AiLeVaDiSi FoRuM  

Go Back   AiLeVaDiSi FoRuM > GeneL Forum > KişiseL BaŞaRı

KişiseL BaŞaRı Hayatın yönünü bulalım

 

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 17-02-2007, 03:41 AM   #1 (permalink)
BaNLi-üYe
Avatar Yok
AileVadisi.NeT
Üyelik tarihi: Mar 2004
Bulunduğu yer: Hollanda / Utrecht
Yaş: 28
Konular :
Mesajlar: 24,338
Rep Puanı : 348
Rep Derecesi : sensizim40 is a jewel in the roughsensizim40 is a jewel in the roughsensizim40 is a jewel in the roughsensizim40 is a jewel in the rough
İletisim :
Standart Çoklu Zeka


http://www.ailevadisi.net
Çoklu Zeka ve Beynin Etkili Kullanımı

Howard Gardner’ın 1983 yılında “Frames of Mind: The theory of multiple intelligences” (Düşünüş biçimi: Çoklu Zeka Kuramı) adlı adlı eserinde ortaya koyduğu “Çoklu Zeka Kuramı”, zekanın toplumlar ve eğitim üzerinde yıllardır sürüp giden etkisini yani sadece dil ve matematik zekasını hesaba katan klasik zeka testi ve zeka tanımlamasını tarihe karıştırmıştır. Gardner, zekanın iki değil, yedi yönü olduğunu savunmuştur. Böylece sadece matematikte ve dilde başarılı olanların değil, müzikte, sporda, dansta, iletişimde, doğada, resimde kendini gösterenlerin ve kendini tanıyanların da zeki olduğunu ortaya çıkarmıştır.
Çoklu zeka kuramının amacı, eğitimde bireylerin neler yapabileceğinden neler yapabileceğinin düşünülmesidir. Günümüzde eğitim ve psikoloji alanındaki gelişmelerle klasik testlerin çocukların değerlendirilmesinde yeterli olamayacağı, onun potansiyel yeteneklerinin de ortaya çıkarılması gerektiği görüşü vardır. Gardner’a göre zeka, problem çözme kapasitesi ya da değerli bir ya da birden çok kültürel yapı ürününe şekil vermektir.

Gardner bireylerin aynı düşünüş tarzına sahip olmadıklarını ve eğitimin eğer bu farklılıkları ciddiye aldığı düşünülürse, bütün bireylere en etkili şekilde hizmet edeceğini belirtmiştir.Eğer bireyler farklı zeka bileşenlerini tanıyabilirlerse karşılaşacakları sorunları çözmede daha şanslı olabilirler.

Çoklu zeka her bilim dalında öğrencilerin öğrenmelerini arttıran bir öğretim süreci olarak algılanmaktadır.

Gardner’ ın çoklu zeka kuramında yer alan zeka türleri aşağıda verilmiştir.

Sözel/Dilbilimsel Zeka: Değişik kültürlerde yaşayan insan, dil kullanma becerisine sahiptir. Kimileri dili sadece iletişim amacıyla kullanırken, kimileri birden çok dil ve iletişim becerileri gösterebilirler. Dil zekası, sözcükleri hem sözlü hem yazılı olarak etkili bir biçimde kullanma becerisidir. Örneğin, sözlü olarak öykü anlatan, ya da sunuculuk yapan ve politikacı olan kişilerle şair oyun yazarı, editör, gazeteci gibi dil zekası sergileyenler bu grupta yer alırlar.

Doğa Zekası: Gardner’ın 1995’de ortaya attığı sekizinci zeka türüdür. Bu zekaya sahip olanlar, doğal kaynaklara ve sağlıklı bir çevreye ilgi duyarlar, flora ve faunayı tanırlar.

Gardner, bireylerin gösterdiği her özelliğini zeka olmayacağını, zeka olabilmesi için :

l. Bir dizi sembole sahip olması.

2. Kültürel yapıda değerli olması.

3. Aracılığıyla mal ve de hizmet üretebilmesi.

4. İçinde problem çözebilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.

Sosyal/Bireylerarası Zeka: İnsanlarla ilişki kurma,diğer bireylerin ruh hallerini, duygularını, güdülenmişliklerini ve niyetlerini anlama ve davranışlarını yorumlama yeteneğine sahip olmadır. Politikacılar, Liderler, Psikologlar, Öğretmenler, Aktörler, Turizmciler bu yeteneklerini iyi kullanan insanlardır.

Mantıksal/Matematiksel Zeka: Mantıksal düşünme,sayıları etkili kullanma, problemlere bilimsel çözümler üretme ve kavramlar arasındaki ilişkileri ayırt etme, sınıflama, genelleme yapma, matematiksel bir formülle ifade etme, hesaplama, hipotez, test etme, benzetmeler yapma gibi davranışları gösterme yeteneğidir.

Bilim adamları, matematikçiler, muhasebeciler, mühendisler, bilgisayar programcıları, istatistikçiler ve benzeri işlerle uğraşanlar mantıksal-matematiksel zekası güçlü olan bireylere örnek sayılabilir.

Özedönük/Bireysel Zeka: Bireyin kendisini, güçlü ve zayıf yönlerini, ruh halini, arzu ve niyetlerini anlama ve bu doğrultuda yaşamını planlama ve yönlendirme becerisine sahip olmalıdır. Bu zekası gelişmiş bireyler kendi duyguları ile nasıl baş edebileceğini bilme, kişisel problemlerini çözme, kendi hedeflerini belirleme, disiplinli olma, kendine güvenme gibi özellikleri gelişmiş kişilerdir. Din adamları, psikologlar, filozoflar öze dönük zekaları güçlü bireylere örnek verilebilir.

Görsel/Uzamsal: Üç boyutlu bir nesnenin şekil ve görüntüsünü hayal edebilme ya da başka bir deyişle, dünyayı doğru algılama ve algılama üzerine gördüklerini yansıtabilme yeteneğidir.

Uzamsal zeka, görsel düşünmeyi ve şekil/uzay özelliklerini şekillerle ve grafiklerle ifade etme, çizme, boyama ve şekil verme gibi davranışları kapsar. Mimarlar, denizciler, pilotlar, heykeltıraşlar, ressamlar, izciler, avcılar, dekoratörler ve tasarımcılar uzamsal zekalarını en üst düzeyde kullanırlar.

Müzikal/Ritmik Zeka: Duyguların aktarımında, müziği algılama ve sunmada müziği bir araç gibi kullanma yeteneği, yani ritme, melodiye, tona karşı duyarlı olma yeteneğidir. Bu zekaları güçlü olan kişiler, müzisyenler, koristler, orkestra şefleri, enstrüman üreticileri ve bestecilerdir.

Bedensel/Duyudevinimsel Zeka: Düşünce duyguları ifade ederken ve de problemleri çözerken bedeni kullanma yeteneğidir. Bedensel zekası yüksek bireyler sportif hareketleri, düzenli/ritmik oyunları kolayca uygulayabilirler. Balerinler, sporcular, heykeltıraşlar, mimarlar, pandomim sanatçıları, cerrahlar, teknisyenler, aktörler, el işleri ile ilgilenenler bu zekaya örnek gösterilebilir.

Kaynak : cocukdunyasi
sensizim40 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Reklamlar Bağışlanmaktadır
Alt 17-02-2007, 03:41 AM   #2 (permalink)
BaNLi-üYe
Avatar Yok
AileVadisi.NeT
Üyelik tarihi: Mar 2004
Bulunduğu yer: Hollanda / Utrecht
Yaş: 28
Konular :
Mesajlar: 24,338
Rep Puanı : 348
Rep Derecesi : sensizim40 is a jewel in the roughsensizim40 is a jewel in the roughsensizim40 is a jewel in the roughsensizim40 is a jewel in the rough
İletisim :
Standart


http://www.ailevadisi.net
Bilinmeyen Güç! Yapay Zeka
--------------------------------------------------------------------------------

Bilinmeyen Güç!
Yapay Zeka: 21. Yüzyıl Teknolojisi

“Tarihte üç büyük olay vardır. Bunlardan ilki; evrenin oluşumudur. İkincisi, yaşamın başlangıcının olması. Bu ikisiyle aynı derecede önemli olan üçüncüsü; belki daha önemlisi ise, yapay zekanın ortaya çıkışıdır.”
...

Sorularla başlayacağız makaleye.
Akıl, nedir ve ne işe yarar? İlk bakışta basit görünen bu sorunun cevabını aradı asırlardır insanoğlu.. Basit görünür akıl; gerçekten bu kadar basit açıklanacak bir şeymidir? Yoksa, çok komplekstirde kolayca açıklayamaz mıyız onu sihirli kelimelerimizle...Ya zekayı nasıl tanımlarsınız? İşte bu makalede akıl-zeka-beyin üçgeninde yapay zeka konusunu bilimsel olarak incelemeye çalışacağız.

Akıl?

‘Akıl, bu dünyanın en muazzam gücüdür. O, yeryüzünü alt üst etmiş, medeniyetleri yapmış ve yıkmıştır’ diyor 20. yüzyılın en büyük mütefekkirlerinden olan Nobel ödüllü Alexis Carrel. İnsanoğlu tarih sahnesine çıktığı ilk günden beri akıl ve onun ikiz kardeşi zekasiyla türlü medeniyetler kurmuş ve bir o kadarini yıkmıştır.

Zamanın zembereği 21. yuzyılı gösterdiğinde ortada aklın makineleşmesi yada makinelerin akıllılaşması denen bir kavramın ortaya çıktığını görüyoruz. Bu olayı ilk olarak Arnold Scwanzenegger’ in başrolünde oynadığı bol action sahneli Yok Edici(Terminatör) filmiyle belleklerimize soktuk. İşte kimilerinin sibernetik,robotlaşma vs. gibi yeni moda isimler taktığı bu konunun merkezinde 2000’ li yillarin en onemli ilim sahası olan Yapay Zeka(Artificial Intelligence) duruyor.

Merkezde duruyor diyorum, zira makalenin devamında zeka ile birlikte yapay zekaya yapılan atıfları okudukça neyi kastettiğimi daha iyi anlayacaksiniz.

Zeka?

Zekanın ne anlama geldiği ve ne kadarının ölçülebildiği konusunda henüz bir görüş birliği sağlanmış değildir. Latince “intellectus” kelimesinin karşılığı olan zekanın, kavramsal olarak birkaç tarifi ise şöyle sıralayabiliriz.
“Cevap vermede, muhtemel çözümleri inceden inceye aramadaki çabukluk ve bir problemin evreleri arasındaki yeni ilişkileri anlayabilme kapasitesi”
“Yeni bir düzeneği veya kuralı keşfetme yada bir rahmin yürütme ile ilgili faaliyet.”
“Beynin bilgiyi alıp, hızlı ve doğru olarak analiz etmesi..”

Biyologlar zekayı çevreye uyum kabiliyeti olarak görürken, eğitimciler öğrenme, psikologlar ilişkileri anlama, bilgisayarcılar bilgiyi işleme kabiliyeti şeklinde değerlendirmişlerdir. Şuur, bilinçaltı, ruh gibi açık uçlu bir kelime olduğu için zekanın evrensel bir tarifi yapılamamıştır.

IQ(Intellıgent Quotient)?

Zihinsel-entellektüel zeka olarak tanımlanan IQ son yıllarda gündemden düşmeyen ve çok sık tartışılan bir kavram. Tartışılan noktanın merkezinde ise şu var. Bir insan düşünün ki notları çok güzel mantık olarak herşeyi sağlam ve matematiksel temeller üzerine oturtabiliyor. Ancak hayatın kanunları bu insanın bir başka IQ’ su düşük insanla aynı zaman dilimi içerisinde daha başarısız yapabiliyor. Yani kısacası IQ her ne kadar bir test ve ölçüt gibi dursa da iş bitirme sanatı yada bana göre diğer tarifiyle başarının köşe taşlarından birisi sadece. Evet hayat yolunda bir insana başarılı denebilmesi için çoğu zaman IQ’dan daha fazlasına sahip olmak gerekiyor.

Zekanın yaşla da pek bir alakası yok. Örneğin Goethe, ilk şiirlerini, 10 yaşında iken yazmıştı. Fatih İstanbul’u fethettiğinde 21 yaşındaydı. Yine Mozart, henüz 6 yaşında iken, konser vermeye başlamıştı. Bütün bunlar zekanın yaşla değil başta olduğunun en büyük gösergeleri.
Aynı Goethe 83 yaşında ölmesine rağmen, en büyük eseri olan Faust’u ölümünden 1-2 yıl önce bitirmişti. Mimar Sinan, Süleymaniye’yi bitirdiği vakit, yaşı 70’i geçmişti. Thomas Hobbes, The Odyssey’i Yunanca aslından İngilizce’ye çevirdiği sırada 87 yaşında idi ve bir yıl sonra da İlyada’yı tercümeye başlamıştı.
Uzmanlar IQ’nun zekanın tek boyutunu ölçebildiği görüşünde birleşiyorlar. Yale Üniversitesi’nden psikolji Profesörü Robert Stern “Zeka Testleri Ne Kadar Akıllı?” başlığı altında derlediği yazısında geleneksel zeka testlerinin analitik ve sözel yetenekleri doğru olarak değerlendirdiğini, ancak yaratıcılık ve pratik bilgileri ölçmede yetersiz kaldığını belirtiyor. Harvard Üniversitesi’nden Daniel Goleman, “IQ testlerinin, kimin daha çok para kazandığıyla veya daha doyumlu bir sosyal hayat sürdüğüyle hiçbir ilgisi yok” diyor.

Sadece dile iyi hakim olmak, hesapları çabuk yapabilmek kişiyi zeki yapmaya yetmiyor. İnsan beyni son derece karışık ve şaşırtıcı bir organ olduğundan, sayısız yetenek ve fonksiyona sahiptir. Bu fonksiyonları hepsini de testlerle ölçmek mümkün değil. İnsan, beynin çeşitli yeteneklerini kullanmada ne kadar başarılıysa o kadar zeki sayılıyor.
Örneğin; üniversiteyi 1.’ likle bitiren öğrenci, özellikle akademisyenler tarafından en başarılı öğrenci sayılır. Not olarak belki bu başarıyı hak etmiştir de. Şimdiye kadar üniversiteyi büyük emeklerle, derecelerle bitirip hayat serüveninde işsiz yada başarısız olan birçok insan görmüşsünüzdür. İş bulanda tam olarak başarılı sayılmaz. Bence zekayı kullanabilmenin en önemli kanıtı; insanın öğrendiklerini hazmederek uygulamada ne ölçüde kullanabildiğidir.
Eğer şimdiye kadar bölümünüzü dereceyle bitirdiyseniz, bence bir an önce pratik hayatta bilgilerinizi nasıl kullanacağınızı öğrenmelisiniz.

Bir çok insanın bildiği üzere insan beyninin sağ lobu sayısal-analitik zekaya hükmederken, sol lobu ise sayısal olmayan daha ziyade sanat-müzik gibi sözel yetenekleri bünyesinde barındırıyor. Yine uzmanlarin ortak görüşü şu ki; akıllı ve zeki insanlar; beyinlerinin sağ ve sol loplarını dengeli şekilde kullananlar arasından çıkıyor.

Ya Yapay Zeka?

Bütün bu açıklayıcı tanım ve ifadelerin arkasından yapay zekanın ne olduğunu anlamak, yemeğin tatlısı misali, hazmedilmesinin kolay olacağı kanaatindeyim.
İnsanlığın tarihini ve tarihi gelişimini incelediğimizde otomatik olarak bir takım işleri yapan makinelere karşı ilginin yüksek olduğunu görürüz. Bu ilgi ve alaka o zamanların şartlarına göre belirli faaliyetleri gerçekleştirebilen otomatlar yapmalarına neden olmuştur. Bu tür bilgileri tarih kitaplarında bulmak mümkündür. Yine insanlığın tarihi süreci incelendiğinde şöyle bir yargıya varmak mümkündür: “İnsanlarda canlılığı taklit eden makineler, süs eşyaları ve oyuncaklar yapmak derinden gelen bir arzudur.”

Yapay Zeka, insanlık tarihinin en büyük mühendislik projesidir. İnşa etmek istediğimiz şey, sonuçta bir bilgisayar programından, yani formal bir dilde yazılmış bir metinden ibarettir. Ama bu metin o denli uzun ve karmaşık olacaktır ki, yazılması hemen aklınıza gelebilecek diğer dev mühendislik projelerinden daha çok adam-yıl alırsa şaşmamak gerekir. Özetlersek;

Yapay zeka, bir bilgisayar bilim dalıdır.
Yapay zeka, bilgi ve davranışa dayalı sistemler oluşturur.
Yapay zeka, zeki davranışlar üzerine araştırmalar yapar.

Yönetim bilimleri yapay zeka alanındaki gelişmelerden hızla etkilenmektedir. Bu etkileşimin bir sonucu olarak, doğal dil arabirimleri, endüstriyel robotlar, uzman sistemler ve zeki yazılımlar gibi uygulamalar ortaya çıkmıştır. Her seviyeden yöneticiler ve çalışanlar, direkt veya dolaylı da olsa son kullanıcı olarak bu gelişmelerden haberdar olmak durumundadır. Çünkü bir çok işyeri ve organizasyonda, gittikçe artan bir oranda yapay zeka teknikleri kullanılmakta ve bu yolla verimlilik artışı sağlanmaya çalışılmaktadır.
Yapay zeka uygulamaları ise şu başlıklar altında sıralanabilir:

• Uzman Sistemler;
• Robotik;
• Doğal Diller;
• İnsan Duyularının Taklidi;
• Sinirsel Ağlar
• Sanal Gerçeklik

Çıkarılabilecek Sonuç?

Hayatını her kolaylaştırdığında en yakın dostu ilan ettiği teknolojiyi kendisinden daha güçlü olduğunu hissettiği en ufak bir olay sonunda hiç düşünmeden düşman koltuğuna oturtan insanoğlunun, yapay zekaya yaklaşımı da farklı değil. Çoğu kişinin, yapay zekanın geleceğine paranoyak bir bakış açısıyla yaklaşıyor olmasının temel nedeni de bu. Amacı zorlukla yaptığımız işlerde bize yardımcı olmak ve hayatımızı kolaylaştırmak olan yapay zeka çalışmaları, oldukça kolay kabul görüyor. Ancak bizim zekamıza eşit, hatta bizden daha üstün bir zeka üretilmesi düşüncesi, çoğu kişi için pek de sevimli değil. Çünkü bu fikir, kendini doğadaki en üstün yaratık olarak görmeye alışmış insanoğlunun, gücüne gidiyor. Düşünün ki Star Trek(Uzay Yolu) filmlerinde bile kendini hep “efendi” görmeye alışmış ‘bizler’ için kendisinden üst bir benlik olması ne kadar zor olacak düşünün artık.

Yapay zeka bilimine olan ilgi sürekli artarken, bir noktaya dikkatleri çekmekte fayda var. İnsan davranışlarının modellenmesi konusundaki başarılı çalışmalar, insana benzer robotların yapılması çalışmalarını cesaretlendirmekle birlikte, bu çalışmalarda filmlerde gösterildiği gibi başarıların elde edilmesi şu an için oldukça uzak görülmektedir. İnsan, bilgisayarlaştırılması mümkün olmayan birtakım yetilere sahiptir. Toplumumuzdaysa insana benzer robotların üretileceği ve topluma hakimiyet kuracakları gibi bir anlayışın yayılması, yeni araştırmacıların dikkatlerini sonuçsuz çalışmalara çekebilecektir. Akıl (intellect) ve zeka (intelligence) sözcükleri, bizim dilimizde karıştırılmaktadır. Zeka aklın bir fakültesi, yani mekanik atölyesi olarak düşünülürse, bunun bilgisayar modelinin kurulması mümkündür. Yapay zeka bilimcilerinin yaptığı da bu açıdan bilimi ilerletmek. Akıl ise, sadece insanda olan bir yeti. İnsanı diğer yaratıklardan ayıran bir özellik. Bunun gerçekleştirilmesini düşünmek şimdilik ve gelecekte olası değil gibi görünüyor.

Gelelim yazının girişinde aktardığım sözlere... Bu sözler Massachusetts Teknoloji Üniversitesi(MIT) Bilgisayar Bilimi Labaratuvarı yöneticilerinden Edward Frenkin’in, BBC’yle bir söyleşisinde dile getirdiği sözlerdi. Frenkin’in söyledikleri yalnızca bilgisayar bilimcilerinin kendi dünyalarında geçerli, abartılı ve destek görmeyen bir iddia değil. ‘Yapay Zeka’ teriminin 1956 yılında ilk kez kullanılmasından bu yana farklı disiplinlerdeki bir çok araştırmacı bu konu üzerinde yoğun olarak çalışmakta. Ulaşılan nokta ve gelecekle ilgili hedeflerse, oldukça tartışmalı durumuyla her yaşta hemen herkesin ilgisini çekebilecek düzeyde görünüyor.

1950’lerde yeryüzünde belki de hiç kimse “uzaya gidilecek” cümlesinin manasını tam olarak anlayamamıştı. Kime sorsanız aya gitmek, yada bir başka gezegene seyahat hayali düşüncelerden ibaretti. Aya gidilince insanlığın ufku biraz açıldı. Bu sefer de, yapay zekanın neler getireceği aynı bilinmezlikte merak ediliyor.

Butun bunların yanıda Yapay Zeka ile direkt bağlantılı olan Turing Testi, Bulanık Mantık, Çin Odasi Deneyi, Deep Blue Zafer miydi, gibi merak edilen soru ve konulara son çıkan kitabımda geniş yer ayırdığımızdan buraya hapsetmek istemedik. Dileyenler “Yapay Zeka: 21. yuzyil teknolojisi” adli kitabımdan gerekli noktaları zevkle okuyabilirler.*

Yapay Zeka konusuna devam edeceğiz...

* Yapay Zeka: 21. Yüzyıl teknolojisi, Kariyer Yayınları-2003, +90 212 5169985
Abdullah D. DOĞAN
sensizim40 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 17-02-2007, 03:42 AM   #3 (permalink)
BaNLi-üYe
Avatar Yok
AileVadisi.NeT
Üyelik tarihi: Mar 2004
Bulunduğu yer: Hollanda / Utrecht
Yaş: 28
Konular :
Mesajlar: 24,338
Rep Puanı : 348
Rep Derecesi : sensizim40 is a jewel in the roughsensizim40 is a jewel in the roughsensizim40 is a jewel in the roughsensizim40 is a jewel in the rough
İletisim :
Standart


http://www.ailevadisi.net
IQ EQ SQ NEDİR?



IQ: Kişisel zekamızdır. Bunu birçok yerde duymuş, bunun ile ilgili yazılar okumuşuzdur. Beyinsel zekamız olarak değerlendirebiliriz. IQ bizim karşımızdaki konuyu anlamamıza yardımcı olur. Doğuştan gelen bir özelliktir daha sonra bunu yükseltme oranımız diğer zekalara göre daha az konumdadır.

IQ beynimizin sol lob undan kaynaklandığını söyleyebiliriz. Çünkü sol lob ta beynimizin sayısal kısmında kullanılır. IQ su yüksek olan kişiler daha çok sayısal konularda başarılı oldukları gözlenmiştir. Bunu geliştirmek için sayısal sorular çözebiliriz.



EQ: Kişilerin duygusal zekası olarak tanımlanır. Sözel konularda daha başarılı olurlar ve beyinin sağ lab. kullanılır. Kişilerin çevre ile iletişimini sağlaması EQ’nun genel özelliklerinden olmaktadır. Kişilerle olan ilişkimizi düzenlemekte bunu kullanabiliriz. Anlaşılacağı gibi duygusal zeka IQ ya göre daha fazla arttırabilmek imkanımız var. Bunu çocuklukta etrafı konuşmayan bir kişinin ilerde çevresi ile daha iyi ilişkiler kurduğunu fark etmişizdir. Buna örnek olarak kendimizi de gösterebiliriz. Gün geçtikce çevremiz ile daha iyi diyaloglar kurabiliyoruz. Buda EQ nun daha rahat geliştiğini gösteriyor. Çevremiz ile diyaloglara özen gösterip sorunları çözebiliriz.



SQ: Kişilerin ruhsal zekası olarak tanımlanır. Kişiler bunu kendi içlerindeki ruhsal denge, ruhsal zeka olarak da tanımlayabiliriz. SQ, bizim IQ ve EQ değerlerinin toplamı olarak da değerlendirebiliriz. Çünkü ruhsal dengemizi sağlamak için IQ ve EQ nun düzenli olması gerekir. Yine aynı şekilde eşitliğin diğer tarafı yani SQ arttığı takdirde IQ ve EQ düzeyinde de artma meydana gelecektir. Bunu ise EQ ya göre daha çok yükseltebiliriz. Bunun için sözel zeka soruları çözebiliriz. Bu hem hayal gücümüzü hem de sayısal zekamızı kullanarak artmasını sağlar.



Şimdi bunları karşılaştırmak gerekirse zeki ama başarısız insan görmek çok zor değildir bunun sebebi ise EQ dur. Çünkü çevresi ile iyi bir iletişim kurmadığından dolayı ders çalışması gerektiği konularda başarısız kalır. Çevremizde zeki olmayan fakat başarılı kişilerin temel kaynağı da buna dayanmaktadır. Peki çevre ile ilişkileri iyi olan ve EQ du yüksek olan kişilerde de başarılı olamadıkları olur bunun sebebi nedir? Bunun sebebi ise SQ dur. Yani ruhsal dengesini sağlayamadığından dolayıdır.



IQ sorunlar da tepkisiz kalır. Tepki vermez.

EQ şaşırır ama ne yapacağı konusu tam olara çözemez.

SQ bu iki zekanın kavramı olduğundan dolayı sorunu çözer.



Çok fazla karıştırılan bu konuları kısaca böyle tanımlayabiliriz.



Tabi zeka çeşitleri bununla sınırlı değildir. Daha bir çok zeka çeşitleri bulunmaktadır. Ama en çok karşımıza çıkan ve bize gerekli olan bu üç zeka çeşididir.



Unutmayalım kullanılan özeliklerimiz artar, kullanılmayanlar azalır.
sensizim40 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 17-02-2007, 03:42 AM   #4 (permalink)
BaNLi-üYe
Avatar Yok
AileVadisi.NeT
Üyelik tarihi: Mar 2004
Bulunduğu yer: Hollanda / Utrecht
Yaş: 28
Konular :
Mesajlar: 24,338
Rep Puanı : 348
Rep Derecesi : sensizim40 is a jewel in the roughsensizim40 is a jewel in the roughsensizim40 is a jewel in the roughsensizim40 is a jewel in the rough
İletisim :
Standart


http://www.ailevadisi.net
Düşünce Şemaları
--------------------------------------------------------------------------------

Gündelik hayatımızda sorunlara yol açabilen endişe,sıkıntı, çökkünlük ve öfke patlamaları gibi rahatsızlık verici duygusal durumların oluşmasına düşünce şemalarımızdaki bazı kusurlar katkıda bulunmaktadır. Çevremizden etkilenerek ya da oluşan olaylarla aynı zamanda bizi o an için rahatlatsın diye kullandığımız bazı düşünceler alışkanlık haline gelerek, otomatik olarak kullanılmaya başlanır. Bu tarz düşünce şemalarının ortak özelliği, gerçeklik ilkesinden ve akılcılık temelinden ayrılmış olmalarıdır. Bunlar:

1-Filtre oluşturma:
Karşılaştığınız durumlar ya da olayların tek bir yönü sizin için önem ifade ediyor, diğer alanları anlam taşımıyorsa, o kısımları hesaba katmıyorsanız filtre oluşturmaktasınız. Bazı kişiler yaşadıkları bir olay başkaları için ne kadar güzel olursa olsun, onun içinden olumsuz bir durumu adeta cımbızla çıkartırlar. Eğer kişinin duygusal yapısı çökkünlüğe eğilimli ise kendilerinin küçümsendiği ya da kayıp yaşantılarını öne çıkarabilirken; öfkeye eğilimliler kendilerine haksızlıkta bulunulduğunu; endişeli,evhamlı kişilerde kendileri ya da çevrelerindekilerle ilgili tehdit olarak algıladıkları şeyleri ön plana çıkarabilirler. Bu durumda bizi rahatsız edebilecek olaylar adeta mikroskoptan bakar gibi büyür, diğer güzel taraflar küçülür.

Bu durum kendi geçmişimizi düşündüğümüz anlarda da kendini göstermektedir. Eskileri düşündüğümüzde sadece üzücü, kaygı verici, sinirlendirici ya da kararsız kaldığımız durumları daha çok hatırlıyor ve diğer anılar çok kolay bir şekilde aklımıza gelmiyorsa, gene bilinçaltımız aynı işlemi otomatik olarak yapıyor demektir.

2- Ya hep ya hiç tarzında kutuplarda düşünmek:

Aslında her şeyin iyi ya da kötü özellikleri vardır. Hiçbir şey sadece beyaz ya da sadece siyah olmayıp , gri ya da lila renk tonlarındadır. Ying-yang durumu gibi (her siyahın içinde bir beyaz; her beyazın içinde de siyah bir bölüm olduğu şeklinde uzak doğu felsefesine ait bir model).

Yani olaylar, insanlar, durumlar ya iyidir ya kötü şeklinde sadece masallarda görülebilen iki durumda bulunur.

Bu tür bir düşünce temelinde eğer bir şey yeterince mükemmel değilse, o yetersizdir ve kötüdür. Bu şekilde mükemmeliyetçi bir düşünce yapısı, kişinin kendisi için belirlediği yüksek hedefler ve niteliklere ulaşamadığı zaman, kendini başarısız ve yetersiz hissetmesine yol açar. Bu da beraberinde depresif ve kişinin kendisi ve çevresine eleştirel yaklaştığı bir duygulanımı getirir.

Bu düşünce yapısında hataya ve olağan olmak kabul edilir bir durum değildir. Bir tek hata kişinin dünyanın en mantıksız kişisi olduğu düşüncesini oluşturabilir. Bir kişinin kendine ait bir sıkıntısı nedeniyle, size yönelik bir unutkanlığı ya da hatası o kişiyi silmenize ve yok saymanıza neden oluyorsa bu şekilde düşünüyorsunuz demektir.

3- Aşırı genellemeler yapmak:

Karşılaştığınız bir olay nedeniyle, hemen olayın sonucunu bütün hayatınıza yönelik yargı haline getirip, yetersiz verilerle genelleme yapıyorsanız bu düşünce şemasını kullanıyorsunuz demektir. Belli bir durumda yaşadığınız bir olumsuz olay, daha sonra yaşayabileceğiniz benzeri olaylarda da yaşanacak şeklinde bir düşüncenin oluşmasına yol açabilmektedir. Bunun eseri olarak bir kişi sizi görmeden yanınızdan geçtiğinde, “bak işte bana selam vermedi, yeterince bana değer vermiyor, sevmiyor” şeklinde gerçek olmayan bir düşünceyi oluşturabilmektedir. Sabah karşılaştığınız bir aksilik “ kötü başladı her şey ve her şey kötü gidecek şeklinde genellemelere yol açabilmektedir. Kişinin konuşma içeriği sık sık herkes, hiç kimse,her şey, her zaman, hiçbir zaman gibi ifadelerle doludur. Bu tür düşünce yapısı ile, kişinin hayatı sınırlanır ve çok küçük çaplı bir ilişki ağı oluşur.

4-İnsan sarrafı olma ( karşısındakinin ruhunu okuma):

Başkaları hakkında kolayca fikirler ileri sürerek onların davranışlarının temeli, amacı ve sonraki hareket tarzları ile kendinizi bağlayıcı kararlar alıyorsanız bu tarz bir düşünce şemanız var demektir. Bu şekilde başkalarının hissettikleri, olaylardan etkilenişleri yönünde hipotezler üretirsiniz. Doğal olarak, bu tarz bir düşünce yapısı kişinin olaylar ya da kişilere karşı bakışından etkilenmektedir. Yani kendinizde olan bir takım davranış şekillerini karşınızdakine yansıtırsınız. Karşınızdakinin düşündüğünü sandığınız şey , aslında sizin düşündükleriniz ve hissettiklerinizin bir yansımasıdır. Başkalarının yapacağını düşündüğünüz davranışlar ya da hisler, doğal olarak o kişilerin genel hareket ya da hissediş tarzı olmayacaktır. Ancak siz onların farklı davranacağını düşünerek, gereksiz ya da olumsuz tavırlar alabilirsiniz. “ bu durumda muhakkak kızmış olmalı, benden bunun acısını çıkarır” şeklindeki yaklaşımlar gibi.

5- Olası en olumsuz temayı senaryolaştırma:

Çok ufak bir durumun sonucunda kişinin o olayın bir felaketle sonlanıp, olası bir facia haline getirmesidir. Kişi bu nedenle yakınlarından birinin başına gelen bir sorunun, kendisi ile benzerliği olmasa da kendi başına geleceğini düşünebilir. Normal vücutsal belirtiler bile bir kanser habercisi olarak düşünülebilir. Ekonomik olarak sıkıntıya düşen birisi, eşi ve çocuklarının kendisini terk edeceği ve kimsesiz olarak bir köprü altında yaşayacağını umutsuzluk içinde hayal edebilir. Bir kaza geçirebileceği korkusu ile hayatını kısıtlayabilir. Bu kişilerin konuşma içerikleri “eğer , ya...”gibi sözcüklerle doludur.

6-Kişiselleştirme- sorumluluk sahibi hissetme:

Çevrenizdekilerin söylediklerinden ya da yaptıklarından kendinize yönelik uygunsuz anlamlar çıkarmanız söz konusudur. Bu yapıyı kullanan kişiler sürekli olarak, kendilerini çevrelerindekilerle kıyaslarlar. “ben arkadaşlarım kadar para kazanmadığım için eşim bana böyle davranıyor” şeklinde düşünüp huzursuz hissedebilirler. Bu kişilerin kendilerine güvenleri yeterince kuvvetli olmadığından, devamlı olarak kendilerini olumsuz anlamda başkaları ile kıyaslayıp, olaylardan sorumlu hissederler. Çevreden gelen her bir uyaranı ( bakış, söz, davranış vb) kendinize verdiğiniz değerin bir ölçütü olarak görürsünüz.

7-Kontrol odağınızın durumu:

Kendinizi eğer çevresel şartların, etrafınızdakilerin kontrolüne, olayların akışına bırakıyorsanız, etrafınızdakilerin yörüngesine ,onların dümen suyuna giriyorsanız kendiniz güçsüz hissedeceksinizdir. Bu durumda hayatınızda herhangi bir değişim yapamayacağınızı düşünebilecek ve aciz hissedeceksiniz. Etrafınızdakileri ve dışınızdaki dünyayı da bu durumda göreceksiniz. Sonuçta olumsuz durumlara düştüğünüzde , bundan başkalarını sorumlu addedip, onları suçlayacaksınız. Aşırı bir kadercilik düşüncesi ile bu durumlarla karşılaştığınız için her şeyi sineye çekip, çözüm yolları aramaya da çalışmayacaksınız. Dolayısı ile kendinizi kurban olarak algılayacaksınız ve ‘ilahlar kurban istedi’ şeklinde düşünüp, hayal kırıklığına uğrayacaksınız. Oysa ki hayatınızın dümeninizi elinize alarak, yaşamınızın tek sorumlusu siz olduğunuzu idrak ederek, kendi kararlarınızı almakta aktif olsanız hayattan daha çok keyif alabilirsiniz. Yanlış da yapsanız, deneme yanılma en iyi öğrenme yolu olduğundan, bu deneyim size çok şeyler öğretecektir.

Bu durumun tam tersinin olması, kontrol odağınızın aşırı derecede sizde toplanması halidir. Kendiniz aşırı güçlerle donanmış hissedebileceğiniz için etrafınızdakilerin eylemlerinden kendinizi sorumlu tutar hale gelebileceksiniz. Kendinizi mitolojideki tüm dünyayı omuzları üzerinde taşıyan ‘Atlas’ gibi hissedeceksiniz. Bu tarz bir hissediş, etrafınızdakilerin gereksinimlerine aşırı duyarlı olma şeklinde bir sınırsızlık hali, her türlü gereksinimleri giderebilecek kadar kendini adeta tanrı gibi hissetme durumu ve bu ihtiyaçların karşılanması sorumluluğunun başkasına değil de kendinize ait hissetmenizden kaynaklanmaktadır. Bu şekilde etrafınızdakileri size muhtaç ve korunması, desteklenmesi, beslenmesi gereken kişiler olarak algılayacak, onların yapmaları gereken sorumlulukları üstlenecek, adeta ağır işçilik yapar hale geleceksiniz. Dolayısı ile etrafınızdakilerin mutluluk, dert ve sorunlarından kendinizi sorumlu tutacaksınız. Bunların hepsini yapmaya çalıştığınızda çok yorulup kendi hayatınızı yaşayamayacaksınız. Asıl yapmanız gerekenleri yapamayıp, ulaşabileceğiniz başarıları göremeyeceksiniz. Bu kadar bölündüğünüz için, yakınlarınızdan kişi başına ayırdığınız vakit de azaldığından, yaptıklarınızın yeterli görülmediğini anlayıp, boşa kürek çekmiş hissedebileceksiniz. Bu kadar koşuşturma içinde bunları elinizden gelebildiği kadar yaptığınızda mutlu olabilecek , sıklıkla da doğal olarak yetişemediğinizde kendinizi suçlu ve mutsuz hissedebileceksiniz. Bir arkeolojik kazı bölgesinde şöyle bir yazı ile karşılaşılmış “kendini bil, kendini tanı, sen sadece bir insansın”.

8-Bireysel adalet algısı :

Bireysel ilişkilerinizde size özel, sizin başkalarına ya da başkalarının size yönelik yapılması gerektiğinizi düşündüğünüz, çok da objektif olamayabilecek bir takım kural ve yönetmelikleriniz vardır. Eğer sevgiliniz sizi sevseydi, hep yanınızda olurdu; arkadaşınız gerçek bir dost olsaydı, size istediğiniz miktarda borç verir hatta hibe ederdi; benim bu iş yerimde çalışmamı gerçekten isteseler ve bana değer verselerdi, en yüksek zammı bana verirlerdi, hayat ve insanlar yeterince adil olsalardı... gibi düşünceler kişinin etrafına yönelik hipotezler üretmesi, kişiyi mutsuzluğa sürükler. Mutlaka sizin bakış açınız başkalarının bakış açısından farklıdır. Suyun üzerinden suya bakacak olursanız dibi çok yakın görürsünüz, oysa gerçek çok farklıdır, suya daldığınızda yakın gibi gözüken dibi bulamayabilirsiniz. Bu şekilde düşünerek hareket etmek, kendinizi mutsuz hissettireceği gibi,kişiler arası sorunlar yaşamanıza da yol açabilir.

9-Duygularınızın doğruluğundan taviz vermemek:

Burada sözü edilen şey, duygularınız neyi söylüyorsa ona körü körüne inanmanızdır. Eğer kendinizi suçlu, başarısız, değersiz hissediyorsanız mutlaka öylesinizdir, o tür bir davranış yapmışsınızdır şeklindeki düşünüş tarzı sizi çökkün hissettirecektir. Kendinizi kızgın hissediyorsanız muhakkak çevrenizdekiler sizi kızdıracak bir şey yapmıştır şeklindeki gene bu tarz bir düşünce de etrafınızdakilerle daha da olumsuz şeyler yaşamanıza yol açabilir. duygularımız düşüncelerimizle el ele dolaşmaktadır. Eğer herhangi bir şekilde düşünceleriniz mantık çerçevesinden, gerçeklik ve objektiflikten uzaklaşıyor ise, buna uygun şekilde hissedersiniz. Sadece mantık ya da sadece duygulara dayanan ilişki ve evliliklerin yürümeyeceği gibi mantık ve duygular bir arada yaşamalıdır.

10- Kendinizi değil, çevrenizdekileri değiştirme düşüncesi:

Etrafınızdakilerin hareket ya da düşüncelerini değiştirebilirseniz, insanlar sizin mutluluğunuza hizmet edebilir hale gelirler şeklinde komik olacak ama biraz emperyalist bir bakış açısı insanlarla aranıza aşılması güç Berlin duvarları örebilir. Benzer bir şekilde bulunduğunuz yeri değiştirirseniz sorunlardan kurtulabileceğiniz düşüncesidir. Aslında değiştirmeniz gereken ve değiştirebileceğiniz şey sadece sizin kendi düşünüş ve davranış şekillerinizdir. ‘İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır’ diyen atasözünde olduğu gibi, önce biz kendimizi düzeltmeliyiz. Başkalarını kendi kafamızdaki şekle uydurmak için baskı, şiddet, tehdit, ısrar, duygu sömürüsü elbette ki geri tepecektir. Bu davranışları gören kişi yeterince kuvvetli olmasa bile, Gandi gibi pasif direnişle kendi haklılığını gösterecektir. Tüm ilgi odağınız bu tarz bir düşünüş yapısı ile, çevrenizdekilere yönelecek dolayısı ile kendi kişiliğinizi geliştiremeyecek ve bilgeliğe giden yolda kazalar yapmanıza yol açacaktır. Unutmayın mutluluğunuz sadece size bağlıdır, başkalarının davranışlarına değil.

11-Önyargı ile çevrenizdekileri sınıflamak:

İnsanların sizi rahatsız eden bir özelliği nedeniyle onları yaftalamak onlarla ilişkileriniz bozacaktır. Sizinle tanışmamış bir kimsenin sizinle konuşmaması onu soğuk bir kişi yapmaz. Aynı şekilde iş yerinizdeki bir üstünüz işinde titiz bir insansa, bu onun insafsız, acımasız bir insan olduğunu da göstermez. İnsanları yeterince tanımadan, kendinizi onların yerine koyarak empati yapamadan davranırsanız, hatalı sonuçlara ulaşırsınız. Elbette ki, bu görüşlerinizin bir bölümünde haklı olabilirsiniz ancak her insanın olumlu yönleri olabildiği gibi olumsuz yönleri de vardır. Bunları göremezseniz onları sevebilme ve yakın hissedebilme olanaklarınızı harcamış olursunuz. Bu da sonuçta ilişki çemberinizin daralıp, yalnız kalmanıza ve bir takım güzel şeyleri paylaşarak mutlu olmanıza engel olacaktır. Bir patron “ bana çalışırken kahkaha atacak adam bulun” demiş. Çalıştığınız yerden mutlu olmaya çalışırsanız verimli olursunuz.

12-İnsanları günah keçisi haline getirip, suçlu aramak:

Kişiler eğer kendi sorumluluklarını yerine getirmez ve sonuçları nedeniyle sıkıntı yaşarlarsa kolayca suçlanacak birisi olduğunu bilmek onları kısa bir süre için rahatlatabilir. Bu şekilde kendi sorumluluğunuzda olan bazı şeyleri hatası olmayan kişilere yıkarak, ilk planda rahatlayabilirken, uzun erimde etrafındakilerle ilişkilerinin bozulmasına sebep olduğundan mutsuz olacaktır. Siz üzerinize düşen incelemeyi yapmadan, gerekli seçme şanslarınızı kullanmadan, istekleriniz yeterince dile getirmeden, yeri geldiğinde hayır demeden bir takım davranışlarda bulunursanız, bunu izleyerek karşınıza çıkan olumsuz sonuçlar nedeniyle çevrenizdekilerin size kötülük yaptığını, düşmanca davrandığını, haksızlık yaptığını düşünebilirsiniz. Bazı durumlarda sorumluluk almamak için yorgun ,bitkin hissettiğini öne sürebilirler. Bu durumlarının fark edilmeyerek kendilerinden sorumluluklarını yerine getirmeleri istendiğinde, çevrelerini durumlarını anlamamakla öfkelenerek suçlayabilirler. Halk arasında “hem suçlu, hem güçlü” denen tarzda bir davranış şekli ile zeytinyağı gibi üste çıkabilirler. Alışveriş yapan kişi, aldığı malı kendisi seçmektedir. Aldığı mallar arasında bozuğu ayıklamaz, ayırmazsa suçun büyük bölümü kendine aittir. Temelde yatan şey sorumluluk alıp, bu sorumluluğu yürütebilecek kararlı, dengeli özgüvene sahip olamamaktır. Unutmayınız ki her zaman haklı olamazsınız.

13-Kalıplaşmış mutlaka-asla düşünce yapısı:

Bu düşünce yapısında aşırı derecede, olması ya da olmaması gereken belirli hareketler ve kurallar silsilesi vardır. Bu kurallar Hammurabi kanunları gibi kesin nitelikler taşır ve tartışılamaz. Duygularımı daima kontrol etmeliyim, asla yanlış yapmamalıyım, adeta bir granit gibi sürekli güçlü olmalıyım gibi.Bunlardan en ufak bir taviz bile verilmemesi gereklidir o kişiye göre. Bu nedenle sizin kurallarınız, düşünüş, giyim tarzınız vb. özelliklerinizin dışında hareket eden kişiler tahammül edilemez, sıkıntı uyandıran kişiler haline gelir. Onlar size göre ötekidir, yabancıdır, zarar vericidir. Bu düşünce tarzına göre her şey tek tip , bir örnek olmalıdır. Çok sesliliğe tahammül yoktur. Böyle düşünerek hayatınızı kısıtlarsınız, başkalarından bir şeyler öğrenemezsiniz. Sürekli olarak yapmalı-yapmamalı,olmalı-olmamalı dersiniz. Kendinizi geliştiremez ve kendinizi sevemezsiniz, her şeyi görev haline getirirsiniz. Kendinizden çok fazla şeyler bekleyerek, rahat edemezsiniz. Etrafınıza karşı hoşgörünüz azaldığı gibi, kendi hareket serbestinizi de kısıtladığınız için mutsuzluğa giden yolunuzu kendiniz açarsınız.

14- Kendini doğruluk abidesi olarak görme:

Devamlı olarak, kendi fikirleri ve hareket tarzının haklılığını, doğruluğunu, gerekliliğini ispata yönelik bir savunma davranışı içinde olmanızdır konu edilen düşünce şeması. Farklı görüşler sizi ilgilendirmemekte, sizin için önemli olan şey, fikirlerinizi değiştirilemez şekilde koruyup, çevreye ifade etmeye çalışmaktır. Hata yapmadığınıza inanırsınız ve bu nedenle farklı bakışları onların yanlışıdır aslında.

Halk arasında “sabit fikirlilik” olarak bilinen bu durum, esnek olmayan bir düşünce yapısıdır ve kişinin gelişime kapalı olması sonucunu getirir. Görüşleri babadan oğula geçen bir tarzda ,onlarla benzer kalıplar şeklindedir. Bireysel düşüncelerinize uymayan , diğerlerinin daha mantıklı olan savlarını destekleyen bulgular yok sayılıp, hesaba katılmaz. Başkalarının düşünce, his ve davranışlarını objektif olarak tartamadan, kişinin kendisinin hep bir şeylere hakkı olduğu şeklindeki algıları çevreleri ile sorunlar yaşamalarına neden olur. Kişiler daima kendilerini merkez alır, hep “nalıncı keseri” gibi düşünsel açıdan durumları kendi taraflarına yontarlar. “haklıyım çünkü...; bu benim en doğal hakkım” şeklinde konuşurlar.

15- Ödüllendirilme beklentisi:

Bu düşünce şeklinde insanlara ve çevreye karşı öylesine özverili olacaksınız ki, insanların gözünde çok yükseklere çıkacaksınızdır. Sürekli gerekli gereksiz fedakarlıklarda bulunurlar. Bu şekilde hareket edip, daha iyi bir karşılık bulma , daha çok sevilme ve ilgi görme beklentisinde olan kişiler yüksek beklentilerine uygun bir karşılık göremediklerinde hayal kırıklığına uğrarlar ve insanları nankör, soğuk kişiler olarak görebilirler. Bu tür ödüllendirilme beklentisi ile hareket etmek kişilerde başkaları üzerinde bir takım haklar sahibi oldukları yönünde haksız bir bakış açısına sokabilir. Bu da kişinin çevresi ile ilişkilerinde sorunlar yaşayıp, mutsuz olmasını getirmektedir.
sensizim40 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 17-02-2007, 03:42 AM   #5 (permalink)
BaNLi-üYe
Avatar Yok
AileVadisi.NeT
Üyelik tarihi: Mar 2004
Bulunduğu yer: Hollanda / Utrecht
Yaş: 28
Konular :
Mesajlar: 24,338
Rep Puanı : 348
Rep Derecesi : sensizim40 is a jewel in the roughsensizim40 is a jewel in the roughsensizim40 is a jewel in the roughsensizim40 is a jewel in the rough
İletisim :
Standart


http://www.ailevadisi.net
Duygusal Zeka ve Empati
--------------------------------------------------------------------------------


Bir köylü eşeğiyle katırını iyice yükleyerek şehre doğru yola çıkmış. Yol uzun, hayvanların yükü ise oldukça ağırmış. Katıra göre biraz daha yaşlıca olan eşek düz yolda, zorlanarak da olsa, vaziyeti idare edebilmiş. Ancak, dağa tırmanırken, bakmış ki dayanamayacak, katıra yükünün ağır geldiğini ve birazını alıp ona yardımcı olmasını rica etmiş. Katır bu ricayı duymazlıktan gelmiş ve bir süre daha yola böylece devam etmişler. Sonra birden, zavallı eşek, o ağır yükün altında düşmüş ve ölmüş.
Yola devam etmek zorunda olan köylü, bunun üzerine; önce, ölen eşeğin üzerindeki yükü almış ve katırın yükünün üstüne eklemiş. Daha sonra, ölen eşeğin derisini yüzmüş ve onu da katırın sırtına atmış.
Katır yaptığından pişman, yükü eskisinin iki katından fazla, “Ettiğimi buldum. Eğer eşeğe ihtiyacı olduğunda biraz yardım etseydim, şimdi bu halde olmazdım” diyerek, iç çekmiş.
(Anonim, Çev. Seden Tuyan)

İletişimin olmazsa olmazı...
Hayatımıza şöyle bir baktığımızda bizim duygularımızı duyarlı bir şekilde dikkate alan ve bizim olumlu davranabilmemizi sağlayan insanların varlığı bizi mutlu eder, yokluğu ise üzer. Çünkü, başkalarının duygularını ve bakış açılarını kavrayabilen kişiler, etrafındaki insanların gereksinimlerini çok iyi anlar ve karşılarlar. Bu bakımdan, başarılı ve verimli ilişkiler kurabilen bir öğretmen, bir yönetici, eş ve ebeveyn kısacası insan olarak hayatın her kademesinde kurduğumuz diyalogların verimli birer alış verişe dönüşmesini sağlayan, problemlerimizi çözülür kılan ve sihirli bir fark yaratan sır, hep bu anlayış dolu yaklaşım tarzı olmuştur. İşte, bu yaklaşım tarzı “empati” nin özünü oluşturur. Bu tarzdan uzaklaşan ilişkilerde korku, öfke, uyumsuzluk, tutku eksikliği, neşesizlik ve en önemlisi verimsizlik hakim olmaya başlar.

Empati nedir?
Empati kişinin bir diyalog sırasında karşısındakinin duygu ve düşüncelerini anlayabilmesini ve böylece duyarlı bir yaklaşım içinde olmasını sağlayan bir Duygusal Zeka becerisidir. Empati becerisini iyi kullanabilen kişiler bu anlamda, iyi bir dinleyici olmalarının yanı sıra, karşıdaki kişinin dile getirmediği duygularını da sezebilir, bakış açılarını kavrayabilirler. Bu bakımdan, empati kişinin farklı olan ya da başka kültürden gelen insanlarla iyi geçinebilmesini sağlar (Goleman, 2003; Stein & Book, 2003). Empati kurabilmemiz için gerekli olan üç öğe vardır (Rogers, 1970, Kasatura, 2003):
* Empati kuracak kişi kendisini karşısındakinin yerine koymalı, olaylara onun bakış açısıyla bakmalıdır.
* Empati kurmuş sayılmamız için karşımızdaki kişinin duygu ve düşüncelerini doğru olarak anlamamız gereklidir.
* Empati kuran kişinin zihninde oluşan empatik anlayışın karşıdaki kişiye doğru olarak iletilmemesi durumunda empati kurma sürecini tamamlamış sayılmayız.
Örneğin, bir arkadaşınızın patronuyla arası bozuk ve canı çok sıkkın, haksızlığa uğradığını düşünüyor ve hararetli bir şekilde derdini sizinle paylaşıyor. Siz, kendinizi onun yerine koyup neler hissettiğini anlayabilirsiniz. Onun duygularını içinizde hissedebilirsiniz. Ama, sıra bu durumu ona ifade etmeye geldiğinde, her şey yolundaymış gibi gülerek “halledersin, boş ver” diyebilirsiniz. İşte böyle davrandığınızda, yüzünüzdeki ifade, söylediğiniz söz ve içinizdeki duygular arasında bir çelişki ortaya çıkar. Dolayısıyla da doğru empati kurmuş, fakat bunu karşıdakine yeterince iletememiş olursunuz. İletme gerçekleşmediği takdirde empati tamamlanmış sayılmaz.

Duyguların dili
Duygularımızı hem sözlü olarak hem de sözlü olmayan yollarla dile getiririz. Ancak, çok nadir duygularımızı kelimelere döker, daha çok başka yollarla ipuçları veririz. Başkasının ne hissettiğini sezebilmenin anahtarı ses tonu, jest ve mimikler, yüz ifadesi, değişik duruşları ve beden hareketleri gibi sözsüz ifadeleri okuyabilmektir (Goleman, 1995). Bebekler ve küçük çocuklar konuşabilene kadar kendilerini bu yolla ifade ederler. Anne, ya da bebeğin bakımını üstlenen kişiler onun ihtiyaçlarını vücut dilini okuyarak anlar ve karşılarlar.
Duygusal Zeka araştırmacısı, psikolog Dr. Goleman’a göre akılcı zihin sözcüklerle ifade bulur, duyguların tarzı ise sözsüzdür. Kişinin sözleri; ses tonu, el-kol hareketleri veya diğer sözsüz yollardan ifade edilenlerle çelişiyorsa, duygusal gerçek, aslen ne söylediğinde değil, nasıl söylediğinde saklıdır. Yapılan araştırmalar, duygusal mesajların yüzde doksanının hatta daha fazlasının sözsüz olduğunu göstermektedir. Bu durumda, insanların bize ilettikleri en önemli mesajları anlayabilmenin ve dünyayı başka bir kişinin bakış açısından görebilmenin yolunun, sözlü mesajların yanı sıra –hatta daha çok- sözsüz mesajları tanımak, anlamak ve yorumlamaktan geçtiğini söyleyebiliriz.
Diğer taraftan kişiye empatik tepki vermenin de başlıca iki yolu vardır. Yüz ifadesini, bedeni kullanarak onun anlaşıldığını göstermek ve sözlü olarak onu anladığınızı ifade etmek... Ancak en etkili yol bu ikisini birlikte kullanmaktır (Kasatura, 2003).

“Empati” tanımını iyi anlamak gerekir...
Başarılı iletişimin güçlü aracı “empati” yanlış anlamalara da açık bir kavramdır. Bu konuda üç genel yanlış anlama bulunmaktadır (Stein & Book, 2003):
* Empati “iyi bir insan olmak” anlamına gelmez. Sadece iyi insan olmak adına düşünce ve duygularımızı karşımızdakine doğru ve açık bir şekilde anlatamıyorsak, bu durum başka insanların duygularını kendi duygularımız gibi benimseyip herkesi hoşnut etmeye çalışmak anlamına gelir - ki bu durum bir kabusu andırır ve hareket özgürlüğümüzü kısıtlar.
* Empati çoğu kez “sempati” ile karıştırılmaktadır. Aslında bu iki kavram birbirinden çok farklıdır. Karşımızdaki kişiye sempati duyuyorsak, onun hissettiği duyguların aynılarını hissederiz ve karşımızdaki kişinin ne düşündüğü ve hissettiğiyle ilgili örneğin, “ sınavı kazanmana sevindim”, “kitabını kaybetmene üzüldüm” gibi “ben” ve “benim” vurgusunu hissettiren kendi yorumumuzu ortaya koyarız. Yani sempati duyduğumuz kişiyi anlamamız ve kendimizi onun yerine koymamız şart değildir. Bunlar iyi niyetli yaklaşımlar olmasına rağmen karşı tarafı etkilemekte yetersiz kalır. Oysa ki empati kurduğumuzda karşımızdaki kişiyle aynı duyguları ve görüşleri paylaşmamız gerekmez, sadece onun duygularını anlamaya çalışırız. Diğer bir deyişle empatik cümleler “sen” vurgusunu taşır. Bu durumda sözlü ifadelerimiz “sınavı kazandığına seviniyor olmalısın”, “kitabı kaybettiğine üzülmüşsündür” gibi karşımızdaki kişiyi anladığımızı hissettirecektir.
* Empatik yaklaşım, karşıdaki kişinin duygu ve düşüncelerini koşulsuz olarak kabul etmek anlamına gelmez. Bu anlamda “empati kurmak” karşındakini anlamak ve anladığın şeye saygı duymak sürecidir.
“Anlayış sahibine yaşam kaynağıdır.” Hz. Süleyman

Empati, empatiyi kuran kişi için de önemlidir. Empatik olmanın kişiye kazandırdıkları bazı avantajları şöyle sıralayabiliriz:
* Diğer insanlarla daha çok yardımlaşır ve bu yüzden de çevreleri tarafından daha çok özlenir ve sevilirler.
* Ne zaman ve ne kadar konuşmaları gerektiğini, ne zaman geri çekilip, ne zaman hamle yapabileceklerini iyi bilirler ve sonuç her iki tarafında yararına olur.
* Olayları ve insanları okur, sağlam veriler toplar, önemli detayları fark ederek hareketlerini uyarlar ve böylece maksimum etki yaratabilirler.
* Farklı insanlar karşısında ne tür strateji ve taktikler kullanabileceklerini bilirler ve bu yüzden özellikle iş ilişkilerinde başarılı olurlar.

Empati geliştirilebilir...
Empati ölçülebilen ve geliştirilebilen bir beceridir. İşte size empati becerinizi geliştirebilmeniz için birkaç öneri...
* İyi bir dinleyici olun ve sadece cevap vermek için değil, anlamak için dinleyin. Anladığınıza emin olmak için sorular sorun.
* Sadece kulaklarınızla değil bütün duyularınızla dinleyin. Beden dili ve ses tonlarından iletişim halinde olduğunuz insanların duygularını okumayı deneyin. Farkettiğiniz duyguya neyin sebep olabileceğini anlamaya çalışın.
* Karşınızdaki kişinin derisinin altına girmeyi ve dünyayı onun gözleriyle görmeyi deneyin. Başkalarının duygu ve düşüncelerine saygı duyun.
* İnsanların sözlü olarak ifade ettikleriyle, beden diliyle ortaya koydukları duygular arasındaki uyuşmazlıkları fark etmeye çalışın.
* İletişim konusunda yaşadığınız olumsuz deneyimleri tekrar gözden geçirerek benzer durumlarla karşılaşmamak için bu deneyimlerden nasıl faydalanabileceğinizi düşünün.
* Kitap okurken veya film seyrederken karakterlerin neler hissettiklerini ve neden böyle hissedebileceklerini düşünün. Siz olsaydınız ne yapardınız?
Kolay gelsin...
sensizim40 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 17-02-2007, 03:43 AM   #6 (permalink)
BaNLi-üYe
Avatar Yok
AileVadisi.NeT
Üyelik tarihi: Mar 2004
Bulunduğu yer: Hollanda / Utrecht
Yaş: 28
Konular :
Mesajlar: 24,338
Rep Puanı : 348
Rep Derecesi : sensizim40 is a jewel in the roughsensizim40 is a jewel in the roughsensizim40 is a jewel in the roughsensizim40 is a jewel in the rough
İletisim :
Standart


http://www.ailevadisi.net
Duygusal zeka
--------------------------------------------------------------------------------


Daniel Goleman “Duygusal Zeka” adlı kitabıyla yepyeni bir kavram ortaya attı. Uzun zamandır başarılı olmanın derecesi IQ ile ölçülürdü. Yapılan son araştırmalara göre “duygusal zeka” (EQ) insanların kişisel ve mesleki anlamda başarılı olmalarını IQ’ dan çok daha fazla etkilendiğini gösterdi. Duygusal zeka ile insanların ortak duyguları, iletişim becerileri, insanlık anlayışları, incelik, zerafet, kibarlık, nezaket vs. gibi yetenekleri tanımlanmaktadır.

Duygusal zeka, kendimizle ve başkalarıyla olan ilişkilerimizi doğrudan etkiler. Yani duygusal zeka bir taraftan kendi gelişimimizi ve olgunlaşmamızı diğer taraftan da yeteneklerimiz ile diğer insanlarla aramızda olan ilişkileri tanımlar.

Duygusal zeka için özellikle aşağıdaki yetkinlikler belirleyicidir.

Kendini tanımak : Kişinin kendi duygularını, ihtiyaçlarını, hedeflerini tanıması, tercihlerini yapabilmesi ve sahip olduğu şahsi gücünün ve kaynaklarının farkında olması anlamına gelir. Kendini tanımakla insanlar belirli pozisyonlarda nasıl hareket edeceklerini, neye ihtiyaç duyduklarını veya kendilerinde ne gibi değişiklik yapmaları gerektiğini fark ederler.

Kendini yönetmek- Kişinin sahip olduğu duygu ve düşüncelerini kontrol ederek yönlendirmesi. Bu beceri ile duygularımızın esiri olmaktan kurtulup onları yönlendirebiliyoruz. Örneğin: bir olay bizi çok kızdırdığında, kendi kendimizi sakinleştirerek, yanlış bir karar vermekten veya yanlış bir davranışta bulunmaktan kaçınırız.

Motivasyon: İnsanın kendini motive edebilmesi, daima başarma isteğine ve heyecanına sahip olması demektir. Bu yetenek özellikle zorlukların çıkmasında veya işlerin istenilenin dışında gelişmesi durumlarında çok faydalı olur. Kendini motive edebilen insan, zorluklar karşısında yılmadan kendinde devam etme gücünü bulur daha metanetli olurlar.

Empati: kişinin başka insalnların duygularını, ihtiyaçlarını, kaygılarını anlayabilmesi, kendini onların yerine koyabilmesi demektir. Söz konusu olan onlar gibi düşünebilip, davranabilmek , onları oldukları gibi kabullenebilmek ve hal ve hareketlerine saygı göstermektir.

Sosyal Yetkinlik : Sosyal Yetkinlik insanların başkalarıyla ilişki kurabilmesi ve bu ilişkilerin uzun süre geçerliliğini koruyabilmesi becerilerini kapsar. İnsanlar arası iyi ilişkilerin yanı sıra bir takım oluşturabilme, takım ruhunu sağlayabilme ve bu takımı yönetme becerisini gösterme de bu yetkinlik ile olur.

İletişim becerisi: Duygusal zeka için, iyi ietişim kurabilme becerisi, vazgeçilmez unsurlarındandır. Bu iki türlü açıklanabilir. Birincisi insanın kendisini açık ve net olarak ifade edebilme becerisi, diğer taraftan da başkalarını dikkatli dinleme ve ne söylediklerini tam ve doğru olarak anlayabilme becerisidir

Duygusal zekanın bize getirdikleri nelerdir?
Duygusal zekası yüksek insanlar mesleki anlamda başka insanlar ile iyi iletişim kurabildiklerinden ve yönetme becerisine sahip olduklarından genellikle çok başarılı olurlar.

Günlük hayatta duygusal zeka insanların iş arkadaşları ve aile bireyleri ile iyi anlaşabilmelerini sağladığı için, kendileri ve çevresindekiler ile ilgili sorunları çabuk çözümlenir.

Duygusal zekalı insanlar diğer insanları olduğu gibi kabul edip onları dinleyip anladıkları için sevilirler ve arkadaşlık ilişkileri daha güçlü olur.

Genellikle kendileri ile barışık ve kolay memnun olurlar.

Şu ana kadar okuduklarınızdan kendimizle ilgili bir takım fikirler sizde oluşmuştur muhakkak. Böyle bir beceriye sahip misiniz değil misiniz. Eğer psikolojik testlerden geçmeyi severseniz, kendi kendinizde değerlendirerek duygusal zeka hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz. Böyle bir testten yola çıkarak kendinizi eleştirin ve seviyenizi belirlemek için örnek olarak aşağıdaki soruları kendinize sorun.

Kendimi ne kadar iyi tanıyorum? Bazı hallerde nasıl ve neden bu şekilde hareket ettiğimi biliyor muyum?

İradem güçlü mü, yoksa duygularımın esiri mi oluyorum?

Kin, nefret, mutluluk, beğeni vb. gibi duygularla nasıl baş edebilirim?

İletişim kurma becerim nasıl?

Kendimi açık ve net olarak ifade edebiliyor muyum? Başka insanları iyi dinleyebiliyor muyum?

Diğer insanlar ile iyi anlaşabiliyor muyum?

Başkalarını motive edebiliyor muyum? Başkalarıyla çalışmaktan zevk alıyor muyum?

Başkalarına fikir verebilir miyim?

Yönetebilme kabiliyetim var mı?

Başkaları tarafından seviliyor muyum?

Başkaları benimle beraber olmaktan keyif alıyorlar mı?

Aranan birimiyim?

Benden fikir istiyorlar mı?

Tüm bu sorular örnek için düşünülmüştür. Duygusal zekanın ardında saklı olanı keşfettiğinizde, kendinize soracağınız soruları da bulabilirsiniz ve böylece eksik olan taraflarınızı da öğrenerek kendinizi geliştirebilirsiniz.
sensizim40 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 17-02-2007, 03:43 AM   #7 (permalink)
BaNLi-üYe
Avatar Yok
AileVadisi.NeT
Üyelik tarihi: Mar 2004
Bulunduğu yer: Hollanda / Utrecht
Yaş: 28
Konular :
Mesajlar: 24,338
Rep Puanı : 348
Rep Derecesi : sensizim40 is a jewel in the roughsensizim40 is a jewel in the roughsensizim40 is a jewel in the roughsensizim40 is a jewel in the rough
İletisim :
Standart


http://www.ailevadisi.net
Anne Baba ve Eğitimcilerin okuması gereken yazı
--------------------------------------------------------------------------------


Bilinçaltımızın derinliklerinde sınırsız bilgelik, engin bir güç ve bize
gerekli her seyin oldugunu biliyor muydunuz? Bilinçaltımızı gelistirip
kontrol ederek yasamımızdaki olumsuzlukları degistirmek mümkün mü? İste bu
sorunun cevabını üç yıldır profesyonel olarak "zihin koçlugu" yapan fizik
ögretmeni Zafer Akıncı´ya sorduk. Uzun yıllar ögrencilerin ögrenme modelleri
üzerine çalısan Akıncı, "zihin koçu" olmasını söyle anlatıyor: "Önceden
ögrencilerin ya zeki ya da geri zekâlı olduklarını düsünüyordum. 1998
yılında çoklu zekâ uygulamalarıyla tanıstıktan sonra her sey degisti. O yıl
hafıza egitimi aldım. Ögrencilerle yaptıgım çalısmalarda gördüm ki bu
çocuklarda anlayıs, ögrenme ve hafıza sorunu yok. Anladım ki ögrenmeyi
etkileyen hafıza ve zekânın dısında bir faktör daha var. Onun da bilinçaltı
oldugunu kesfettim." Vizyoner Egitim Danısmanlık Merkezi´nde "zihin koçlugu"
yapan Zafer Akıncı, ögrenme problemi yasayan, kötü hatıralarından kurtulmak
ve bilinçaltını kontrol altına almak isteyenler için sorularımızı
cevaplandırdı.

Bilinçaltını kısaca tarif eder misiniz?

Amerika´da bilinçaltı konusunda uzmanlardan biri "Bir gemi düsünün, bütün
tayfaları bilinçaltıdır. Her seyi yapan onlardır. Bilinç de kaptandır.
Kaptan emir verir, duygularıyla ´sunu yapma´ derse, bilinçaltı ona itaat
eder. Çünkü gemiyi kontrol eden esas isi yapan bilinçaltıdır." diyor.
Kaptanı yani bilinci etkileyen faktörler vardır. Bunlar anne, baba,
kardesler, arkadas çevresi, televizyon vb.

Bir çocuk dogdugunda en az 400 defa "yapamazsın, edemezsin" sözünü isitiyor.
Bilinç bunu hemen algılıyor ve bilinçaltına kaydediyor. Psikolojide buna
"Kendini gerçeklestiren kehanet" deniyor. Bu olumsuz sartlanma, insan
zihnini kötü yönde etkiliyor.

Bilinçaltını kullanarak ögrenme nasıl gerçeklesir?

Aslında bizim bütün ögrenmelerimiz bilinçaltında olur. Bilinçaltı
baglantılarla çalısır. Bana getirilen bir ögrencinin ebeveyni "Hocam bu
çocuk matematigi sevmiyor." demisti. Çocukla matematigi neden sevmedigini
bulmak için konustuk. Konusurken ilkokul döneminde yasadıgı bir anısını
anlattı. Matematik ögretmeni derste soru çözerken yanlıs cevap verdigi için
çocugu ögrencilerin arasında küçük düsürmüs. Çocuk bilinçaltında baglantı
kurmus, matematik islemlerini görünce kendisini asagılanmıs hissediyor.
Ögrenciyle bir bilinçaltı çalısması yaptık. "Çok güzel bir anını düsün"
dedim. Kendini çok iyi hissettigi sırada -tabiî gevsemis bir halde alfa
konumunda, duyusal yogunluk yasayarak- tahtaya matematik dersinden uzun
formüllerden birisini yazdım. "simdi gözünü aç!" dedim. Gözünü açınca
formülü gördü. "simdi gözünü kapat" dedim. Bir iki kere daha bunu uyguladık.
Yaptıgım sey su; matematik formülleriyle çocugun güzel anıları arasında
baglantılar kurduruyorum. Çocuk, sene sonunda takdirname aldı. Matematigi de
bes oldu.

Velilerimizin çok kullandıgı bir sey var: Meselâ çocuk matematik dersinden
ödevini yapmaya çalısıyor, fakat yapamıyor. Veli de sinirlerine hakim
olamayıp çocuk anlamadı diye bagırıp çagırıyor veya tokadı
yapıstırıyor. Farkında olmadan çocugun bilinçaltında matematik dersiyle azar
ve tokat arasında baglantı kurduruyor. Bu da ileride o çocugun matematik
dersini sevmemesine ve yapamamasına neden oluyor. Antony Robbins diyor ki
"Annem bana sigarayı nefret ettiren kadındır. Birgün annem, ´Oglum sigara
içmek ister misin?´ diye sordu. Ben de ´Evet´ dedim. Bir hafta kavanozun
içinde beklemis, ıslanmıs, igrenç kokan sigarayı verdi ve ´İçecegin seyin
kokusunu al.´ dedi. İçimde öyle bir baglantı olustu ki ne zaman sigara
görsem midem bulanıyor." Bilinçaltı çok güçlüdür. Baglantılarını yapar ve
sizin fizyolojinizi ona göre ayarlar. Farkında olmasanız bile bilinçaltı
baglantıları egitimde, ailede ve her türlü iliskide kullanılır. Ne yapmanız
gerektigini baglantılar kurarak ayarlar. Bu egitimde çok daha önemlidir. Bir
seyi basaramayacagınıza inanırsanız onu basaramazsınız.

Bilinçaltıyla ögrenme tekniklerini hangi temele baglıyorsunuz?

Bilinçaltının temelinde baglantı kurma vardır. Ögrendikleriniz arasında
baglantı kurarsanız unutmazsınız. Hafızası zayıf olan bir çocukla
görüsüyorum. Çocuk ateri oyunlarında muhtesem. Labirent tipi oyunlarda bütün
labirentleri sayabiliyor. "Nasıl tutuyorsun bunu aklında?" dedim. "Hocam,
çok zevkli." dedi. Labirent isimleriyle bilinçaltı arasında zevkle baglantı
kurmus. Hafıza teknikleri, çoklu zekâ uygulamaları, konsantrasyon egitimi,
hızlı okuma teknikleri bunların hepsi bilinçaltı baglantı teknigiyle
ögretilir. Zaten fizyolojik olarak da böyle. Beynimizde nöronlar var. Bütün
nöronların arasında baglantı kurdugunuzda zekâ olusuyor. Yani ne kadar çok
baglantı, o kadar çok zekâ. Herkeste yaklasık 100 milyar nöron var ama
nöronlar arasındaki baglantı kombinasyonu sınırsız.

Temel prensip baglantısını, bilinçaltında egitimcilerimiz kullanmalı. Meselâ
ben ders anlatırken hiçbir zaman konunun ismini önceden söylemem. Her konuya
hazırladıgım küçük hikâyelerle baslarım. Örnegin "Nisanlı güzel bir bayan
laborant, deney yapıyor. Deney yaparken birden parmagındaki yüzük, deney
yaptıgı sıvının içine düsüyor. Aglayarak profesörün yanına kosuyor diyor ki
´ben mahvoldum, alçak adam bütün hersey yalanmıs.´ Profesör soruyor; ´ne
oldu kızım´ diye. ´Bu adamın sevgisi yalanmıs´ diyor. Profesör, ´Nerden
anladın?´ deyince o da ´yüzügüm sıvının içine düstü ama dibe batmadı,
sıvının öz kütlesi altının öz kütlesinden küçük oldugu için batması
gerekirken yüzügüm batmadı. Demek ki altın degilmis bunun herseyi yalan." Ve
diyorum ki "Çocuklar kaldırma kuvveti hayatınızı kurtarır, kendinizi
kandırtmayın." Herkes gülmeye baslıyor. Böylece güzel bir duygu olusuyor
konu hakkında. simdi ben ne anlatırsam anlatayım onlar anlayacaklar. Bu
yöntem dersin basında 5 dakikamı alıyor. Sonra "Hocam ne kadar kolay bir
konuymus." diyorlar. Psikolojide buna "çapa" deniyor. Mizah yaparak
çocukların kafasına çapalar atıyorum.

"Çocuklar simdi çok zor bir soru soracagım bunu yapan her soruyu çözer."
diyorum. Halbuki sordugum soru çok basit. Tabiî çözüyor çocuk. "Hocam hani
zordu" diyor. "Aslında zor da size kolay geldi, iste bir zor soru daha"
diyorum, gülmeye baslıyorlar. Beyinlerinde baglantı kuruyorum. Zor soru
deyince mizah anlıyorlar. Baglantıyı güçlü kurdugumuzda %95 basarı alıyoruz.
14 kisilik bir sınıfta yaptıgım çalısmalar sonunda 11´i Milli Egitim basarı
sınavında ilk 50´ye girdi. Bunu tüm derslerde uygulayabilirsiniz. Bilinç ve
baglantı teknigi artı mizah. Meselâ gazlarda kaldırma kuvvetiyle ilgili bir
formül vardır. P.V=N.R.T çocuklara ben "Palavracı Nurettin" deyince
gülüyorlar. Formül komik geliyor.

Egitimde bu tekniklerin uygulanması gerekir. Bu bakıs açısını kazandırmak
lâzım çocuklara. Bir ögrencim var. Psikologa götürmüsler IQ testinde geri
zekâlı oldugu tespit edilmis. Halbuki IQ testi, zekânın tümü için yapılan
bir test degil, sadece sayısal ve sözel zekâyı ölçüyor ve her insanda 20´ye
yakın zekâ türü var. IQ testi sonucu geri zekâlı oldugu söylenen çocukla
çalısmaya basladık. Ona 10 tane kelime verip "Say" dedim. "Hocam,
biliyorsunuz bunu sayamam." dedi. Perisan olmus çocuk, ailesi de kendisi de
geri zekâlı olduguna ikna edilmis. İki buçuk ay özel bir çalısma yaptık.
simdi bana diyor ki "Hocam dünya hafıza sampiyonasına nasıl basvurabilirim?"
Özgüven kazandı; çünkü yapabildigini gördü.

Bilinçaltıyla ögrenme teknikleri herkese uygulanabilir mi?

Herkese uygulanabilir. Özel bir sart gerekmiyor. Bilinçaltı sadece
psikologların tapusunda olan bir konu degildir. En muazzam organımız olan
beynin nasıl kullanılacagını ögrenmemiz gerekir. Egitimciler özellikle
bilinçaltını bilmedigi için birçok çocugu harcıyor. Ögretmenler olarak
verdigimiz mesajlar çocugun beynine ne olarak gidiyor, nasıl sonuçlar
doguruyor, ögrenmemiz lâzım. Anne babaların da bilinçaltı konusunda
etraflıca bilgi almaları gerekir. Çünkü her insan deha beyniyle dogar.

Bilinçaltımızın kapasitesi ne kadardır?

Beyni tanıdıkça bilimadamları su tespiti yapıyor: "Gerçekten muazzam
sınırsız bir yapı." Oysa veliler çocuklarının bilinçaltını "yapamazsın,
edemezsin, ahmak" gibi sözlerle dolduruyor. Ve bunlar sürekli kayıt
ediliyor. Bu sekilde çocugun beyni sartlandırılıyor. Sonra da ögretmenler
çocugun hayatını karartıyor. Hepsi için demiyorum; çünkü bu teknikleri
bilmedigi halde ögrencilerini çok iyi yetistiren ögretmenler var.

Bilinçaltı ögrenme teknikleriyle hangi yaslardaki ögrencilerden daha fazla
verim alıyorsunuz?

En çok ortaokul düzeyindeki ögrencilerle çalıstım. ÖSS düzeyinde de verim
aldım. Ortaokul çok önemli bir çag; tam karakterin olustugu, bilinçaltının
oturdugu bir dönem. 11-12 yasına kadar çocuklar çok iyi
egitilmelidir.

Her ders için aynı teknikle mi yoksa ayrı ayrı tekniklerle mi egitim
veriyorsunuz?

Aslında ben ilk basladıgımda fotografik hafızayı kullanıyordum. Ondan sonra
çoklu zekâ uygulamalarını kesfettim. Sonra konsantrasyon, hızlı okuma ve NLP
tekniklerini ögrendim. Ve bunların hepsini birlestirerek "bütünlesik zihin
gelisimi" adında bir ögrenme modeli uygulamaya basladım.

Bütünlesik zihin gelisimi modelini biraz daha anlatır mısınız?

Bu sistemle insanlara zihninin nasıl çalıstıgını ögretiyoruz. Yani ben
çocuga "Tarih dersini böyle çalısmalısın" demem, "Senin zihnin böyle
çalısıyor, aklında böyle tutabilirsin." derim. Çocuk zaten zihnini
kesfedince nasıl çalısacagını kendisi buluyor. Basarılı çocuklar bunları
kullanıyor zaten. Basarısız olan ögrenciler ise "İllâ böyle çalısacaksın."
diye bizim kosullandırdıklarımız. Su ana kadar 270´in üzerinde ögrenciyle
çalıstım. 270 tane ayrı ayrı beyin çalısma sistemi buldum. Biz insanlara
nasıl yapacagını ögretiyoruz. Bu yanlıs. Önemli olan beynin nasıl
çalıstıgını anlatmak.

Geçenlerde bir hadise yasadım. Velinin bir tanesi dedi ki "Hocam bu çocuk
ders çalısırken ayakta geziyor. Ben de oturtuyorum". Çocukla konustum.
Yaptıgım testlerde de çocugun "kinestetik" yani dokunsal bir yapısı oldugu
ortaya çıktı. Bedeniyle anlayan bu çocugu oturtugun an dersi anlayamaz. İste
veliler bunları bilmedikleri için çocugu kosullandırıyor. On kere çocugun
kafasına vursanız bir daha kalkıp dolasamaz ama dersini de anlayamaz. Sonra
da "geri zekâlıyım" diye kendini etiketler, inanç olusturur. Çocukları bir
seylere zorlamadan önce iyi analiz yapmak gerekir.

Küçük yaslarda bilinçaltıyla ögrenme egitimi almıs bir ögrencinin ileriki
yıllarında aldıgı bu egitim etkisini korur mu?

Küçük yaslarda verdigimiz böyle bir egitim, çocugun ileriki yaslarında da
avantaj saglar. Çocuk, zihnini tanıdıgı için öz güveni gelisir; karakteri
oturur. Biz çocukların zihinlerinin nasıl çalıstıgını önemsemiyoruz.
Basarısız olduklarında ise onları suçluyoruz.

Verimli bir bilinçaltıyla ögrenme egitimi kaç seansta tamamlanıyor?

Bilinçaltı teknikleri dedigimiz ögrenme modelinde sihirli degnekle dokunup
bir seyleri degistirmiyoruz. Çocuk nasıl ögreniyorsa öyle ögretiyoruz.
Beynin grafigini çıkarıyoruz. Çalısmalarımız genellikle bir ay sürüyor.
Bilinçaltı tekniklerini kullanarak konsantrasyon, ögrenme, motivasyon,
hedeflere kilitlenme egitimlerini veriyoruz. Konsantrasyon çok önemli. Öyle
ögrencilerle karsılasıyorum ki "Bes dakika dersin basında duramıyorum."
diyor ama "Yüzüklerin Efendisi" filmini üç saat gözünü kırpmadan izliyor.
Konsantrasyon bozuklugu olan çocuk üç saat nasıl otuyor? Sorun konsantre
bozuklugu degil dersi nasıl çalısacagını bilmiyor. Biz derse konsantre
olmasını saglıyoruz.

BASARI İÇİN BİLİNÇALTINI PROGRAMLAMA İPUÇLARI

1- Bilinçaltınızda her sorunun cevabı vardır. Uykuya dalmadan önce
bilinçaltına "Sabah altıda kalkacagım." emrini verirseniz sizi tam saatinde
uyandıracaktır.

2- Her gece yatarken kendi kendinize söylediginiz olumlu ifadeler
saglıgınızın kusursuz olması yönünde olsun; bilinçaltınız buyrugunuzu yerine
getirecektir.

3- Bir kitap ya da harika bir tiyatro eseri yazmak, fevkalâde bir konusma
yapmak istiyorsanız, bu fikri sevgiyle hissederek bilinçaltınıza iletin; o
da size istediginiz karsılıgı verecektir.

4- Asla "bunu yapamam" ya da "sunun olması imkânsız" gibi sözler söylemeyin.
Bilinçaltınız bunu yalın anlamlarıyla alacak ve bu düsüncelerden dolayı
yapmak istediginiz sey için yeteneginiz olmadıgını kabul edecektir.

5- Size zarar verecek ya da canınızı yakacak seyler düsünmeyin. Çünkü neye
inanırsanız onunla karsılasacaksınız.

6- En dogru sekilde düsünüp hissetmeye baslarsanız huzurlu bir zihne sahip
olmanız kaçınılmaz olur. Bilinçaltınız, zihninizden geçirip dogru oldugunu
iddia ettiginiz her seyi kabul edecek ve size bunu yasatacaktır.

7- Bilinciniz kapıdaki bekçidir. En önemli islevi bilinçaltını, yanlıs
izlenimlerden korumaktır. İyi seylerin olabilecegini ve su anda olmakta
oldugunu düsünmeyi her zaman tercih edin.
sensizim40 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 17-02-2007, 03:44 AM   #8 (permalink)
BaNLi-üYe
Avatar Yok
AileVadisi.NeT
Üyelik tarihi: Mar 2004
Bulunduğu yer: Hollanda / Utrecht
Yaş: 28
Konular :
Mesajlar: 24,338
Rep Puanı : 348
Rep Derecesi : sensizim40 is a jewel in the roughsensizim40 is a jewel in the roughsensizim40 is a jewel in the roughsensizim40 is a jewel in the rough
İletisim :
Standart


http://www.ailevadisi.net
Çoklu Zeka » Çoğu kimse insanların ne kadar zeki oldukları konusunda kolaylıkla yargıda bulunabilir. Ancak zekanın tanımı istendiğinde ...
--------------------------------------------------------------------------------


ZEKA

Çoğu kimse insanların ne kadar zeki oldukları konusunda kolaylıkla yargıda bulunabilir. Ancak zekanın tanımı istendiğinde duraksarlar. Aynı durum eğitimciler ve psikologlar için de geçerlidir. Bu meslek gruplarının çalışmaları sıklıkla zeka düzeylerine göre insanlar arasındaki bireysel farklılıkları ortaya koymayı içermekle birlikte, verdikleri karara temel oluşturan zeka tanımını yapmada oldukça zorlanırlar (MacMillan, 1982).

Eğitim psikoloğu Jensen (1969), bilimsel olarak hiç de iç açıcı olmayan şu gerçeği kabul etmiştir: Zekayı ölçmek, tanımlamaktan daha kolaydır. Okula henüz başlayan öğrenciler bile, sınıflarında kimin en zeki olduğu konusunda fikir yürütürler. Çünkü görevi daha kolaylıkla ve daha kısa sürede bitirmek gibi zeka olarak adlandırdığımız gücün etkilerini farkındadırlar. Öğretmenler de benzer gözlemlerde bulunur, verilen görevi hangi öğrencinin daha kısa sürede ve doğru bir biçimde tamamlayacağını tahmin edebilirler. Kimin zeki olduğunu kimin olmadığını söylemek çoğu kez kolay gözükse de eğitimci ve psikologlar bu tür yargılarda bulunmanın nesnel yollarını mutlaka bulmalıdırlar. Çünkü verecekleri kararların çocuğun yaşamında önemli etkileri olabilecektir (MacMillan, 1982).


İnsanlar zekayı gerçek bir varlık gibi düşünme eğilimindedirler. Öyle bir varlık ki ona ne kadar çok sahipseniz o kadar zekisiniz. Oysa gerçekte zeka olarak adlandırılan bir varlık yoktur. Zeka bir kavramdır ve kavramlar yalnızca bilim adamlarının zihninde temsil edilirler. Zeka, bilim adamlarının belirli tip davranışları açıklamada kullandıkları kavramsal bir varlık ya da güçtür.


Zekanın Yapısı


Zekanın yapısını, hangi etmen ya da etmenlerden oluştuğunu anlamaya yönelik olarak çeşitli kuramlar geliştirilmiştir. Smith, Ittenbach ve Patton (2002) bu kuramları psikometrik kuramlar, bilgi işleme kuramları ve Gardner´in çoklu zeka kuramı olarak gruplandırmaktadır.


Geleneksel psikometrik kuramlar, zekada bireysel farklılıkların olduğu ve bunların zeka ölçekleriyle ölçülebileceği varsayımına dayalıdır. Psikometri terimi psikolojik özelliklerin ölçümünü ifade etmektedir. Psikometrik kuramcılar, insanların zeka ölçeklerindeki başarılarını değerlendirerek zekayı anlama ve tanımlama gayreti içerisinde olmuşlardır. Bu amaçla korelasyon ve faktör analizi olmak üzere iki istatistiksel işlem uygulanmaktadır (Maloney ve Ward, 1979).


Korelasyon, bir ölçekte ya da bir çok farklı ölçekte yer alan çeşitli yetenekleri ölçtüğü umulan soru maddeleri arasındaki ilişki düzeylerinin hesaplanmasını, faktör analizi ise bu ilişki düzeylerinden hareket ederek ortak boyut ya da etmenlerin belirlenmesi sürecini içermektedir. Böylece aralarında yüksek ilişki bulunan, birbirine benzeyen soru maddelerinde yer alan etmenler bir araya getirilerek zekayı tanımlayan temel etmenler bulunmaktadır (Hickson, 1995). Bulunan bu etmenler çerçevesinde zeka genel bir nitelik midir? Yoksa bazı özel etmenlerden mi oluşmaktadır? Sorularına yanıt aranmaktadır. Psikometrik kuramcıların önde gelen isimleri Spearman, Thurstone ve Carroll´dur.


Spearman (1927), farklı bilişsel puanlar arasındaki ilişkinin “;genel zeka”; ya da “;g”; olarak adlandırdığı tek bir etmen ile açıklanabileceğini öne sürmüştür. Thurstone (1938) ilk çalışmalarında analizini yaptığı zeka verilerindeki farklılıkların çoğunun tek bir etmenle açıklanamayacağını öne sürmüş, ancak daha sonraki çalışmalarında istatistiksel hesaplamalarda yanlış yaptığının farkına varmış ve genel zeka “;g”; etmenini kabul etmiştir.


Carroll (1993), 1920 ve 1990´larda yayınlanmış yüzlerce zeka faktörü analizi çalışmasını gözden geçirmiştir. Bunun sonucunda üç basamaklı hiyerarşik pramit bir modele ulaşmıştır. Pramitin tabanında altmış kadar birbirinden ayrı sınırlı yetenekler (örneğin, müzik yetenekleri, temel aritmetik) yer almaktadır. Birbirleriyle ilişkileri oldukça yüksek olan bu bilişsel yeteneklerin ileri faktör analizleri sonucunda kapsamlı on yeteneğe ulaşılmıştır. Modelde bu yetenekler pramitin ikinci basamağında yer almaktadır. Bu kapsamlı on yeteneğin ileri faktör analizleri sonucunda genel zeka “;g”; etmenine ulaşılmıştır. Böylece “;g”; etmeni pramitin tepesinde, üçüncü basamakta yer almaktadır.


Bilgi işleme kuramları, zekanın tek bir etmenle açıklanmasına karşı çıkmaktadır. Buna göre zeka bir çok etmenden oluşmaktadır. Bu grupta Cattell, Das ve arkadaşları ve Sternberg ve Greenspan´ın çalışmaları yer almaktadır.


Cattell (1963) ve Horn ve Cattell (1966), zihinsel yetenekleri açıklamada iki temel etmen belirlemişler ve bunları akıcı zeka ve kristalize zeka olarak adlandırmışlardır. Cattell´in zeka modelinde kristalize zeka, bilgi gibi birey tarafından yaşam deneyimleri ve eğitim yoluyla edinilen daha küresel yetenekler olarak tanımlanmaktadır. Akıcı zeka, doğuştan gelen zeka gücüdür. Muhakeme ve bellek yetenekleri akıcı zekanın örnekleridir. Cattell kristalize zekayı, yaşla azalabilmekle birlikte değişmez bir özellik olarak tanımlamaktadır.


Sternberg (1988), insan zekasının üçlü kuramı olarak adlandırdığı Zekanın Üç Etmen Modelini önermiştir. Modelin ilk bileşeni, bireyin kendi ve başkalarının fikirlerini analiz etme ve kritikte bulunma yeteneklerini temsil eden analitik yeteneklerdir. İkinci bileşeni, bireyin önemli katkılar getiren yeni fikirler üretmesi yeteneği, yaratıcılıktır. Üçüncü bileşeni, bireyin fikirleri pratik uygulamalara dönüştürme ve başkalarını bunun yararlı olduğuna inandırma yeteneği, pratik zekadır.


Greenspan´ın çoklu modeli yıllar içerisinde gelişimini sürdürmektedir. Zekanın kavramsallaştırılmasının bazı öğeleri Sternberg´in üçlü modeli ile binişiklik göstermektedir. Greenspan (1981) ilk çalışmalarında, kişisel yeterlik olarak adlandırdığı Çoklu Zeka Modelini önermiştir. Kişisel yeterlik, zihinsel yeteneklerin (sosyal zeka ve kavramsal zeka) yanı sıra pratik bağımsız yaşama becerilerini de kapsamaktadır. Greenspan ve Granfield (1992) kişisel ve genel yeterliğin iki alt etmenle açıklanan kapsamlı bir modelini sunmuşlardır. Bu alt etmenler araçsal yeterlik (örneğin, motor işlevler, bilgi işleme hızı, kavramsal zeka) ve sosyal yeterliktir (örneğin, pratik zeka, sosyal zeka ve huy). Greenspan ve arkadaşlarının (Greenspan ve Love, 1997; Greenspan, Switzky ve Grandfield, 1996) önerdiği üçlü modelde tanımlanan zeka, kavramsal zeka, pratik zeka ve sosyal zekadan oluşmaktadır. Kavramsal zeka esas itibarıyla “;g”;ye eşdeğerdir. Bununla birlikte Greenspan (1996, 1997), bireyin zihinsel yeteneklerini temsilen yalnızca “;g”; ya da tek bir ZB puanının kullanılmasına şiddetle karşı çıkmaktadır. Pratik zekayı tipik olarak uyumsal davranış ölçekleriyle ölçülen günlük becerilerin yerine getirilmesi, sosyal zekayı bireyin sosyal ve kişisel yetenekleri (örneğin, ahlaki yargılama, empati, sosyal beceriler) olarak tanımlamaktadır. Son olarak sosyal zekaya kolay aldanma (kandırılma ya da yönlendirilme olasılığı) ve saflık (abartılmış ya da doğru olmadığı açıkca belli olan iddialara hemen inanma) eklenmiştir (Greenspan, Loughlin ve Black, 2001). (Bkz.Çizelge 1.2).


Das, Naglieri ve Kirby (1994) zekayı dört etmenli model olarak kavramsallaştırmışlardır. Bu model planlama, dikkat, eş zamanlı ve ardışık bilgi işlemeden oluşmaktadır. Modelin kaynağında Rus nöropsikoloğu Luria´nın ilk çalışmaları yer almaktadır. Das ve diğerleri planlama sürecini durumları analiz ve değerlendirme yeteneği ve problem çözmede bilgiyi kullanma yeteneği olarak tanımlamaktadır. Dikkat süreci, bilişsel etkinlikleri düzenleme ve belirli uyaranda yoğunlaşmadır. Eş zamanlı bilgi işleme, uyaranların gruplandırılmalarını anlama ya da uyaran grubunun ortak özelliklerini tanımlamayı içermektedir. Ardışık bilgi işleme, bir dizi uyaranı belirli bir anlama göre doğrusal sırada gruplamayı içermektedir.


Gardner (1983, 1993), çoklu zekanın kuramsal bir modelini önermiştir. Başlangıçta model her biri ayrı problem çözme ve bilgi işleme kapasitesine değinen yedi farklı zekadan oluşmuştur. Bunlar dil, mantık-matematik, mekansal, müzik, bedensel, kinestetik, kişilerarası ve kişisel zeka olarak sıralanmaktadır. İleri yıllarda bu zekalara doğa zeka eklenmiştir. Doğa zeka, yaşayan organizmaları ve çevrenin diğer yönlerini ayırd etme yeteneği olarak tanımlanmıştır. Gardner´ın modelinde yalnızca dil, mantık-matematik ve mekansal zekalar geleneksel zeka bölümü (ZB) testleri ile ölçülmektedir. Gardner çoklu zekaların değerlendirilmesinde standarize olmayan yöntemlerin kullanılmasını önermektedir. Gardner çoklu zekaların değerlendirilmesini çeşitli ortamlarda yerine getirilen kişisel etkinliklere dayalı süregelen bir süreç olarak görmektedir. Gardner´e göre, çoklu zekaların değerlendirilmesi tek bir oturumla yerine getirilemez. Gardner´in çoklu zeka modeline getirilen en önemli eleştiri deneysel temelinin ve psikometrik geçerliğinin eksik olmasıdır (Herstein ve Murray, 1994).


Zekanın Yapısına İlişkin Sonuçlar


Zeka kuramlarının çoğunun standardizasyonları yapılmış ve nicelleştirilebilir ölçümler yoluyla geçerlikleri kanıtlanabilmiş değildir. Gardner´in çoklu zekası eğitim ortamlarında sağladığı bazı yararlı uygulamalar dışında kuramsal düzeyde kalmaya devam etmektedir. Stenberg zekanın üçlü modelinin ölçümünde güvenilir bir araç geliştirme girişimlerinde başarısız olmuştur. Greenspan ve Stenberg üçlü modellerinin yapısını (örneğin, sosyal beceriler) nicelleştirmede bazı zorluklarla karşılaşmışlardır. Her ne kadar Greenspan (1997) sosyal zekanın iyi bir ölçeğinin geliştirilebileceği konusunda iyimser olmakla birlikte, henüz böylesi bir araç geliştirilebilmiş değildir. Bazıları sosyal zekanın ölçümünde mevcut ölçeklerin alt testlerini kullanmayı denemiş ancak bunda da başarı sağlanamamıştır (Luckasson ve diğerleri, 2002).


Tüm bu olumsuz denilebilecek tabloya rağmen bazı araştırmacılar önerdikleri modeli kapsayan standartlaştırılmış edilmiş ölçek ya da ölçekler geliştirmede başarılı olmuşlardır. Bunların başında Naglieri ve Das (1997)´ın Çoklu Bilişsel Süreçler Modeline ilişkin olarak geliştirdikleri Bilişsel Değerlendirme Aracı (Cognitive Assessment Instrument) gelmektedir. Bilişsel Değerlendirme Aracı, Planlama, Dikkat, Eşzamanlılık ve Ardışıklık bireysel zeka bölümü (ZB) puanlarını sağlamanın yanı sıra aynı zamanda tüm bilişsel işlevlerin ölçümünü temsil eden Tam-Ölçek ZB puanını da vermektedir. Benzer olarak Zeka Ranj Genişliği Testi (Wide Range Intelligence Test) (Glutting, Adams ve Shelsow, 2000) akıcı zeka ve kristalleşmiş zeka ZB puanlarını değerlendirmekte aynı zamanda bireyin genel zihinsel işlevlerini temsil eden Tam-Ölçek ZB´nü sağlamaktadır.


Psikometri biliminin yakın bir gelecekte çoklu zeka yapısının ölçümünde güvenilir ölçekler sağlayacağı umulmaktadır. Mevcut koşullarda, zekayı en iyi biçimde zekanın genel etmeninin kavramsallaştırdığı kabul edilmektedir. Dolayısıyla bu ölçekler geliştirilene değin zekanın zeka genel etmenine dayalı olarak değerlendirilmesi uygulamaları devam edecek gözükmektedir (Luckasson ve diğerleri, 2002).


Son yıllarda deneysel veriler zihinsel işlevlerin kavramsallaştırılmasının zekanın genel etmeniyle açıklanabilirliğini güçlü bir biçimde desteklemektedir. Bu, zekanın tek bir yetenek olduğunu değil farklı zihinsel yeteneklerdeki çeşitliliklerin çoğunun genel zeka ortak etmeni ile açıklanabileceği anlamını taşımaktadır. Zeka alanındaki araştırmacıların çoğuna göre zeka akıl yürütme, problem çözme, soyut düşünme, plan yapma ve deneyimlerden öğrenme yeteneklerini içeren genel zihinsel yeterlik olarak tanımlanmakta ve bir kimsenin çevresinde olup bitenleri anlama kapsamlı yeterliğini yansıtmaktadır (Gottfredson, 1997; Grossman, 1983). Bu tanım AAMR´nin 2002 yönergesinde de (Luckasson ve diğerleri, 2002) benimsenmiştir.


Zihinsel işlevlerde normal altının belirlenmesi, farklı tipte maddeleri ve zekanın farklı etmenlerini içeren genel ölçümleri gerektirmektedir. Henstein ve Murray (1994), zekanın mevcut standarize edilmiş testlerinin zekanın genel yapısını uygun olarak ölçtüğü inancını destekleyen sonuçlar elde etmişlerdir.


;Kalıtım-Çevre Tartışması


Tanımında herkesin görüş birliğinde olmadığı “;zeka”;nın gelişiminde genetik ve çevresel etmenlerin oynadığı rol, zeka kavramı üzerinde yapılan tartışmaların başka bir yönünü oluşturmaktadır. Çevresel etmenler bireyin aile, okul ve toplum içerisindeki yaşantılarından oluşmaktadır.


Günümüzde bireyin belirli bir zihinsel donanımla dünyaya geldiği, çevresel etmenlerin bu donanımı belirli bir ölçüde biçimlendirdiği görüşü yaygın kabul görmektedir. Bu yönüyle zekanın genetik ve çevresel etmenlerin karşılıklı etkileşimlerinin bir ürünü olduğu söylenebilir. Ancak bu iki etmenin zeka gelişimi üzerinde ne ölçüde etkili olduğu konusunda farklı tahminlerde bulunulmaktadır. Her ne kadar bu konuda oran vermek fazla anlamlı olmasa da Jensen (1981), zeka gelişiminde genlerin rölünü %70, çevrenin rolünü %30 olarak tanımlamıştır. Son yıllarda yapılan çalışmalarda çevre etmenlerinin zeka üzerindeki etkilerinin sanıldığından daha fazla olduğu yönünde sonuçlar alınmaktadır. Örneğin Plomin ve Petrill (1997), çevre etmenlerinin rolünün yaklaşık %50 olduğunu öne sürmektedir
sensizim40 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 17-02-2007, 03:44 AM   #9 (permalink)
BaNLi-üYe
Avatar Yok
AileVadisi.NeT
Üyelik tarihi: Mar 2004
Bulunduğu yer: Hollanda / Utrecht
Yaş: 28
Konular :
Mesajlar: 24,338
Rep Puanı : 348
Rep Derecesi : sensizim40 is a jewel in the roughsensizim40 is a jewel in the roughsensizim40 is a jewel in the roughsensizim40 is a jewel in the rough
İletisim :
Standart


http://www.ailevadisi.net
PROBLEM ÇÖZME TEKNİKLERİ-TERAPİSİ

Terapi kelimesinin temel anlamı insan sağlığına iyi gelen uygulamadır. burada uygulanan yöntem bir teknik olmasına rağmen kişisel sorunlara uygulanması durumunda sorunun çözümlenmesine bağlı olarak kişsel bir iyilik hali ve psikolojik bir rahatlama sağlayacağı için bu teknikler terapi adı altındada uygulanmaktadır. ancak psikolojik görüşmede uygulanan bu teknikler burada anlatıldığından daha kompleks ve farklıdır. burada sadece yöntemin ana hatları ve mantalityesi üzerinde durulacaktır.


Şikayetlerimiz genelde bazı sorunlarla ilgilidir ve eğer sorun çözülürse şikayetlerimiz
geçecek yada azalacaktır. Bu da daha iyi hissetmemizi sağlayacaktır. Aslında oldukça basit ve işlevsel olan bu yöntemi hepimiz günlük yaşamamızda bir şekilde
kullanıyoruzdur. Burada anlatılacak olan şey bunun daha sistematik ve kuramsal halidir.
Bunu yaparken yazarak uygulama yapmak çok daha etkili olacaktır.


Sorun çözmenin iki temel ayağı vardır.
1) Kişi karşılaştığı problemler karşısında farklı çözüm seçenekleri üretebilmekte
midir? Yoksa sorun karşısında tek bir çözüm üzerinde mi durmaktadır? Bilindiği gibi
bir sorunu değişik yönleriyle değerlendirememek bilişsel katılıktır.
2) Kişi ürettiği çözüm seçeneklerini uygulayabilmekte midir? Bazı kişiler sorun
karşısında farklı çözüm seçenekleri öretebilmekte ancak bunları uygulama
konusunda isteksiz yada başarısız olmaktadır.kişinin sorunla karşılaştığında çözüm
seçenekleri uygulamasının yanı sıra bunları uygulaması da gerekir.



Öncelikli olarak kendinizin bir sorunla karşılaştığınızda hangi aşamada sorun yaşadığınızı
saptamanzı gerekmektedir.

SORUN ÇÖZME TEKNİKLERİNİN EVRELERİ


;


EVRE 1






Sorunların Açıklanması ve Tanımlanması:
Basamak1: sorunlar net ve somut olarak listelenir.
Yaşadığınız sorunların neler olduğu aşağıdaki sorular yardımıyla belirlenir.
● Sorun nedir?

● Sorun ne zaman oluyor?

● Sorun nerede oluyor?

● Sorun kimlerle ilgili?

Basamak2: kapsamlı sorunların daha küçük parçalara ayrılması
Sorun genel bir sorun gibi ifade edilebilir. Örneğin derslerde sorun yaşadığınızı
söyleyebilirisiniz, derlerde ama derste not tutamamada mı düzenli çalışamamada mı
yoksa dersi anlayamamada mı?



EVRE 2




Erişilebilir Hedeflerin Belirlenmesi:

Sorunlar net ve somut olarak belirlendikten sonra bu sorun yada sorunlara dair akla
uygun yine net ve somut hedefler belirlenir.
Örneğin matematikten yalnızca beş soru çözen ve bunu yükseltmek isteyen bir öğrenci

için ilk etap da yirmi soruya çıkmak gerçekçi bir hedef olabilir ;







EVRE 3




Çözüm Seçeneklerinin Üretilmesi:



Bu aşamaya beyin fırtınası aşaması da diyebiliriz. Amaç mümkün olduğun sorunu
çözmeye yönelik fazla sayıda seçenek üretmektir, üretilen seçeneklerin tümünün çok
etkili ve yada mükemmel seçenekler olması gerekmez. Üretilen alternatifler, listelenir ve
bir yere yazılır.
EVRE 4

Uygun Çözümün Seçilmesi


kişi üçüncü evrede listelenen alternatifleri tek tek inceler ve üstünden geçer tüm
alternatiflerin avantaj ve dezavantajları listelenir. Kişinin içinde bulunduğu koşullara en
uygun ve en kısa alternatif belirlenir.
EVRE 5




Belirlenen Çözümün Uygulanması:

Dördüncü evrede seçilen yolun uygulanma aşaması olan bu ; evrede bazı kişiler
uygulanacak bu çözümü karmaşık yada zor bulabilirler. Bu nedenle uygulanacak
çözümün küçük basamaklara bölünmesiyle hedefe varmak daha kolay olacaktır.
Ayrıca uygulamaya geçmeden önce uygulamada karşılaşılabilecek bazı zorluklar ve
sorunlar üstünde durulmalı ve olası zorluklarla nasıl baş edileceğine dair fikir
yürütülmelidir.

Bu evrede akılda tutulması gereken en önemli şey kişinin kendini bunu yapmaya hazır
hissetmesidir. Aksi taktirde motivasyon eksikliği etkinliğe zarar verecektir.


EVRE 6





Değerlendirme:


Bu aşamada yapılan uygulama değerlendirilir. Eğer sorun hala devam ediyorsa hangi
noktalarda sorun yaşanmıştır, yada yeni sorunlar çıktıysa bunlara yönelik nasıl bir
yaklaşım ve çözüm uygulanacaktır. Bu değerlendirme yapılırken aşağıdaki hususlar
gözden geçirilmelidir.

● Hedef açık bir şekilde belirlenmiş midir?

● Hedef gerçekçimidir?

● Yeni engel ve aksaklıklar ortaya çıkmış mı?

●Çözümün uygulanmasıyla ilgili basamakların gerçekleştirilmesi zor mudur? Zorsa

neden ?
sensizim40 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 17-02-2007, 03:45 AM   #10 (permalink)
BaNLi-üYe
Avatar Yok
AileVadisi.NeT
Üyelik tarihi: Mar 2004
Bulunduğu yer: Hollanda / Utrecht
Yaş: 28
Konular :
Mesajlar: 24,338
Rep Puanı : 348
Rep Derecesi : sensizim40 is a jewel in the roughsensizim40 is a jewel in the roughsensizim40 is a jewel in the roughsensizim40 is a jewel in the rough
İletisim :
Standart


http://www.ailevadisi.net
Çoklu Zeka Kuramının Gelişimi
--------------------------------------------------------------------------------



Gardner,bir insanın felç olduğunda beynin belirli bir kısmının hasara uğradığını ve beynin bu hasarı hangi kısmının yaptığını söylediğini ifade etmektedir. Müziksel yeteneğini kaybeden insanlar halen konuşabilmekte,dilsel yeteneğini kaybeden insanlar da halen şarkı söyleyebilmektedir. Bir yetenek kaybedildiğinde diğerleri korunabilmektedir. Öyleyse insanların tek bir zekaya sahip olmaları mümkün değildir. Bu Gardner’ı,sadece beyin araştırmaları dünyasına götüren bir anlayış değil aynı zamanda ÇZK’na götüren neden olmuştur (Tarman,1999:13).
Gardner’ın analizi;bizim gerçeği öğrenmemizi ve bilmemizi sağlayan bir ya da iki zeka yerine,bütün insanlarda çeşitli zekaların olduğunu ortaya çıkarmıştır. Gardner Çoklu zeka kuramını kurarken başlangıçta yedi tür zeka tanımlamış,daha sonra bu zekalara sekizinci olan doğa zekasını eklemiştir. Gardner ileri sürdüğü zeka türleri dışında da başka zeka türlerinin de olduğuna inanmaktadır. Gardner’a göre hayatı ilginç kılan her bir zeka alanında aynı güçte olmadığımız ve hepimizin aynı zeka bileşimine sahip olmayışımızdır. Nasıl ki insanlar görünüş itibarıyla birbirinden ayrıysa zeka bakımından da farklılıkları vardır. Çoklu zeka kuramında yer alan zeka türleri aşağıdaki şekilde sınıflanmaktadır(Akt.Demirel,1999:142;Akt.Tarman,1 998:12-16).
Gardner ,Çoklu Zeka fikrini ortaya attıktan sonra,pek çok yeni zeka da düşünülmeye başlamıştır(mizah,yemek yapma,altıncı his becerisi gibi). Ancak zamanla bu yeni zekaların ya diğer zekalar içinde yer aldığı ya da tam olarak zeka sayılamayacağı görüşleri ortaya çıkmıştır. Nitekim Gardner’ın son zeka türü olarak önerdiği doğal zeka da tartışılmaktadır. Bu tartışmaları sonuçlandırabilmek için Gardner ölçütler belirlemiştir. Bir özelliğin zeka olabilmesi için;

1-Bir dizi sembole sahip olabilmesi
2-Kültürel yapıda değeri olması
3-Aracılığıyla mal veya hizmet üretebilmesi
4-İçinde problem çözülebilmesi gerekmektedir(Akt.Talu,1994:165).

ÇZK bilişsel bilim,gelişimsel psikoloji ve nörobilimden yararlanarak her bireyin zeka düzeyinin otonom güçler ya da yetenekler tarafından oluştuğunu ve 8 zeka gücünün var olduğunu savunmaktadır. Zekalar her zaman birlikte çalışırlar;ancak bu çok karmaşık yollarla gerçekleşir. Bir zeka ,dahiler ve (beyinden kaynaklanan) özürlü bireyler dışında her zaman birbiriyle etkileşim halindedir. Örneğin bir futbol oyuncusu ,bedensel zekayı,koşar,yakalar ve vururken;uzamsal zekayı sahayı ve görevini tanırken;dil ve sosyal zekayı kendini değerlendirirken kullanmaktadır(Akt.Talu,1994:166).
sensizim40 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Etiketler
çoklu, zeka

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Forum Şartları


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 10:33 AM.


Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.2
aBSHeLL
Protected by CBACK.de CrackerTracker
Abshell-AileVadisi

Linkler

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307