yazar. "

__________________






imza
Resurrecturi Exsurge, et Agnos Factus Leonibus
HinaPoTioa isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Etiketler
temelleri, İslamın

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Forum Şartları


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 02:11 PM.


Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.2
aBSHeLL
Protected by CBACK.de CrackerTracker
Abshell-AileVadisi

Linkler

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307